Ana Sayfa Yardım Takvim Giriş Yap Kayıt



+ ...:::Selendi Forum:::... » ENTELLEKTÜEL BOARD » Tarih Bölümü
 Tarihten Sayfalar..


Kullanıcı Adı: Beni Hatirla
Şifre:
Sayfa: [1]   Yukarı git
Konu: Tarihten Sayfalar..  (Okunma Sayısı 1957 defa) Seçenekler Arama
« : Şubat 15, 2006, 03:09:47 ÖS »
slandoss
Üye Bilgileri Selendili
*****


Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3457


Tarihten Sayfalar..

TARİHTEN SAYFALAR..
 

--------------------------------------------------------------------------------
Abdülhamid Han’ın Fatih’e verdiği söz!


Yeni Padişah İkinci Abdülhamid Han, Eyüp’te Ebû Eyyub el-Ensarî hazretlerinin türbesinde yapılan merasimde, ananeler gereği Hazret-i Ömer’in kılıcını kuşanmış Edirnekapı üzerinden geri dönüyordu. Sultanselim Camii’nde Yavuz Sultan Selim ve babası Sultan Abdülmecid Hanların türbelerini ziyaretten sonra Fatih Camii’ne gelindi. Padişah ve yanındakiler, büyük hükümdar, İstanbul fatihi Sultan Mehmed Hanın türbesine girdiler.

Dedesi, karşısındaydı!
Padişah büyük büyük dedesi olan bu büyük Türk hükümdarının kabri başında hürmetle ayakta duruyor, okunması gereken sure-i şerifleri ve diğer duaları okuyordu. Bir an elâ gözleri kapandı. Karşısında Fatih Sultan Mehmed Hanı gördü. Mübarek dedesinin iki yanında hocaları ve art arda şeyhülislâmları olan Molla Hüsrev ve Molla Gürânî vardı.
Kalbi sızladı. Gözlerini açtı. Bir de şu anda arkasında duran devlet ricalini düşündü. Amcasının tahttan indirilmesi ve ardından şehit edilmesinde parmakları bulunan Sadrazam Rüşdi Paşa, Şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi, Mithat Paşa ve diğerleri. Aman Yâ Rabbî, ne günlere kalınmıştı...
Gözleri yine kapandı. Aklına huzurunda bulunduğu büyük dedesi Fatih ile ilgili olarak Osmanlı tarihi hocası Vakanüvis Kazasker Lütfi Efendi’den işittiği menkıbe geldi.
Fatih Sultan Mehmed Han Fatih Camii civarındaki meşhur medreseleri yaptırmıştı. Talebelerin medreseye girdiği ana kapının önüne mezar büyüklüğünde bir çukur kazılmasını emretmişti. Emri hemen yerine getirilmişti. “Çukurun üzerine bir ızgara koyun!” diye devam etmişti cihan padişahı. Demirden ızgara da yerleştirilmişti çukurun üzerine. Ancak hiç kimse bu yapılanlara bir mânâ verememişti. Tâ ki büyük Fatih son emrini verene kadar: “Ben vefat edince üzerime, mezarımdan çıkan toprağı atmayın! Onun yerine bedenimi, medreseye devam eden ilim talebelerinin ayakkabılarından koparak ızgaranın altında biriken bu mübarek tozlarla örtün. Umulur ki Cenab-ı Hak, onların yüzü suyu hürmetine bana merhamet eder...”

Otuz üç sene boyunca...
Elâ gözler açıldı. Karşısında tecessüm eden ve memleketin düştüğü durum sebebiyle sitem dolu bakışlarını hissettiği dedesine yürekten söz verdi: “Cenab-ı Hakkın yardımıyla bu memleketi savaşlardan uzak tutacağım. Osmanlı mülkünün her tarafını okullarla donatacağım!...”
Gerçekten de Sultan İkinci Abdülhamid Han, 33 senelik saltanatı süresince gerçekleştirdiği eğitim yatırımlarıyla Fatih’ten sonra eğitime en çok hizmet etmiş padişah unvanını alacaktı...
Logged

www.manisaliyiz.com
 
yeni forumumuza tüm manisalıları bekliyoruz.
Sponsored
Links
*****
Offline Offline

Links: 1


View Profile
Re: Tarihten Sayfalar..
« Posted on: Mayıs 25, 2012, 09:05:29 ÖÖ Â»

Logged
« Yanıtla #1 : Şubat 15, 2006, 03:11:00 ÖS »
slandoss
Üye Bilgileri Selendili
*****


Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3457


Tarihten Sayfalar..

Osmanlı, kılıçla ve savaşla büyümedi!


Osmanlı fetihleri yalnız kılıçla değil, daha çok istimâlet denilen “uzlaştırıcı” ve “sevdirici” bir politika netîcesinde gerçekleşmekteydi. Osmanlı idâresinin; İslâm hukuku çerçevesinde, gayri müslimlere can ve mal güvenliğiyle dinlerinde serbestlik tanıması, onların ileride İslâmiyetle şereflenmelerine yol açıyordu. Yine bu durumun neticesi olarak çok defâ, geniş bölgeler, şehir ve kasabalar kendiliğinden Osmanlı hâkimiyetini tanımakta idiler.

