Skip to content

SELENDİ - Kalplerin Buluştuğu yer - Manisa

Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Selendi: Anasayfa arrow Haberler arrow Güncel arrow Barışa dokunmak istiyorum

Barışa dokunmak istiyorum

PDF Yazdır E-posta
Haberler - Güncel
Çarşamba, 28 Şubat 2007
 Aylar önce, bir grup köylünün yanında tanıdı kimileri Oktay Konyar’ı. “Çöpe Hayır” diyen köylünün yanında da O vardı, “Artık insanlar ölmesin!” diye haykıran ve çocuklarına sahip çıkan annelerin yanında da… Ve Oktay Konyar, “Bir şeye dokunursanız keyif alabilirsiniz eğer dokunamıyorsanız barışı yeterince hissedemezsiniz…” diyerek, vicdanının sesini dinliyor, barış ve kardeşliğin hizmetindeki çıtasını daha da yükseltip, barışa dokunuyor...

 

 

O bir çiftçi… Bir de kararlı duruşu, kimilerini rahatsız eden söylemleri olmasa, sadece bir çiftçi olarak kalacak, köyündeki insanlardan başka tanıyanı olmayacaktı. Oysa O, gençlere, ''Salonlardan çıkıp tepkilerinizi sokakta dile getirin. Gözünüz şişsin, dudağınız patlasın. Bırakın polis sizi tartaklasın, siz ona karşı koymayın ancak tepki gösterdiğiniz konuda mesajınızı verin'' derken; köylülere, “Mücadele edenler her zaman kazanamazlar, ama kazananlar hep mücadele ederler" sözleriyle sesleniyor…

O, bir gün Hasankeyf'te, bir gün Fırtına Vadisi'nde, bir gün İstiklal Caddesi'nde, bir gün acısını yüreğine gömmüş barış anasının yanında yer alıyor. Ve ‘çöpe hayır’ diyen köylülerle omuz omuza memleketin tozlu yollarında karşımıza çıkıyor...

Kimileri yıllar önce bir televizyon haberinde tanıdı O’nu… ‘Asteriks’ lakaplı bir adam, Bergama destanı yazılırken ön saflarda duruyor, “Her yer Bergama, hepimiz Bergamalıyız” diyordu.

