|
Selam ile efendim!
Sözlerin en kıymetlisi olan, ucuzluğa gram yaklaşmayan selamın değer ve hürmetiyle, selam eylerim efendim!
Beni sizlere bağlayan, buradan yazılarımın sizlere ulaşmasını sağlayacak olan selamın hatrıyla; kurduna-kuşuna, bebesine-dedesine, eniğine-cücüğüne, Selendi’nin güzel insanlarına gönülden selamlar efendim!
Manisa’yı, Manisa Tarzanı’ndan tanımıyorum , sadece. Güzel dostlarım vardır memleketinizde.Toprağınıza ayak basmadım. Suyunuzdan içmedim. Ekmeğinizden yemedim. Lakin güzel insanlarınızın ferah selamlarını aldım. Bir selamın hatrıdır ki, hakkıdır ki sizlere acizane mektuplar yazmak niyetindeyim.
Uzun zaman önceydi… Anamdan göbek bağımı kesipte dünyaya ram olduğumda gördüm; Ademdik işte! Ellerinde ve ayaklarında tırnakları olan; gözlerinde ateş yalımıyla yeryüzüne, gökyüzüne ve öteki ademlere bakışlar atan… Her adem bir şeylere tırnağını saplıyordu; kimi toprağa, kimi paraya, kimi aşka, kimi hali ömürlere bedel ideallere… Ben tuttum tırnaklarımı kalbime sapladım!
Kanayan bir dünya vardı.
Irmaklar gibi çağıldayıp akan bir dünya vardı.
Ağlayan ve gülen bir dünya vardı.
Kulağımda savaş çığlıklarıyla ve dünyanın en güzel müzikleriyle büyümeye çalıştım. Tırnaklarını kalbine saplayan her ölümlü gibi sancılı zamanlarım oldu.
Dünya ırmağının çağlayan değil de ağlayan tarafında durdum uzunca bir vakit. Vakit her akşama eripte karanlıklar çöktüğünde Boşnak saçlı kızları, Çerkez duruşlu delikanlıları, Arnavut bakışlı ihtiyarları ve Afrika mahzunluğunda çocuklarıyla odama dolan hüzün, ömrümün boyaynası kaderimin kimliği oldu.
Bağdat’ta bir kere ölmem yetmedi.
Saraybosna’da sevgilimin katledilmesi de yetmedi.
Diyarbakır’da naaşım bir askeri araçla taşınırken; Kerkükte bir hain ölüm vardı yakamda.
Yakamda bir amonyak çiçeği hayali kurarken , Ramallah’ta ve Kudüs’te anamın gözleri önünde hergün öldüm.
Artık tırnaklarımı kalbime saplamıyorum.
Tırnaklarım benim değil!
Kalbim de benim değil artık…
Kalbimi vatanımın imparatorluk haritasının her yerine param parça gömdüm!
O kadar ölümden, öldürmeden ve katliamdan sonra yanacak yanacak bir canım olmadığını gördüm.
Yazarken,
Yaşarken,
Bir ömür yalana batarken;
Tv camlarının önünde hergün biraz daha ölüyorken, gülmenin ne kadar pahalı olduğunu öğrendim sanırım.
Hani, ‘Hayatımız ne kadar da ucuz!’ diye üzülüyoruz bazen ya… değer biçilemeyen ne varsa ucuzlamışken bu dünyada; ucuz olmayan ne varsa – bir daha ölmeden- onu bulup alnından öpmek, selamımı vermek istiyorum.
Selamımıza sahip çıkalım efendim!
Selamsız geçmesin gününüz…
Uzakşehir 10/05/2007
|