Skip to content

SELENDİ - Kalplerin Buluştuğu yer - Manisa

Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Selendi: Anasayfa arrow Yazarlar arrow Konuk Yazar arrow Çayırın Suyu

Çayırın Suyu

PDF Yazdır E-posta
Cuma, 23 Kasım 2007

Orta yaşta bir gençti.İnce uzun boylu kavruk&Uzaktan bakan onun bir derdinin olduğunu anlardı. Yavaş adımlarla yürümesi başına bere giymesi, onun üzerine poçu bağlaması onu tanıyanları bilenleri zan altında bırakmaması mümkün değildi. Verem onun peşini bırakmamıştı. Tüysüz ün temiz sağlam havasında şifalı bitkilerle derdine derman aradı; ancak bulamadı. Şifalı bitkiler, Tüysüzün temiz havası onu veremden kurtaramadı. Çocukluğunda dedesi Sarı Efe Çayır a talvar yaptı, hayvanların rahat etmesini düşünerek. Sarı Efe,nin hayvanları semizleşti, önünden ne sürüler geçti; ama  Torunlarında marazlık geçmedi. Çocuklar yürüyebilir, asli ihtiyaçları giderebilir, gündelik işleri yapabilir olduğundan onların marazlılığıyla kimse ilgilenmedi. Çevreden konum komşu, öksürülecek bir mevsim olmamasına rağmen insanın içine şüphe düşüren çocukların öksürüğü karşısında herkes:  Bu gızan neden öksürür acaba? Herhalde Çayır ın suyu ediyor bunları.  Yorumlarını yaptılar.Herkes de buna inandı. Daha işin başında iken bir doktora durum anlatılsaydı, bir çaresi bulunurdu; ancak dediğim gibi çocuklarda son çarelik bir durum yoktu.
Toprağı kesme olduğundan çayırın suyu kabaydı.Toprak dediğin adam diksen yetişmeli.Ne yazık ki çayırın toprağı avara.çayırın toprağından kerpiç bile olmaz. Suyun cıvarındaki tarla sahipleri mahsul kaldırırlarken mecbur kalmadıkça çayırın suyunu kullanmadılar. İçim olarak hele hiç kullanmadılar. Sarı Efe ve torunları hep bu suyu kullandılar.Sarı Efe de sudan kaynaklanan bir rahatsızlık yoktu.Ne varsa torunlarındaydı maraz.Remzi Sarı Efe nin ikinci torunuydu. Remzi nin Hastalığı gittikçe artıyor, nefes almasında güçlük çektiğini daralan göğsünden anlıyordum
Remzi  İzmir e inip çıka inip çıka müzmel olmuştu. Kuru bir öksürük onun içinin gavcarlandığının işaretiydi. Hastalığından bahsederken ilaçlarını nasıl kullandığını anlatırken onun hayata tutunması bende gözümün önünden gitmeyen hatırasıdır. O annesinin erken yaşta vefat etmesinden hayat karşısında, hastalıklar karşısında zayıf düşmesinden, ev ortamının evcik olmasından hayatın sillesini yemişti. Annesi hayatta olsaydı hiç garip bırakır mıydı onu! Adeta felek bütün cefasını toplamış gelmişti. Onun başına yığmıştı. Biraz olsun Tüysüz e yaz evinin önüne kesiğe diktiği şeftalileri kirazları onu avutuyordu. Sınırında da Kırkfikir Amcanın senelerce önce diktiği ağaçları vardı. Kırkfikir amcaya Kırkfikir denmesinin sebebi çalışkan üretken bir yapısı olmasındandı. Kırkfikir Amcanın şeftalileri, ağaçları ile kendi ağaçlarını kıyaslardı:  Benim ağaçlar onunkini geçecek. derdi. Remzi soluk alıp verirken sanki biri boğazını sıkıyormuş gibi nefes alırdı. Ben onun o halini gördüğümde sanki kendi nefesim daralıyormuş gibi olurdum.