''Bir gün Bergama'ya uzun burunlu araçlarıyla yabancı şirketlerin temsilcileri geldi. 'Altın madeninin üzerinde oturuyorsunuz' deyip topraklarımızı delik deşik ettiler. Ormanlarımızı kesip, çukurlar açtılar ve siyanürle altın çıkarmaya başladılar. Siyanür çevreyi zehirleyeme başlayınca tepki gösterdik. İstanbul'a gidip boğaz köprüsünü trafiğe kapattık. Savcılar, polisler bizim hukuk bilgimiz karşısında şaşırdı. Hareketimiz 'eylem üniversitesi' haline dönüştü” sözleriyle anlatıyor o günleri Oktay Konyar.
Nedir bu eylem üniversitesi, nasıl oluştu?
- Yeni bir kültür yeni bir üniversite Gandi üniversitesi. Bir araç bana göre, bugün çöp olur, yarın insan hak ihlalleri olur, öbür gün demokrasi önündeki engeller olur. Bir taleptir bu, Haklı oluyorsunuz ama önünüzdeki devlet 600 yıllık devlet geleneği, ‘bayrak, toprak devlet’ diyor. Onu aşamıyor, İtiraz edemiyorsunuz. Oysa biz Türkiye’nin her yerinde yeni bir üniversite kurduk. Sivil itaatsizlik dediğimiz, kendi gelecekleriyle ilgili kararlara katılan, söz sahibi olmak isteyen ve şiddetsiz saldırısız bunu başarmaya çalışan bir halk oluşturduk. Bir üniversite yarattık, bu üniversite sokak üniversitesi oldu.
Sokak deyince şiddet geliyor insanların aklına son zamanlarda, şiddet mi var sokak üniversitesinde?
- Sokak kültürü sokak üniversitesi, orada örgütleniyoruz ama suç işlemiyor, şiddet ve siyaset yapmıyor, hayatımızla ilgili kararlara katılıyoruz. Orada polis, jandarmayı tanıyor, ders çalışıyoruz. Haklarımızın ne olduğunu öğreniyoruz. Hukuksuzlar, bu ülkeyi talan etmeye çalışanlar, emperyalizm ve onun işbirlikçisi uşaklar yasalardan korkmazlar. Hükümetler onları hiç ilgilendirmiyor çünkü her hükümetle politikaları devam ediyor, onları korkutan acıtan halktır. Kitlesel anlamda sokağa dökülen hak arayan halk onlara çok şeyleri yaptırıyor. Halk, bu sokak üniversitesinde suç işlememeyi öğrendi, şiddetten korunmayı öğrendi, hukuk öğrendi, bilim öğrendi, kendine yetecek kadar itiraz etmeyi öğrendi. Ders çalışan halk, bir üniversite öğrencisidir.
Yurttaşlar, itiraz ederken haklarını bilmiyorlar, oysa bizim haklarımız var. Develi’de jandarma görevini bilmiyor örneğin. Jandarma “İzin almadınız, savcıyla konuştum” diyor. Oysa jandarma komutanının böyle duyarlı bir ortamı bozmaması, “Siz eyleminizi yapın, biz de görevimizi yaparız” demesi farklı olurdu.
Oysa ben orada komutanın karşısına çıktım ve “Bizi korkutuyor musunuz?” dedim. “Köylüyü siz örgütlemişsiniz” diyen komutana köylü de “Biz beraber yaptık” diyerek yanıt verdi ve slogan atmaya başladı. O zaman komutan ayrıldı oradan.
Siz pek çok fakülteyi bitirebilirsiniz ama sokak kültüründen geçmiyor, demokratik haklarınızın kullanımını doğru, saygın bir şekilde hayata geçiremiyorsanız, polise bunu öğretemiyorsanız, güvenlik güçleri sizden ders almıyorsa üniversitede okumuyorsunuzdur bana göre. O zaman nasıl çağdaş, demokrat bir düzen kuracak, insan hakları ihlallerinin önüne geçeceğiz. Daha fazla demokrasi nasıl diyeceğiz. Yolsuzluğu, yoksulluğu nasıl önleyeceğiz.
Bir avuç köylü, yumruğu havada neye ‘hayır’ diyor?
- Cumhuriyetin bütün kazanımları teker teker elimizden gitti. Her tarafı hallaç pamuğu gibi ettiler. Parası olan, yaylaları, koyları, ormanları delik deşik ediyor. Ve soramıyorsun ‘neyle neyi alıyorsun?’ diye. Dünyanın gözü önünde bir Acarkent yapıldı. Acaristan, İstanbul’un akciğeriydi. Burayı yıllardır herkesin gözü önünde yerle bir ettiler. Şimdi rant kavgası nedeniyle birbirlerini ihbar ediyorlar. Yıkacaklardır. Orman Bakanlığı izin verdiği tesise karşı çıkabiliyor. Bugüne kadar bunlara kim karşı çıkabiliyordu, medya yapıyordu, aydınlar, demokratlar yapıyordu. İlk defa karşı çıkmak köylülerden geldi. Bir alay çapulcu, ayağında terlik, basma donuyla, kasketle yola döküldü. Halk bir ders verdi, ‘ben okuyorum, üniversitedeyim, haklarımı, toprağımı, hayatı ve geleceğimi öğreniyorum’ dedi.
Şimdi herkes onlar gibi bir şeyler öğrenmelisi. “Ben gücüm, ben karar veriyorum, ben karar veririm” diyenlere, “Ne oluyorsunuz?” demeyi öğrenmeli halk.