“Türkler daha hoşgörülü”
Fatih Sultan Mehmed Han’ın, Rumeli’deki fetihlerini genişleterek Sırbistan sınırlarına dayandığı zaman, iki ateş arasında kalan Ortodoks Sırpları, Katolik Macaristan Krallığı ile Müslüman Osmanlı Devleti arasında tercih yapmak zorunda kaldılar. Bunun üzerine Sırbistan Kralı George Bronkoviç, hem Macar Kralı Jan Honyad’a, hem de Fatih Sultan Mehmet Han’a heyetler gönderdi. Heyetlerin bu görüşmelerinden sonra Osmanlı Türklerini daha müsamahalı ve hoşgörülü buldu ve kendi dinlerinden olan Macaristan Krallığı’na değil de, Müslüman olan Osmanlı Devleti’ne iltica etmeyi kabul etti...
1758 yılında Rus ve Avusturya baskısı ve zulmü altında bulunan Prusyalılar, bu durumdan kurtulmak için Osmanlı’ya ümit besliyorlar ve Müslümanları adaletin koruyucusu olarak düşünüyorlardı. Hatta Müslümanları imdada çağıran mektubundaki “Baskı altında olanların dostu, mazlumun kırbacı, Şark’ın zafere aşina çocuklarına” diye başlayan ibret dolu şu şiirin 1761 yılında Imparator II. Frederic tarafından yazılmış olması Osmanlı gerilerken bile iki medeniyet arasındaki uçurumu gözler önüne sermektedir...

Bizi onlar çağırdılar...
Yukarıdaki iki örnekte de görüldüğü gibi; Osmanlı kılıçla ve savaşla büyümemiştir. Bizzat Hristiyan halklar kendi dininden ve milletinden olan idarecilerin zulüm ve baskılarına dayanamayıp Osmanlı’ya koşmuşlar ve Osmanlı’yı onlar çağırmışlardır...
Logged

www.manisaliyiz.com
 
yeni forumumuza tüm manisalıları bekliyoruz.
« Yanıtla #2 : Şubat 15, 2006, 03:11:32 ÖS »
slandoss
Üye Bilgileri Selendili
*****


Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3457


Tarihten Sayfalar..

Derviş değil, sultan gerek!”

Fetihten sonra günler geçer... Fatih, Akşemseddin hazretlerine sıkça gelip gitmeye başlar... Öyle ki devlet işleri oyuncak gelir gözüne. Sarayı, otağı bırakıp döşeği tekkeye sermeye niyetlenir. Nitekim bir gün “N’olur” der, “Beni de dervişleriniz arasına alın!..”
Akşemseddin, hani Fatih’e baba muamelesi yapan o gül yüzlü muallim birden ciddileşir, “Hayır!” der, “Osmanoğullarının dervişe değil, sultana ihtiyacı var!”

İstanbul’dan uzaklaşır...
Ama Sultan Mehmed’i iyi tanır. Yine gelecek, hem bu kez ısrar edecektir. Buna fırsat vermez. Pılısını pırtısını toplamadan uzaklaşır İstanbul’dan... O yıllarda kuş uçmaz, kervan geçmez bir kuytu olan Taraklı’ya çekilir, sonra Göynük civarlarına yerleşir, kendi halinde talebe yetiştirir. Ama duaları Fatih’le birliktedir.
Akşemseddin hazretleri bir gün oğlunu (4 yaşındaki Hamdi Çelebi) dizine oturtur. Minik yavru bülbül gibi Kur’an-ı kerim okur. Mübârek bir ara hanımına döner. “Biliyor musun?” der, “Aslında dünyanın mihneti, zahmeti çekilmez ama şuncağızın yetim kalmasına dayanamam. Yoksa çoktaaan göçerdim!” Hanımı omuz silker. “Amaaan efendi” der, “sen de göçemedin gitti yani.”

“Efendi göçtü!..”
Mübarek “İyi öyleyse!” deyip kalkar. Göynüklülerle helalleşir ve mescide çekilir. Talebelerine “okuyun” buyururlar. Bir ara gözleri kapanır, yüzü aydınlanır. Kolları yana düşer ve berrak bir tebessüm oturur dudaklarına. Talebeleri eve koşarlar “Başınız sağolsun” derler, “Efendi göçtü!”...
Ve mübarek, Göynük’teki tarihî Süleyman Paşa Camii’nin bahçesine defnedildi. Daha sonra oğullarının kabri ile beraber bir türbe içine alındı... Ruhu şâd olsun...
Logged

www.manisaliyiz.com
 
yeni forumumuza tüm manisalıları bekliyoruz.
« Yanıtla #3 : Şubat 15, 2006, 04:30:58 ÖS »
since
sahip-ul edevat
Üye Bilgileri Selendili
*****

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 12011


Tarihten Sayfalar..

emrah kardeşimizin de belittiği gibi osman lı adeleti ve hoşgörüsü sayesinde bir çok milleti bağrına basarak,onların ne dinine nede inançlarına karışmamıştır.günümüzde özelliklede ırak ta yaşananlar içler acısı.osmanlı dışında ırak da kim iktidar olmuşsa hep zulüm hep acı çektirmişler.
Logged

Eşini beğen,İşini beğen,Aşını beğen ama KENDİNİ BEĞENME!

''Medeniyet Açmaksa Bedeni, Hayvanlar
Sizden De Medeni!''

M.Akif ERSOY


 
« Yanıtla #4 : Şubat 15, 2006, 07:50:59 ÖS »
reney45
zamanı az
Üye Bilgileri Selendili
*****

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1258


Tarihten Sayfalar..

güzel konular...
 
emrah kardeş teşekkürler....
Logged


  • [COLOR=darkslateblue]Gözlerde yaş yoksa, ruh gökkuşağına sahip olamaz.[/COLOR]
  • Söz kalpten çıkarsa kalbe kadar gider, dilden çıkarsa kulağı aşamaz.
[/COLOR][/SIZE][/SIZE]
« Yanıtla #5 : Şubat 16, 2006, 03:19:08 ÖS »
murat arslan
Üye Bilgileri Selendili
**

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 85


Tarihten Sayfalar..