       Remzi altı kardeştiler. Dediğim kuru öksürük kardeşlerin hepsinde de vardı. Bir mecliste bir bireyntide onlardan birisi de varsa herkesin aklına şu düşünce gelirdi:  Yok canım, Çayır öldürecek bu gızanı, çayırın suyu ediyor böyle bunları. Remziler kardeşcek hareketlerinde iş yaparkenki durumlarında hep döküntülük, onların her hareketinde isteksizlik vardı. Onların bu hale gelmesine gündelik hayatta kullandıkları Çayır ın suyuydu.Çocukların  elleri kabarcık kabarcıktı. Yine bahane hazırdı:  Çayır da su yolaklarında çamurla oynadıklarından&  kimse başka bir neden bulmuyordu.
       Remzi yazın sıcağında kalın kalın elbiseler giyerdi. Çocuksu muzipliği vardı. Her lafın peşinde bir muziplik bulurdu. Bu, ona karşısındaki insanların sevgisini kazandırırdı. Ondan Remzi etraftaki komşular tarafından çok sevilirdi. Yaz günler Tüysüz ün öğlen karanlığında Tüysüzlüler   Onunla özellikle öğle oturmalarında öğlen sofrasında  bulunmak isterlerdi.
       Bir yere giderken elini arkasına vurur, yan adımlarla kamburlaşır öyle giderdi. Gözün seçebildiği uzaklıktan Remzi yi tanımak çok kolaydı. Hastalığının arttığı zamanlarda başına bere üzerine sarık sarmaya başlamıştı. Yaşı otuz cıvarında olmasına rağmen çok yaşlı gösteriyordu. Dişleri de, ön dişleri de dahil, çürümüştü. Remzi nin diğer kardeşlerinin de dişlerinde problemler vardı. En küçüğünden en büyüğüne kadar dişlerin pek hayırı  yoktu.Yine insanların yorumları hazır:   Çayırın suyu öldürecek gızanı, Fevzi ,ne var da dönüp duruyor orada, al git aşağılara şehirde hiç olmazsa kendini kurtarırlar bir iş sahibi olurlar.
       Sarı Efe, gün görmüş bir adamdı. İş kolayı bilir,olaylardan hadiselerden durumdan vaziyet çıkarırdı. Zamanın şartlarında elinden her iş gelirdi. Rençberliğin her çeşidini yönedine bilirdi. Ciddi, iş ehli bir insandı. Çalışmanın hakkını verir, vermeyenlere kızardı. Yekterliği ile köyde herkesin örnek alabileceği bir insandı. O da oğlu Fevzi nin çocuklarına üzülüyordu. Hep bir çatının altında yiyip içiyorlardı. Torunlarında beklentilerini bulamıyordu. Irgındı çocuklar. Sarı Efe hal yarenliği yapıldığı ortamlarda bağdaş kurduğu yerinde başını önüne eğer hep şu acı ifadeyi kullanırdı:  Benim ocağım söner.  Bu kanaate, gelecek vaad etmeyen torunlarının hareket davranışlarından varıyordu. Fevzi evin tek oğluydu. Soy isim olarak sülaleyi onun çocukları devam ettirecekti.
       İçlerinden Nurullah evlenmişti. Evleneli kaç sene oldu.O da halasının kızını almıştı, babası gibi Ortalıkta çoluk çocuk yok. İnsanlar gündelik işleriyle uğraşırlarken akıllarının bir köşesinde hadiseyi çoktan değerlendirmişlerdi:   Çayır ın suyu bu çocukların tohurunu da kesti. Fevzi nin ocağı sönecek. Sarı Efe büyük adammış, sağlığında  benim ocağım söner  demişti.  Bir Allahın kulu olayları akraba evliliği yönünden değerlendirmiyordu. Herkes bahaneyi Çayırın suyuna buluyordu.
       Remzi benim ağabeyim yaşındaydı. Öğrenciyken İstanbul dan tatile gelirdim. Ona bir şekilde uğramaya çalışırdım. Çok iyi keyfimi çatardı. Avlanmayı severdi. Tüysüz de avlanmaya müsaitti. Bir gün Hikmet le beni göde avına bile götürmüştü. Hikmet benim çocukluk arkadaşımdı.
