VEDÂ HACCI
Hicretin onuncu senesi, zilhicce ayına beş gün kala Rasûl-i Ekrem (s.a.v.); öğle namazını kıldıktan sonra Ehl-i Beyt ve Ashâb-ı kirâm ile vedâ haccı için Medîne’den çıktı. Zilhicce'nin dördüncü günü sabah erken büyük bir hac kâfilesi ile Mekke'ye vardı ve Beni Şeybe kapısından Harem-i Şerîfe girdi. Ka’be-i Şerîfi gördükte: “Ya Rabbi! Sen bu Beyt'in şeref, şân ve heybetini ziyâde kıl!” dedi. Beytullâh'ı tavaf ettikten sonra Safâ tepesine çıktı. Cenâb-ı Hudâ'ya hamd ü senâ ve duâ ettikten sonra Merve’ye indi ve sa’y etti. Diğer taraflardan pek çok müslüman hacılar geldi. Cum'a günü arefe olup ol Hâtemü’l-Mürselin, yüz bu kadar bin müsliman ile hacc-ı ekber eyledi.
Hz. Bilâl (r.a.), ezân okudu ve ikâmet getirdi. Önce öğle namazı kılındı. Sonra Hz. Bilâl, yine ikâmet getirdi, ikindi namazı kılındı. Güneş batarken Fahr-i Âlem (s.a.v.), Kasvâ isimli devesine bindi ve Üsâme (r.a.) Hazretlerini terkisine aldı. Ve Arafât'tan hareket ile Müzdelife'ye vardı. Ve ertesi sabahleyin erkenden yine devesine bindi. Ve bu kerre terkisine Fadl ibni Abbâs'ı (r.a.) aldı ve Minâ'ya geldi. Kurban kesti ve tıraş oldu ve kesilen saçları Ashâb-ı kirâmına yâdigâr olmak üzere birer-ikişer dağıttı. Onlar dâhi bu mübârek kılları alıp hırz-ı cân etti (cânı gibi korudu). Fahr-i Âlem'in böyle Ashâbına yâdigâr vermesi ise ömrü az kaldığına işaret idi. O esnâda: “Ey insanlar! Menâsik-i haccı (haccın erkân ve adâbını) benden öğreniniz. Bilmem amma, belki bundan sonra benimle burada görüşemezsiniz.” dedi.
Sonra Mekke'ye geldi, vedâ tavafı yaptı. Hac tamam oldu. Hacılar dağıldı. Resûlüllâh (s.a.v.) Medîne'ye avdet buyurdu. O esnâda Fahr-i Âlem’in (s.a.v.) oğlu Hz. İbrahim dünyâdan göçtü. Peder-i Ekrem’ini çok müteessir etti.
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) onun hakkında: “Eğer sağ olsa nebî olması lâzım gelirdi. Sizin nebînizden sonra ise nebî yoktur.” buyurdu. Onun vefâtı günü, gün tutuldu. Hz. İbrahim’in vefâtı için tutuldu, dediler. Resûl-i Ekrem, onları reddedip buyurdu ki: “Gün ve ay, Cenâb-ı Hakk'ın vahdanîyyet ve azametine delil olan iki alâmettir, onlar hiçbir kimsenin hayat ve mematı için tutulmazlar.” (İLA 54)