malesef bugün hala osmanlı yıkılmaya, karalanmaya çalışılıyor,kendisine aydın diye hitap edenler osmalının omuzlarını ezerek yükseliyor malesef bugün osmanlıya sahip çıkanlar satılık medyanın görmezliğine uğruyor.kimse sahip çıkmasa da bizim sahip çıkmamaız gerekir diye düşünürüm. emrah arkadaşımızın anlattığı büyük sultan 2.abdülhamid bile kızıl sultan diye anlatılıyor halbuki abdülhamid yıkılma dönemi içinde yükselme devri yaşatmış bir padişahtır.bu konuya değindiği için emrah kardeşimize teşekkür ediyorum
Logged

Yalnızca mutluluklar ve zevkler değil!
Acılar büyüdükçe...
Gelecek ve ikbal arayarak değil!
geleceğini koyarak...
Yalnızca dostluğu ve arkadaşlığı değil!
ihaneti ve satılmışlığı da görerek...
Yaşadıkça ve yaşlandıkça değil!
direndikçe büyürsün...
« Yanıtla #6 : Şubat 16, 2006, 05:36:32 ÖS »
slandoss
Üye Bilgileri Selendili
*****


Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3457


Tarihten Sayfalar..

arkadaşlar yorumlarınızla katıldığınız için ben teşekkür ederim.
Logged

www.manisaliyiz.com
 
yeni forumumuza tüm manisalıları bekliyoruz.
« Yanıtla #7 : Şubat 20, 2006, 09:08:18 ÖS »
slandoss
Üye Bilgileri Selendili
*****


Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3457


Tarihten Sayfalar..

Kızılırmak üstündeki Koyunbaba Köprüsü


Fatih Sultan Mehmet Han, Otlukbeli Savaşına giderken yolda Koyunbaba adındaki bir zatın duasını alır. Ve netice malum; Uzun Hasan’ı yener. Bizim anlatacağımız bu savaş değil, zaferle dönerken yaşanan bir hadiseden bahsedeceğiz bugün sizlere...
Koca Fatih, dönüşte vezirini göndererek Koyunbaba’nın bir dileği olup olmadığını sordurur. Koyunbaba:
“Eğer bir hayır yapmak istiyorsa, Kızılırmak üstüne köprü gerekir, onu yaptırsın, bir de kışlak ve yaylak yerlerimizi, koyunlarımızı vergiden bağışlasın ki, misafirlerimizi daha iyi ağırlayabilelim” der.

Şehzade söz verir...
İstekleri yerine getirilir. Ancak köprü yapılmadan Fatih Sultan Mehmet Han vefat eder. Babasının ölüm haberini alan ll. Beyazıt Amasya’dan yola çıkar. Osmancık’a geldiğinde ırmak kıyısında sürüsünü otlatan Koyunbaba’yı görür. Kendisini karşıya geçirmesini ister. Koyunbaba:
“Olur ama bu ırmağa bir köprü yaptırırsan” der.
Şehzade söz verir. Koyunbaba Şehzade’ye gözlerini kapamasını ve söylemeden açmamasının söyler. Şehzade Beyazıt denileni yapar. Gözlerini açtığında İstanbul’dadır. Koyunbaba yok olmuştur...
ll. Beyazıt tahta geçtikten bir süre sonra rüyada Koyunbaba’yı görür. Mübarek, kendisinden köprüyü yaptırmasını istemektedir. Ertesi gece yine aynı rüyayı görür. Bunun üzerine gerekli araç-gereç ve ustalar Osmancık’a gönderilir ve köprünün yapımına başlanır. Koyunbaba’nın da geyiklerle köprüye taş taşıdığı söylenir...

“Taşın düştüğü yere!”
Köprünün yapımı sırasında dervişlerden biri Koyunbaba’ya ölünce nereye gömülmek istediğini sorar. O da “Bu taşın düştüğü yere” diyerek ağır bir taşı fırlatır. Öldüğünde II. Beyazıt onu taşın düştüğü yere gömdürür ve buraya bir türbe yaptırır...
Logged

www.manisaliyiz.com
 
yeni forumumuza tüm manisalıları bekliyoruz.
« Yanıtla #8 : Şubat 20, 2006, 09:08:57 ÖS »
slandoss
Üye Bilgileri Selendili
*****


Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3457


Tarihten Sayfalar..

Melek Ahmed Paşa’nın kalyonu

Dördüncü Mehmed Han döneminde, Melek Ahmed Paşa, 5 Ağustos 1650’de sadrazamlığa getirildiği zaman, ekonomik sıkıntı had safhadaydı... Askerin maaşı bile ödenemiyordu. Çözüm bulmaya çalışan defterdar Emir Mustafa Şerif Paşa ile devletin diğer ileri gelenleri hazineden maaş alan dul, yetim, ulema, şeyh, derviş ve seyyidlerin 1651 senesinde alacakları maaşın ödenmeyip devlete gelir olarak kaydedilmesine karar verdiler...

...Ve tören günü!..
Tam o günlerde, donanmada yeniliklerle meşgul oluyorduk... Dönemin Osmanlı donanması, kürekle çekilen kadırgalardan oluşurdu. Avrupalıların yelkenle hareket eden ve kadırgaya göre oldukça büyük olan kalyonlar sayesinde üstünlük sağlamaları üzerine 17. yüzyıl ortalarından itibaren Osmanlı donanmasında da kalyona geçilmesine karar verildi. Sadrazam Melek Ahmed Paşa, İstanbul’da büyük bir kalyonun inşasını emretti. Kalyon, Bahçekapı gibi merkezi bir yerde kısa zamanda tamamlandı. 26 Nisan 1651 günü törenle denize indirilecekti...
Ancak geminin inşasında önemli hatalar yapılmıştı ve kalyon suya indiği sırada yan tarafına devrildi, içine sular doldu ve içerisinde bulunan denizcilerin ellisi boğuldu.