Develi sürecine sadece bir çöp olayı olarak bakmamak lazım. Develi süreci, Trabzon’daki Hemşin’deki Kahramanmaraş’taki Elbistan Afşin’deki, Soma’daki termik santrallerin katliamlarına karşı çıkmaktır. Yatağan’daki termik santral nedeniyle hala her gün kükürt dioksit soluyan insanlar taammüden yani tasarlanarak öldürülüyorlar. Önce akciğerde pnemoni başlıyor, sonra kansere dönüşüyor. İnsanlar bu santraller nedeniyle kanserden ölüyor. İşte halk buna ‘hayır’ diyor, ölümüne ‘hayır’ diyor.
Develi’de yürütmenin durdurulması kararıyla bir zafer kazanıldı. Mücadele bitti mi?
- Bundan sonra mücadelemiz daha da tırmanacak, burası yolun sonuna yakın bir yer. Biraz daha zaman alacak. İtirazlar olabilir, bu aşamadan sonra işleri zor.
Bir mücadele süreci, beraberinde örgütlenmeyi getirir. Hem gönül bağıdır, hem de üniversitedir. Öğrenciyle öğretim görevlisini ayıramazsınız, ikisi birbirinin malzemesidir.
Onlar benim bilgi ve becerilerimi, dünya kültürümü anlattığım bir halk, onlar da bana ahlaklarını, değerlerini, bugüne kadar yapmak istediklerini, yapamadıklarını, kafalarından geçirdiklerini anlattılar. Biz bir sentez yaparak, bir havuzda birlikte bir şey oluşturduk, henüz helvayı karmadık. Ben veya benim gibi insanlar arkalarını döndüklerinde bilmeliyiz ki, benim ardımdaki halk gerekeni yapar. Daha merdivenlerin yarısındayız. Üç dört ay sonra Bir Oktay Konyar geldi geçti olacak, ben bir çakıl taşıyım, arkamdan bir çakıl taşı daha geliyor, çok iyi kadrolar ve insanlar yetişti. En önemli değerleri suç işlememek, şiddete başvurmamak, ‘Bir dakika komutanım, bir dakika Valim, bir dakika Kaymakamım biz haklarımızı biliyoruz’ demeleri. Eğer yurttaş bilinci gelişseydi. Ne Develi ‘de ne başka yerlerde böyle sorunlar yaşanmazdı. Mahkeme kararıyla kazandık, hadi otur yerinde oturabilirsen.
Türkiye’nin en önemli gerçeği şu dur ki; ‘Türkiye’de kazanılan yargı kararları sürecine, halk demokratik tepkileriyle müdahale edemezse, katılamazsa, söz sahibi olamazsa, o kararlar hiçbir zaman uygulanmaz’. Nükleer santral, termik santral, madenler, yer altı kaynaklarıyla ilgili pek çok davada örnek olduğu gibi, halk, kazandığı yargı kararını boynuna asıp ‘Bu benim hakkım, kararım, bu benim geleceğim, benim toprağım’ diyorsa, kesin kararlılık gösteriyorsa o zaman yargı kararını uyguluyorlar. Bu süreç böyle bir süreç, bu süreç kirli bir süreç. Develi mücadelesinde kadınlar hep öne çıktı, onlar da kadın olarak haklarını tartışmaya başladı. Daha özgün, daha saygın bir yapı gelişti. Bundan sonra belki de kadınların hakları için mücadele olacak...
Develi mücadelesinde pek çok kesimden tepki aldınız, neler hissettiniz?
- Ben Manisa için üzülüyorum. Manisa bir dünya kenti, fakat hala kabuğunu kıramamış. Hala sürecin içinde yer almıyor, olaylara dışarıdan bakıyorlar. Hem hoşlanıyorlar, hem kafaları karışıyor, ne oluyor, olsa mı olmasa mı diyorlar. Ama bunun yavaş yavaş kırılması gerekiyor. İtiraz etmek ve demokratik hak kullanmak zordur. Hak kullanan bedel öder, karşı çıkan saldırılarla karşılaşır, insanları gözlerini kırpmadan linç edebilir, çoluk çocuğunu darmadağın yapabilirler. Yaşamın alt üst edilebileceği bir nokta var; “İtiraz edip, haklarına sahip çıkmak.”
Çünkü her yerde korkunç bir rant savaşı var. Bir tarafta rant, bir tarafta siz Don Kişot gibi çıkıp, itiraz ediyorsunuz.
Ben Bergama üniversitesinde yetiştim, orada da bir çakıl taşıydım. Aldığım kültürü, evrensel değerleri, yaşam tarzımı halklarla özdeşleştirdim. O zamandan bu zamana kadar pek çok şeyle suçlandım, ama ben hala aynı şeyleri söylüyorum ve söylemeye de devam edeceğim. Çünkü bu tür işler yapan, seslerini yükselten duyarlı taşlardır.
Biz evimizden papatya toplamak için çıkıp gelmiyoruz. Biz Develi’ye çöp döküyorlar diye de gelmedik. Daha fazla demokrasi ve daha fazla insan haklarını tartışmaya, onlarla bunu paylaşmaya geldik.
Oktay Konyar’a neden ‘PKK’lı veya ‘terörist’ dediler, manşetlere çıkardılar?