       Remzi, gideceğimiz günün akşamından bizi Tüysüz deki tek odalı evinde misafir etti. Odanın içi dışı yaz hatıralarıyla dolu. Duvarda asılı olan kavunlar biber kuruları olgunlaşmaya bırakılan tepsideki ahlatlar&  Kapıdan girerken daha çok meyvelerin kokusundan bir kokteyl,  bulunduğunuz durumdan zevkler dünyasına alıp götürüyordu bizi. Akşamdan sıkılarımızı hazırladık. Yapacağımız avla ilgili hayallerimizi konuştuk. Remzi nin emin konuşmaları Hikmet le bizi şevklendiriyor, farklı bir zaman yaşamanın zevkini tattırıyordu. Sıkılar hazırdı. Yatıp gece saat 03 te kalkıp Düzün Üstü ne çıkıp Ballık a güneş doğmadan varıp öneziye oturmamız gerekiyordu.
       Saat 03.00
       Remzi nin evindeyiz. Akşam benimsemeden yattığım yataktan kalktım. Remzi ile Hikmet de kalktılar. Dışarıdan sağlam serin bir havanın, heyecanın yüksek olmasından benim uykum çoktan kanmış. Durumu Remzi ile Hikmet le paylaştım. Remzi de en az bizim kadar heyecanlı& Sanki hasta değil, hiçbir rahatsızlığı yok. Tüfeklerimizi aldık, sıkılarımızı harduca koyduk. Tüysüz den çama doğru tırmanmaya başladık. Saat üç suları& seher vaktinin iç rahatlatıcılığında yeni bir güne farklı başlamanın sevincini iliklerimize kadar hissediyorduk. Remzi de en az bizim kadar anın büyüsüne kapılmış görünüyordu. Avcılıkta profesyonel olduğundan Düzün üstüne doğru yol alırken yol boyunca yaptığı avların hatıralarını anlattı. Jest ve mimiklerini de kullanarak tavşanın önünü nasıl kestiğini nasıl tüfek attığını bize merakla dinletmişti.
       Remzi ile av hatırası olarak yolumuzun üzerinde Taşlı Eğrek te  gecenin bir saatinde Akif Amcanın kiraladığı tarladan kestiği diken harmanını yaktık. Alevlerin minare boyuna yakın yükselmesini, harmana yuvalanan farelerin kaçışını hayretle seyrettik.
       Güneş doğmadan Ballık a vardık. Hikmetle ben dolma tüfeği aldık. Tüfek hikmette& Benim av tecrübem yok. Gödeye rastlarsak Tüfeği Hikmet atacak. Remzi farklı bir koldan gödelerin geliş yönüne doğru vaziyet aldı. Gün ağarmaya başlarken iri iri gödeler yayılmak için anız tarlalarına gelmeye başladı. Gödeler çok ürkek kuşlar, en ufak şüphelenmede kaçıyor. Zaman hayli geçti. Remzi uzaktan bir sefer patlattı. Sonuç yok. Güneş doğdu, ortalık şavkardı. Ümitli bir bekleyiş, ümitsizlikle sonuçlandı.Göde avından elimiz boş geri döndük.
       Üniversiteler açıldı. Ben İstanbul a gittim. Yazdan kalan yaşanmışlıkların hatıraları tazeliğini korurken bir acı haber hatıralarımın üzerine bir yıldırım gibi düştü. Remzi ölmüştü. Donup kalmıştım. Şair ne güzel demiş:  Eğer beni görmek istersen gözlerinin daldığı yerdeyim.  Buğulanan gözlerim belki de o zaman limon küfü dalgaların köpüklerine dalmıştı. Ve hala Remzi çürümüş dişleri ile gözlerindeki parıltı ile hala o köpüklerin arasından istihzai bana gülüyor.
MEHMET ÖZCAN
 
< Önceki   Sonraki >

Duyurular

Şiir Bölümü Şiir bölümümüz açılmıştır. Yayınlanmasını istediğiniz şiirlerinizi turpcan@selendi.com adresine gönderebilirsiniz.

Zara - Çayın Öte Yüzünde Zara'nın seslendirdiği, Selendimize ait olan "Çayın Öte Yüzünde" türküsü türkülerimiz bölümüne eklenmiştir.

Selendi.Com!

Selendi Anadolu Lisesi sizlerinde yardımıyla kütüplanesini kuruyor.    Değerli Kitap Gönüllüleri,            Selendi Anadolu Lisesi öğretmenleri olarak okulumuza sizlerin katkılarıyla kütüphane kurmak  istiyoruz.            

KİMLER SİTEDE

Şuanda 5 misafir bağlı
Toplam Üyeler1852
Aktif Üyeler1836
Pasif Uyeler16

Search Cloud

No search terms found