Görevinden azledildi...
Melek Ahmed Paşa olup, bitenler karşısında hüngür hüngür ağlarken, inşa sırasında kalyonun büyüklüğünü anlata anlata bitiremeyen İstanbullular, hadiseye “zulüm ile yapılan geminin hali budur” yorumunu getirdiler.
Melek Ahmed Paşa’nın sadrazamlığı da bu hadiseden sonra pek fazla sürmedi. Düşük ayarlı para basmaya kalkan Paşa, 1651’in 21 Ağustos’unda esnafın başını çektiği bir ayaklanma neticesinde görevinden azledildi...
Logged

www.manisaliyiz.com
 
yeni forumumuza tüm manisalıları bekliyoruz.
« Yanıtla #9 : Şubat 20, 2006, 09:10:27 ÖS »
slandoss
Üye Bilgileri Selendili
*****


Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3457


Tarihten Sayfalar..

Adını padişahın verdiği yemek!..

Rivayet edilir ki, IV. Murat Han Revan Seferine çıktığında, Bitlis’ten geçmiştir. Ordusu ile beraber ilerlerken, Bitlis’e yakın bir yerde bir sürü ile çobana rastlar. Çobana kendilerinin IV. Murat olduğunu, yemek olarak ikram edecek bir şeyin olup olmadığını sorar. Çoban da; et ve sütten başka bir şeyinin olmadığını, kabul ettikleri takdirde kendilerine bunları ikram edebileceğini söyler. Onlar da tabii ki hemen kabul ederler.

“Büryan gibi pişmiş!”
Çoban, hemen bir tekeyi keser, temizledikten sonra bolca tuzlar. Daha sonra toprağı eşeleyerek derince bir çukur açar. Topladığı dalları çukurun içine atarak yakmaya başlar. Dalların tamamı yanıp, ateş kor halini alınca çukurun içine içi su dolu büyükçe bir kap bırakır. Daha sonra tuzladığı bu hayvanı kuyunun içine sarkıtır. Hava almaması, etin suyun buharıyla pişmesi için üzerini kapatır. Piştikten sonra çıkarak padişaha ikram eder...
Padişah bu yemeği çok beğendiğini, “Büryan gibi pişmiş” demesi üzerine o günden sonra bu yemek hep yapılmış ve adına “büryan” denilmiştir.


Bir çeşit tandır kebabı
Şunu da belirtelim ki bugün, “Büryan kebabı”, Siirt’e, Bitlis’e özgü bir çeşit tandır kebabıdır. Benzer biçimde yapılan kebaplar, Türkiye’nin birçok yöresinde “Kuyu kebabı”, “Fırın kebabı”, “Tandır kebabı” adı altında yapılmaktadır.
Logged

www.manisaliyiz.com
 
yeni forumumuza tüm manisalıları bekliyoruz.
« Yanıtla #10 : Şubat 20, 2006, 09:12:33 ÖS »
slandoss
Üye Bilgileri Selendili
*****


Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3457


Tarihten Sayfalar..

Süleyman’dan hakkın alır karınca”


Kanuni Sultan Süleyman, Seyhülislâm Ebüssuud Efendi’den, manzum bir beyitle, Topkapı Sarayının bahçesindeki meyve ağaçlarına zarar veren karıncaların yok edilmesinin dinen caiz olup olmadığını sordu.
Beyit şöyle:
“Dirahta ger ziyan etse karınca
Günah var mıdır ânı kırınca?”
(Eğer karınca ağaca zarar verir, onu kurutursa onu yok etmenin bir günahı var mıdır?)
Şairliği de bulunun Ebüssuud Efendi, manzum soruya manzum bir cevap verdi:
“Yarın Hakkın divanına varınca,
Süleyman’dan hakkın alır karınca...”
***

Vali Rüstem Paşa
Kanuni Sultan Süleyman, kızı Mihrimah Sultan’ı; zekî, bir devlet adamı olan Rüstem Paşa’ya vermek istiyordu. Rüstem Paşa bu sırada Diyarbakır Valisiydi. Saraya damat olacağı duyulunca hakkında bir sürü dedikodu çıkarıldı. Bunların en önemlisi, Rüstem Paşa’da cüzzam hastalığı bulunduğu iddiasıydı. Kanuni, sarayın hekimbaşını çağırarak cüzzam hastalığının en çok tanınan belirtisinin ne olduğunu sordu. Hekimbaşı, cüzzamlı bir kimsede bit barınamayacağını söyledi.
Bunun üzerine Diyarbakır’a adamlar gönderildi. Bunlar gizlice Rüstem Paşa’nın çamaşırlarını kontrol ettiler ve bite rastladılar. Böylece Rüstem Paşa’nın cüzzamlı olmadığı anlaşıldı.

Bahtı açık olunca...
Bu hadise üzerine devrin bir şaîri şu beyti söyledi:
“Olacak bir kimsenin bahtı kavi, talihi yâr,
Kehlesi (bit) dahi mahallinde onun işe yarar.”
(Bir kimsenin bahtı açık, şansı da yaver olursa, onun biti bile yerinde, zamanında işe yarar, yükselmesine yardım eder.)
Logged

www.manisaliyiz.com
 
yeni forumumuza tüm manisalıları bekliyoruz.
« Yanıtla #11 : Şubat 20, 2006, 09:13:29 ÖS »
slandoss
Üye Bilgileri Selendili
*****


Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3457


Tarihten Sayfalar..

Devlet adamı ikiyüzlü olmaz!”