- Köylere cenazeler geliyor, kimi mayına basmış, gözü çıkmış, bazısının annesi tanımıyor. Cenazelerde inanılmaz bir linç girişimi yaşanıyor. Tepki ve ağıtlar insanın içini ürpertiyor.

Kürtler, Türkler, Lazlar Çerkezler bütün halklar bu ülkede bu topraklarda yıllarca beraber yaşadı. Ben duyarlı bir vatandaş olarak, ‘artık insanlar ölmesin, mayınlar patlamasın, bu savaş dursun, biz beraber yaşayalım’ diyorum. ‘Biz beraber yaşamalıyız, tanklara, uçaklara, bombalara mayınlara ne gerek var’ diyorum. Örneğin Manisa, yumuşak bir karın, sağ potansiyelin olduğu, o gözlükle bakılan, devlet, bayrak diyen bir halk var. Bu halkın gözünün önünde çocuklarının cenazeleri geliyor. Ve onlara diyorlar ki ‘Kürtler buradan toprak, bayrak istiyor, sana ve devlete karşı’. Bu düşünceyi diri tutuyor, kendilerine sermaye yapıyor birileri. Bundan korkunç rantlar çıkarsa, böyle bir toplumda her şey istismar edilir. Eğer ben buraya gelip, Develi’de toplumsal bir örgütlenme yapmasaydım, o korkunç çöp rantına parmağımı sokmasaydım ‘Oktay Konyar terörist’ demeyeceklerdi. ‘Savaş olmasın insanlar ölmesin’ diyen binlerce insan var bu ülkede, onlardan biri Develi’ye gelip bunları söyleseydi, O da terörist olurdu.

Örneğin ben buradan Kahramanmaraş’a gidip, oradaki termik santrale karşı çıkabilir, oradaki halkın çevre felaketine karşı duyarlılığını örgütleyebilirim, halkı sokağa dökebilirim. Aynı sorunu orada da yaşayabilirim. Çünkü bu konu Türkiye’nin pek çok yerinde aynı yumuşak karın. Ancak bunu Güneydoğu’da söyleyemezler. Orada bunu başaramazlar. Orada bunu kimse yutmaz ki. Çünkü orada kendi çocukları 15 yaşında dağa çıktığını, öldüğünü ve bu inanılmaz çatışma sonucunda korkunç bedeller ödediklerini, ormanlarının yakıldığını, köylerin boşaltıldığını, o acıyla varoşlara gelip domates biber sattıklarını, genç kızlarının nasıl pazarlandığını, çocuklarının kapkaç çetelerinin eline düştüğünü, gözleri yaşlı sarkık bıyıklarıyla boşluğa bakarak anlatırlar. Onları yaşamak, onları anlamaz lazım, onlardan neden kopalım. Ben bugün özgürce Manisa’ya gelebiliyorsam, dostluk kurmaya çalışıyorsam. Muş’taki Artvin’deki, Gümüşhane’deki, Diyarbakır’daki, Batman’daki insanla niye sevdiğim bu anı paylaşmayayım.

Hasankeyf’teki dünya kültürünün barajlar altında kalmasına gönlüm razı değil, aydınların, ülke insanlarının, dünya insanının gönlü razı değil. Ve ben duyarlı insanlarla beraber buna ‘hayır, itiraz ediyorum’ demişim, eylemlerine katılmışım, insanları örgütlemişim. Kimse orada bana PKK’lı demedi. Demez de. Ama burada söylerse tutar. Çünkü, burada söylerse halkın kafasını karıştırırlar. Oktay Konyar acaba öyle mi, bize zarar verebilir mi kaygısıyla belki insanlar eylemlerden çekilir diye bekliyorlar.

Haklarını bilen ve korkusuzca eylemlerde sesini yükselten Oktay Konyar’ın korkuları var mı?
- Karşısında olduklarımız mesela yargı kararlarından, mahkemelerden korkmazlar çünkü kendilerini devletin önemli bir devamı olarak düşünürler. Ama devleti yıpratıyorlar, yağmalıyor, incitiyorlar, soyuyorlar, devletin kurumlarını satıyor, peşkeş çekiyorlar. Oktay Konyar’ın PKK’lı olduğunu savunanlar yapıyor bunu. Biz kenardayız, soymuyor, çalmıyoruz, bunu yaptıklarını söylediğimiz için, itiraz ettiğimiz için yargılanırken; bunu yapanlar itibar görüyorlar. Bu değişir, böyle geldi ama böyle gitmeyecektir.

