Yazarlar
Konuk Yazar
YUNUS UN TÜRKÇESİ
YUNUS UN TÜRKÇESİ |
|
|
|
| Pazartesi, 03 Eylül 2007 | |
|
13. asırda Türkçe Yunus Emre ile şahlanmıştır. Anadolu da Türk nüfusu artmış, çoğunluk sağlanmıştır. !3. asra kadar Selçuklu Devletinin hakim olduğu ülkelerde Türkçe ne bir kültür ve edebiyat diliydi,ne de resmi bir dildi. Türklerin ilim dili Arapça olmuş, edebi eserler de Farsça yazılmış. Devletin resmi dili Arapça&Çoğu kere Farsça kullanılmış. İşte Anadolu da 13. Asırda başlayan bir daha yerini yabancı bir dile bırakmayan Türkçe nin bu kesin zaferinde Yunus Emre nin hizmeti büyüktür. Bu dil ortak İslam medeniyeti içinde gelişmeye başlamış, ortak medeniyet dillerinden Türkçeleştirilmiş kelimelerle zengin bir İslami Türk dili meydana gelmiştir. Yunus Emre yeni vatan coğrafyasının toprağından yükselen bütün güzel seslerini Türk halk diliyle birleştirmiş, Anadolu Türkçe sine o çağlara kadar hiçbir Türkçede görülmemiş bir musıki işlemiştir. Yunus Emre ilahilerinin sözlerini kendileri ile haşır neşir olduğu Türk halkının yaşayan dilinden derlemiştir. Beni bende demen bende değülem Bir ben vardur bende benden içeru İşte Yunusun bu mısraları halis Türkçenin parıltılarıdır. Anadolu Türkçesinde dilimizin ve sanatımızın en milli çizgisi olmuş Elif sözü bir gün Türk kızlarına isim olacak kadar millileşmeğe Yunusun şiiriyle başlamıştır. Allah lafzının İslami Türk yazısının ilk harfi Elif, Türkiye de bir sevgi çizgisi olarak levhalara camilere işlenmiş . Dört kitabın manisi bellidür bir Elif te Sen Elif i bilmezsin bu nice okumaktur Yunus Emre bu söyleyişle Elif i ölümsüzleştirir.Bir gün Karacoğlanın şiirinde aynı kelime mevcudiyetini bulur: Elifin uğru nakışlı Yavru balaban bakışlı yayla çiçeği kokuşlu Kokar Elif Elif diye Türk milletinin hakim millet olduğu İslam medeniyeti asırlarında fethettiği topraklarda fethettiği kelimeler de vardı.Türklük bu kelimeleri kendi zevki, sanatı ve dehası ile işleyerek Türkçe yapmıştır. Halk zevki ve bu zevkin, inceliğine varmış şairler kelimeleri de renkler gibi ışıklar gibi kullanırlar. Sarı ile mavi birleşince nasıl üçüncü bir renk meydana gelirse(yeşil renk) kelimelere renk gibi ışık gibi vuran halk duygusu da onların seslerinde yeni manalar tutuşturur. Mesela insan yüreğine od düşmek sevmek, aşık omak bir gönül hadisesi dolaysıyle içinden tutuşmuş gibi yanmaktır. Fuzuli bunu bir gazelinde: Düştü od cânıma ey tende olan peykânlar Kızmadan markere bir yâna erîmen çekilin ey sevgilinin, yüreğime saplanan bakışlarının okları! Canıma ateş düştü& İçimdeki savaş meydanı büsbütün tutuşmadan siz, erimemek için bir tarafa çekilin. Yunus Emrelerle Fuzulilerle Sinan paşalarla medeniyet dili olan Türkçemize biz bu gün ne kadar sahip çıkıyoruz? Türkçeyi ne kadar konuşuyoruz? Modern zamanımızda insanlar bireysel yaşamayı tercih ediyorlar. Bir ihtiyacı menfaati olmadığı sürece insanlar birbirleriyle iletişim kurmuyorlar ; hatta akrabalar arsında da çocuklar büyüklerinden çoğunu tanımayabiliyor.Türkçe yi konuşmuyoruz. Çoğu zaman meramımızı el ,kol hareketleriyle jestlerle, mimiklerle anlatıyoruz. Yunus un Fuzuli nin Baki nin Nedim in Şeyh Galip in işlediği Türkçe yi bırak konuşmayı anlamıyoruz. Bir milleti oluşturan unsurların başında dil, din, tarih gelmektedir. Bir milleti yok etmek için önce dilini bozmak gerekir. Dilimiz bu süreçleri haddinden fazla yaşamış. Yöresel boyutta baktığımızda halkımız arasında konuşula Türkçe ilkel kabile insanlarının konuştuğu dilden farksız. İçeriksiz, kaba, küfürlü& Elektriğin, motor gücünün, olmadığı zamanlarda insanlar bir köyden bir köye ya da bir mahalleden bir mahalleye oturmaya, yüzük oynamaya, ava gidiyorlarmış. Bazı zamanlar gittikleri yerlerdeyatıya da kalıyorlarmış. Çocukluğumdan beri bu muhabbetlere ilgiliyim. Az çok bu muhabbetlere katılan insanları merakla dinledim. Katıldığım muhabbetlerde dinlediğim halktan insanların sözlerini zenginleştiren kelimeleri TDK nın Tarama Sözlüğünden inceledim. Her bireri 14. 15. 16. 17. 18. Yüzyıllarda yaşamış şairlerimizin ya da nesir ustalarımızın eserlerini süslemiş.Bu gün lise çağındaki gençlerimiz bu kelimeleri bilmiyorlar. Mesela, Çenber, ilk akla gelen demirden ya da tenekeden daire şeklinde bir eşya ; ancak kadınların başına bağladıkları sarıktan ince tülbentten kalın alacalı bir örtü. Türküde de geçiyor: Çenberimde gül oya/ gülmedim doya doya& çenber çekinmek, çenber bağlamak deyimleri bu gün artık kullanılmıyor. Ağız kelimesi de unutulan yeni yetmelerin bilmediği bir kelime . Doğuran hayvanın ilk sütü anlamında. Ağız çevirmek deyimi kulağımda kalan hatıralardan biri. Bah bah: tarama Sözlüğünde ne iyi ne mutlu anlamında . Köylerde genellikle orta yaşın üzerindeki bayanların kullandığı bir kelime. Benim konuşma ortamlarında duyduğum kadarıyla anlam genişlemesine yol açmış iyi ya da kötü ünlem içerikli duygu düşünceleri karşılamada kullanılırdı. Ne kötü , yazık anlamları gibi Bazarlanmak,bazlama,beksimet, belenmek, belermek,belinlemek, beklim,bencileyin,beniz,ben(nişan anlamında),pestil, akşamlamak, analık, ondan ötürü, ap appak, ark, asar( korunak)aşlık,avara, aylak, acır,ağdırmak( hayvanları doleye ağdırmak), anlanmak, aha (işte), birez, bön(saf), börtdürmek, örük, örüklemek. Vs. sekiz dokuz ciltlik tarama sözlüğünün birinci cildinden bu kadar kelime çıkarabildim. 8 9 ciltlik tarama sözlüğünden nice antika değerinde asırların birikimini bünyesinde saklayan kelimelerimiz var. Bu kelimelerimizle aramızdaki engelleri kaldırırsak duygu, fikir zenginliğimiz artacak. Daha çok mutlu olacağız. MEHMET ÖZCAN |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Toplam Üyeler | 1852 | |
| Aktif Üyeler | 1836 | |
| Pasif Uyeler | 16 |