Yusuf Kamil Paşa ve davetliler önceden bildirilen mükellef yemekleri iştahla yedikten sonra, meyve faslına geçilir. Masaya buzlu çilekler gelir. İlk olarak uzanan Yusuf Kamil Paşa, çatalını sapladığı iri bir çileği ağzına götürürken kazara masadaki tuzluğun içine düşürür. Ama ziyan olmasın diye tuza bulaşmış çileği alıp yer. Berbat bir tat verdiği halde bozuntuya vermez ve masada bulunanlara:

“Tuzlu çilek yediniz mi?”
- Arkadaşlar, tuzlu çilek hiç de fena olmuyormuş, isteyen deneyebilir, diye tavsiyede bulunur. Bunun üzerine birkaç kişi dener. Bunlar:
- Paşam gerçekten nefis oluyor...
- Bundan sonra çileği hep tuzlu yemek isterim.
- Tuzlu çileğin lezzetini keşfetmekte geç bile kalmışız, gibi asılsız, Paşa’ya yaranma hedefi güden şeyler söylerler.
Kamil Paşa, o esnada masada bulunan, yardımcılarından, yeri geldiğinde sözünü esirgememekle tanınan, Minas Efendiye de:
- Arkadaşların görüşleri için sen ne dersin Minas Efendi, diye fikrini sorar.

“İşler bu yüzden
kötüye gidiyor!”
Minas Efendi kendisinden beklendiği şekilde cevap verir:
- Paşam, bu adamlar özel hayatlarında bu düşüncelerini söyleseler üzerinde durulmaya değmezdi. Fakat devlet hayatında da böyle ikiyüzlü davrandıkları için, memlekette işler bu yüzden kötüye gidiyor!..
Logged

www.manisaliyiz.com
 
yeni forumumuza tüm manisalıları bekliyoruz.
« Yanıtla #12 : Şubat 20, 2006, 09:14:13 ÖS »
slandoss
Üye Bilgileri Selendili
*****


Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3457


Tarihten Sayfalar..

Geldiler, vazifelerini yaptılar ve gittiler...

Osmanlı askerleri Bükreş’te Ruslar tarafından on misli bir kuvvetle yok edilmek isteniyordu. Türklerin toptan mahvedilecekleri kesin gözüküyordu. Bu toptan imhayı görmek için yabancı gazeteciler de oradaydı...
Ruslar, sabahın erken saatlerinde Osmanlılar üzerine gülleler yağdırmaya başladılar. Aradaki müthiş dengesizliği Osmanlı Türkleri de görüp biliyorlardı. Kumandanlarının müsaadesiyle hepsi abdest alıp ikişer rekat namaz kıldılar. Birbirleriyle kucaklaşıp helalleştiler. Son hücumlarını yapacaklar, ya şehid ya gazi olacaklardı...

Süngü süngüye çarpışma!
Ellerinde mermi de kalmayan Osmanlı kuvvetleri, süngü takıp hücuma geçecekti. Öyle de yaptılar. Ruslar da, kendilerine süngü ile hücuma kalkışan Türklere karşı silahlarını susturup, süngü takmışlardı. Yabancı gazeteciler, kendilerinden on misli fazla Rus kuvvetleri karşısında biraz sonra ezilip yok olacak olan Osmanlıların akıbetlerini merak ediyorlardı.
O sırada bir elini göğe doğru kaldıran Kolağası şöyle bağırıyordu:
- Evlatlarım, semaya bakın!..
Askerler semaya baktıklarında bir de ne görsünler! Yeşil elbiseler içerisinde bir ordu Rus askerlerinin üzerine şahin gibi süzülmüştü. Bu manzara karşısında tamamen coşan Osmanlı askerleri de “Allah Allah” diyerek düşmana saldırmaya başladılar.

Yeşil elbiseli askerler!
Bu müthiş manzara orada bulunan yabancı gazeteciler tarafından da müşahede edilmişti.
Neticede Müslümanlar galip gelmiş, o kadar maddi güce rağmen Ruslar mağlubiyetten kurtulamamışlardır.
Ortalık yatışmıştı. Tarafsız gazetecilerin en çok hayret ettikleri, yeşil elbiseli askerlerdi. Onları soruyorlardı:
- Sizlerle beraber savaşan o yeşil elbiseli nur yüzlü askerler nerede? Onları görmek istiyoruz.
Heyhat! Onları artık Müslümanlar da göremeyeceklerdi. Çünkü gelmişler, vazifelerini yapmışlar ve geri gitmişlerdi...
Logged

www.manisaliyiz.com
 
yeni forumumuza tüm manisalıları bekliyoruz.
« Yanıtla #13 : Şubat 20, 2006, 09:14:43 ÖS »
slandoss
Üye Bilgileri Selendili
*****


Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3457


Tarihten Sayfalar..

Bir Anzak’ın kaleminden Çanakkale cephesi!..


Elian Cambell, hatıralarının bir yerinde ateşkes saatlerinden şöyle bahsetmektedir: “Ateşkes sırasında Türkler şehitlerini gömüyorlardı. Arkadaşlarımızdan birkaç kişi gönüllü olarak onlara yardım etmek istedi ve bu korkunç görevde dost ve düşman iş birliği yaptılar...”

Sığır eti ve bisküvi
Bu sırada yapılan konuşmalarda açlığını hissettiren bir Mehmetçiğe, bir Avustralyalı asker sığır eti ve bisküvi getirir.
Sonunda görev tamamlanmıştı. Her iki tarafın da askerleri siperlerine çekilmiş bekliyorlardı.
Birkaç hafta sonra Avustralyalı askerler Türk siperlerine karşı büyük bir saldırıya geçerler. Mücadelenin şiddetli bir anında Avustralyalı bir asker ağır şekilde yaralanarak Türk siperlerinin yakınına düşer. Yaralı asker acılı bir şekilde can çekişmeye başlar. Bundan sonrasını Cambell şöyle anlatıyor:

“Oracıkta şehit düştü”
“Mermi yağmurunun ortasında bir Türk, siperden fırlayarak yaralı askerimizi sırtına aldı ve bizim hatlara doğru taşımaya başladı. Türk, sırtındaki Avustralyalı ile birlikte yaralanmadan siperlerimizin korkuluklarına ulaştı ve sırtındaki arkadaşımızı kıyıdan aşağıya yavaşça bıraktı... Sonra bu Türk kendi hatlarına doğru yöneldi. Fakat birçok yerinden yaralanıp yere düşmeden önce ancak üç ya da dört adım atabilmişti. Ve oracıkta şehit düştü.
Yaralı Avustralyalı, aç Türk’e sığır eti ve bisküvi getiren askerdir. Onu sırtında siperlerimize taşıyan Türk, onun kumanya verdiği askerdir.”
Logged

www.manisaliyiz.com
 
yeni forumumuza tüm manisalıları bekliyoruz.
« Yanıtla #14 : Şubat 20, 2006, 09:15:27 ÖS »
slandoss
Üye Bilgileri Selendili
*****


Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3457


Tarihten Sayfalar..

arkadaşlar güzel olaylar.okumanızı tavsıye edıyorum.
Logged

www.manisaliyiz.com
 
yeni forumumuza tüm manisalıları bekliyoruz.
« Yanıtla #15 : Şubat 21, 2006, 08:18:35 ÖÖ »
since
sahip-ul edevat
Üye Bilgileri Selendili
*****

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 12011


Tarihten Sayfalar..

Alıntı sahibi: EMRAH
arkadaşlar güzel olaylar.okumanızı tavsıye edıyorum.
okudum emrah sağolasın kardeş...
Logged

Eşini beğen,İşini beğen,Aşını beğen ama KENDİNİ BEĞENME!

''Medeniyet Açmaksa Bedeni, Hayvanlar
Sizden De Medeni!''

M.Akif ERSOY


 
« Yanıtla #16 : Şubat 21, 2006, 08:45:45 ÖÖ »
muhsin
OPTR.SELENDİLİ
Üye Bilgileri Selendili
****


Offline Offline

Mesaj Sayısı: 470


Tarihten Sayfalar..


 
 
                    İLK ŞEHİT ANITI
Seddülbahir köyündedir. 1986 yılında, Çanakkale Savaşlarında ilk olarak canlarını veren 5 subay, 81 er olmak üzere toplam 86 şehidimiz anısına dikilmiştir. Cephanelik şehitliği olarak da adlandırılmaktadır.
Logged

Hayatta en anlamlı kelime "BİZ", en anlamsız kelime ise "BEN" dir...
:35: muhsin
« Yanıtla #17 : Şubat 21, 2006, 01:02:48 ÖS »
seyman
Üye Bilgileri Selendili
*****

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4196


Tarihten Sayfalar..

eyvallah arkadaşlar güzel paylaşım bunlar.
Logged

Havaya bakar hava alırsın,
Toprağa bakar dua alırsın...
« Yanıtla #18 : Şubat 21, 2006, 03:42:27 ÖS »
varyans45
matematikçi
Üye Bilgileri Selendili
*****

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 893


Tarihten Sayfalar..

teşekkürler arkadaşım...devamını bekliyorum...
Logged

[COLOR="Blue"][FONT="Comic Sans MS"][SIZE="2"]yaz yağmuru düşer durur yüreyime
bir küçük aşk yeter benim hasretime
sende benim yağmurum ol
damla damla düş gönlüme...
[/SIZE][/FONT][/COLOR]
« Yanıtla #19 : Şubat 21, 2006, 05:34:41 ÖS »
slandoss
Üye Bilgileri Selendili
*****


Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3457


Tarihten Sayfalar..

tamam mucahıt kısa zamanda yenilerını eklemeye çalışacağım.
Logged

www.manisaliyiz.com
 
yeni forumumuza tüm manisalıları bekliyoruz.
« Yanıtla #20 : Şubat 21, 2006, 05:57:35 ÖS »
aydınşahin
PAPAĞANCI
Üye Bilgileri Selendili
*

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 6


Tarihten Sayfalar..

teşekkurler emrah
Logged
« Yanıtla #21 : Şubat 22, 2006, 04:43:33 ÖS »
slandoss
Üye Bilgileri Selendili
*****


Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3457


Tarihten Sayfalar..

Hazreti Ali (Radıyallahü anh)


Hazreti Ali, on yaşında iken îmân etmiştir... Bütün gazâlarda kahramânlıklar gösterdi. Hicri Otuzbeş senesinin Zilhicce ayında halîfe oldu. Hicretin kırkıncı yılının Ramazan-ı şerîf ayının onyedinci Cuma günü sabah namazına giderken İbni Mülcem adlı bir Harici tarafından şehîd edildi... Techiz ve tekfini, oğlu Hz. Hasan tarafından yapılmış ve namazı eda olunduktan sonra Kûfe’nin kabristanı sayılan Necef’e defnedilmiştir...

Haricilerin kin ve intikam!
Hazret-i Osman zamanında çıkan fitne ateşi dört büyük halifenin sonuncusu olan Hazret-i Ali zamanında da devam etti. O, zamanındaki fitne ocağı olan Haricilerle savaşmış ve hepsini de perişan etmişti. Bunlardan, kin ve intikam ateşiyle dolu olanlar, zaman zaman bir araya gelerek, nasıl intikam alacaklarını planlıyorlardı. Sonunda; Hz. Ali, Hz. Muaviye ve Hz. Amr bin Âs’ı öldürmeğe karar verdileri. Hz. Ali’yi , Abdurrahman bin Mülcem öldürecekti.
İbni Mülcem, Hazret-i Ali’yi kollamağa başladı. Bir gün sabah namazından önce Halifenin geçeceği yola pusuya yattı. O mübareğin geldiğini görünce âniden arkadan üzerine atılarak zehirli kılıcını indirdi.
Hz. Ali ağır yaralıydı. Durmadan kan kaybediyordu. O vaziyette iken bile yanındakilere dönerek, camiye gidip sabah namazını kılmalarını, vakti geçirmemelerini söyledi. Namazı kıldırmak için de yerine vekil tayin etti.
Oğlu Hz. Hasan’ı yanına çağırarak: “Bunun yemeğini yedirip istirahatini de temin edin. Eğer yaşayacak olursam ya affederim veya cezasını veririm. Eğer ölürsem, cezasını verin fakat aslâ haddi aşarak Müslümanların kanlarına girmeyiniz. Zira Allah haddi aşanları sevmez” buyurdu.
Kendisine, “Yâ Emire’l mü’minin, şayet size bir hal olursa oğlunuz Hasan’ı halife saçelim mi?” diye sordular. “Ben bu hususta sizlere ne emrederim ve ne de nehyederim. Siz işinizi daha iyi bilirsiniz. Resûl-i Ekrem’in bu meseleyi bıraktığı gibi ben de bırakacağım” buyurdu.