Ama kırgınım çok, alındım… Her yurttaşın alınma hakkı vardır. İnsan sevdiklerine de alınır kimi zaman. Ben düşman değilim ki, ben kime ne yaptım? Burada kamu yararına olmayan bir şeye itiraz ettim, halkı örgütledim, onlara dünya geleneğinde olmayan bir şey öğretiyorum. Birileri ölse miydi, birileri bıçaklansa mıydı, birileri bomba mı taşısaydı, birisi adam mı öldürseydi, kamyonun önüne mi yatsaydı? Hiç hoşlanmadığım bir şekilde devletin terör dediği bir anlayış mı gelseydi? Burada Türkiye’deki bütün insanları davet mi etseydik, onların gösteri mekanı mı olsaydı? Hayır, biz bunların hiçbiri yapmadık. Biz ne yaptık biliyor musunuz, o masumane, yalınayak insanlar, bir elinde zeytin dalı, bir elinde üzüm salkımı sundu vatandaşa. ‘Ben bunu yemek istiyorum, seneye bunu yiyemem’ dedi, vatandaşa ‘Al bir sana bir bana’ dedi, ‘Seneye çöp gelirse sana da yok bana da’ dedi. Başka bir şey söylemedi.

Gitti ürününü Meclis önüne attı itiraz etti ‘Ben bunu çiklet fiyatına satıyorum, bu duruma üzülüyorum, buna itiraz ediyorum, aracıları aradan kaldırın, biz sizin vatandaşınızız, bize sahip çıkın’ dedi.

Sonra yetmedi, cenazeler gelince. ‘Bizi Filistin’e göndermeyin, İsrail’in tuzağına düşmeyelim, çocuklarımız orada ölmesin’ dedi. Buna itiraz etmeyi becerdi, bunun neresi politika? Ben Oktay Konyar olarak çocuğumu oraya göndermek istemiyorsam, emperyalizmin kucağına çocuğumu atmak istemiyorsam bunu doğru görmüyorsam, mücadele verdiğim yerlerde de bunu söyleme özgürlüğüm var.

Oktay Konyar, bir davada bir nokta, bir virgül bile değil. Bu ülkenin savcısı, hakimi, mahkemesi yok mu? Ben elimi kolumu sallayarak rahatça her yerde dolaşabiliyorum. Ben bunlardan korkmam, ben cahil insanlardan korkarım.

O, hala kendi geleceğini bilemeyen, hala bağımsızlık türkülerini doğru söyleyemeyen, hala eşit yaşayabileceğini, ortak değerlerin beraber sağlanabileceğini, silahlarla, mayınlarla, savaşlarla hiçbir şey çözülemeyeceğini bilmeyen insanlara bunları söylememiz gerekiyor. Yoksa Oktay Konyar kimdir, ben gidiyorum, yarın belki gelirim, belki bir süre hiç gelmeyebilirim. Başka yerlerde de mücadele var. Ben mücadele insanıyım, hayatımı buna adamışım, bu benim yaşam tarzım.

 


Görüntüleme sayısı: 2020

  Yorumlar (2)
RSS yorumları
Yazan nagihan, 05-06-2007 10:13
ömrüm seni basından takip etmekle geçti kutluyorum seni seviyorum
Yazan seyma, 13-07-2008 12:51
çok uzundu okuyamadım

Yorum yaz
İsim:
Yorum:

 
< Önceki   Sonraki >

Duyurular

Şiir Bölümü Şiir bölümümüz açılmıştır. Yayınlanmasını istediğiniz şiirlerinizi turpcan@selendi.com adresine gönderebilirsiniz.

Zara - Çayın Öte Yüzünde Zara'nın seslendirdiği, Selendimize ait olan "Çayın Öte Yüzünde" türküsü türkülerimiz bölümüne eklenmiştir.

Selendi.Com!

Selendi Anadolu Lisesi sizlerinde yardımıyla kütüplanesini kuruyor.    Değerli Kitap Gönüllüleri,            Selendi Anadolu Lisesi öğretmenleri olarak okulumuza sizlerin katkılarıyla kütüphane kurmak  istiyoruz.            

KİMLER SİTEDE

Şuanda 2 misafir bağlı
Toplam Üyeler1829
Aktif Üyeler1823
Pasif Uyeler6

Search Cloud

No search terms found