“Mazluma yardım edin!”
Durumu gittikçe ağırlaşyordu. Bir ara yanına oğulları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’i çağırdı. Onlara şu şekilde nasihatta bulundu:
“Evlâtlarım! Sizlere Allah’a karşı müttaki olmanızı vasiyet ederim. Daimâ doğru söyleyin ve yetimlere acıyın. Âhiret için iyi ameller işleyerek sıkıntıya düşenlerin imdâdına koşun. Zâlimin hasmı olup mazluma daimâ yardım edin. Allah’n kitabı ile amel edin ve Allah yolunda olmaktan sizi hiçbir şey alıkoymasın!”
Bu nasihatlerden sonra Hz. Ali âyet-i kerimeler okumağa başladı. Vefatında, son sözü “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah” oldu.
Logged

www.manisaliyiz.com
 
yeni forumumuza tüm manisalıları bekliyoruz.
« Yanıtla #22 : Şubat 22, 2006, 04:44:13 ÖS »
slandoss
Üye Bilgileri Selendili
*****


Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3457


Tarihten Sayfalar..

Hazreti Âmine (radıyallahü anha)


Resulullah efendimiz altı yaşına geldiğinde, mübarek annesi Hz. Âmine, yanına Ümm-i Eymen’i de alarak Medine’ye gitti. Niyeti hem oradaki akrabalarını, hem de kocası Abdullah’ın kabrini ziyaret etmekti. Bir ay Medine’de kaldılar.
Ümm-i Eymen Medine’deki bir hatırasını şöyle anlatır:
“Bir gün Yahudî âlimlerinden ikisi yanıma gelerek dediler ki:
-Bize Ahmed’i göster!

“Bu çocuk peygamber olacak”
Ben de Resulullah efendimizi dışarı çıkardım. İyice incelediler ve dediler ki:
-Bu çocuk, ahir zaman peygamberi olacaktır. Burası da onun hicret edeceği yerdir. Bu memlekette büyük savaşlar olacaktır.”
Ümm-i Eymen onların bu konuşmalarından sonra çok korkmuştu. Sevgili Peygamberimize bir zarar vermelerinden endişe duyuyordu.
Herhangi bir tehlikeye karşı onu korumak için, Peygamberimizin yanından ayrılmamaya gayret gösteriyordu.
Nihayet Mekke’ye hareket günü gelmişti. Ümm-i Eymen buna çok sevindi. Artık Yahudîlerin Resulullaha bir zarar veremeyeceklerini düşünüp rahatladı.
Bu üç kişilik kafile Medine’den ayrıldılar. Mekke’ye doğru yola koyuldular. Neşeli bir şekilde yollarına devam ediyorlardı ki, beklemedikleri bir şey oldu. Ebva denilen yerde, Hz. Âmine birdenbire rahatsızlandı. Mübarek kadın bu hastalıktan kurtulamayıp vefat edeceğini anlamıştı.
Baş ucunda duran Peygamberimizin yüzüne baktı. Bir rüyasını hatırlayarak şöyle dedi:
-Şayet rüyada gördüklerim doğruysa, sen celal ve bol ikram sahibi olan Allah tarafından, Âdemoğullarına helal ve haramı bildirmek üzere, Peygamberliğin bildirilecektir. Sen, teslimiyeti, ceddin İbrahim’in dinini yerleştireceksin. Cenab-ı Hak seni devam edegelen putlardan, putperestlikten koruyacaktır.
Bundan sonra şu şiiri söyledi:

Ne büyük nimet...
Her yaşayan ölür, eskir her yeni,
Her yaşlanan elbet, oluyor fani.
Ben de öleceğim, bir gün elbette,
Lâkin kalacaktır, adım dillerde.
Çünkü senin gibi, hayırlı evlat,
Bıraktım geriye, ne büyük nimet...
Hz. Âmine, Ebva denilen yerde hastalığının artması üzerine, ciğerparesini Ümm-i Eymen’e emanet etti. Ona iyi bakması ricasında bulundu. Çok geçmeden de ruhunu teslim etti. O sırada otuz yaşında bulunuyordu.
Logged

www.manisaliyiz.com
 
yeni forumumuza tüm manisalıları bekliyoruz.
« Yanıtla #23 : Şubat 22, 2006, 04:44:44 ÖS »
slandoss
Üye Bilgileri Selendili
*****


Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3457


Tarihten Sayfalar..

Ebû Ubeyde bin Cerrâh (radıyallahü anh)


Araplar arasındaki nâdir okuma-yazma bilenlerden olan Ebû Ubeyde bin Cerrâh ve arkadaşları; Osman bin Maz’ûn, Ubeyde bin Hâris, Abdurrahman bin Avf, Ebû Seleme, Hz. Ebû Bekir’in vâsıtasıyla, Resûlullahın huzûrunda Müslüman oldular...
Hz. Ebû Ubeyde, Hz. Ebû Bekir’in vâsıtasıyla îmâna gelenlerin onuncusudur. İmân ettiğinde 31 yaşındaydı. O günden, vefâtına kadar malıyla, mevkisiyle ve canıyla İslâmiyeti yaymak için çalıştı...

Şam’da vebaya yakalandı
Hayatta iken, Cennet ile müjdelenen on sahabîden biri olan Ebû Ubeyde bin Cerrâh “Ümmetin Emîni” lakabıyla övüldü. Bütün gazalarda bulundu. Çok kahraman idi. Bedir Gazasında, müşrikler tarafında bulunan pederini öldürdü. Uhud’da Resûlullah’ın mübârek yanağına batan iki demir halkayı dişleri ile çekip çıkardı. Rumlar ile olan muharebelerde, senelerce nefer olarak savaşırken, halife Hz. Ömer tarafından Şam ordularına “Başkumandan” yapıldı. Adaleti ile Rum halkını hayrette bıraktı. Şamlıların seve seve îmân etmelerine sebep oldu.
Hicrî 18 (m. 639) senesinde Şam’da veba hastalığı salgın halde olup, çok Müslümanın ölümüne sebep olmuştu. Hz. Ebû Ubeyde de bu salgında vebaya yakalandı, öleceğini anlayınca orada hazır bulunanlara bir vasiyetinin olduğunu bildirdi. Vasiyetinde şöyle buyurdu:
“Namazınızı kılınız. Orucunuzu tutunuz. Zekatınızı veriniz. Haccınızı yapınız. Birbirinize iyilik yapınız. Âlimlere ve büyüklerinize itaat ediniz. Dünyaya aldanmayınız. İnsanların en akıllısı Allahü teâlânın emirlerini yerine getirenlerdir. Hepinize Allahü teâlânın selâmı ve rahmetini, lütuf ve bereketini niyaz ederim. Haydi, yâ Muaz, cemaate namazı kıldır!”

“Hakkınızı helâl edin!”
Vasiyetini yapar yapmaz gözlerini yummuş, yerine Muaz bin Cebel’i (radıyallahü anh) vekil etmişti. 58 yaşında vefât etti...
Muaz bin Cebel hazretleri cemaate bir hutbe okudu. Burada “Yemin ederim ki, bugün siz öyle bir kimseyi kaybettiniz ki, Ondan daha dinine bağlı, daha temiz ve merhametli bir kimse görmedim. Dünyaya hiç meyletmeyen, tebaasına hep iyiliği ve birbirlerini sevmeyi emreden bu mübârek Ebû Ubeyde hazretlerine hakkınızı helâl edin ve duâ ediniz” buyurdu
Logged

www.manisaliyiz.com
 
yeni forumumuza tüm manisalıları bekliyoruz.
« Yanıtla #24 : Şubat 22, 2006, 04:45:20 ÖS »
slandoss
Üye Bilgileri Selendili
*****


Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3457


Tarihten Sayfalar..

Sa’d bin Ebî Vakkâs (radıyallahü anh)
Sa’d bin Ebî Vakkâs hazretleri, Hz. Ebû Bekir vâsıtasıyla Müslüman olmuş, Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden bir zâttır. İlk Müslümanların yedincisidir.
Sa’d bin Ebî Vakkâs, Eshâb-ı kirâmın en cesûr ve kahramanlarındandır.
İslâmiyetin ilk yıllarında, Müslümanlar, müşrîklerden çok ezâ ve cefâ görüyorlardı... İbâdetlerini rahat bir şekilde yapamıyorlardı...

İlk ok atan sahâbî...
Bir gün Hz. Sa’d ile birkaç sahâbî, bir vâdide namaz kılmakta idiler. Bu sırada, müşriklerin azılılarından ba’zıları, kendilerini alaya aldılar ve hakârete başladılar. Sa’d bin Ebî Vakkâs hazretleri, bunların üzerine yürüdü. Eline geçirdiği bir deve kemiği ile, müşrîklerin elebaşısının kafasını yardı. Böylece, “Allah yolunda, ilk müşrik kanı döken sahâbî” unvânını kazandı...
Uhud Savaşında çok kahramanlıklar gösterdi. Peygamber efendimizin yanından hiç ayrılmadı.
Sa’d bin Ebî Vakkâs hazretleri, ayrıca “Allah yolunda ilk ok atan sahâbî”dir. Okçuların ya’nî kemankeşlerin reisidir. Uhud Harbinde, 1000’den fazla ok attı. Peygamber efendimizin büyük iltifatlarına mazhar oldu. O ok atarken, Peygamber efendimiz buyururdu ki:
- At yâ Sa’d!
Ayrıca onun için şöyle duâ buyurmuştur:
- İlâhî, bu senin okundur. Onun atışını doğrult! Allahım, sana duâ ettiğinde de, Sa’d’ın duâsını kabûl eyle!..

Safran kokulu cübbe!..
Sa’d bin Ebi Vakkas ölüm hastalığında şöyle vasiyet etmişti:
-Bana lahd usulü bir mezar kazın ve başıma Resulullah’a (sallallahü aleyhi ve sellem) yapıldığı gibi kerpiçten bir taş dikin.
Hazreti Sa’d vefat ederken, yünden safran kokulu cübbesini getirtti ve dedi ki:
-Beni bununla kefenleyin. Zira Bedr günü müşriklerle üzerimde bu varken çarpıştım. Onu bugün için saklıyordum.
Mübârek cesedi Medîne-i münevvereye götürüldü.
Namazını Medîne Vâlisi Mervân kıldırdı. Vasiyetine uyularak Bedir Harbinde giymiş olduğu elbisesi ile defnedildi.
Logged

www.manisaliyiz.com
 
yeni forumumuza tüm manisalıları bekliyoruz.
« Yanıtla #25 : Şubat 22, 2006, 04:45:57 ÖS »
slandoss
Üye Bilgileri Selendili
*****


Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3457


Tarihten Sayfalar..

Talha bin Ubeydullah (Radıyallahü anh)

Talha bin Ubeydullah hazretleri, İlk îmâna gelenlerden ve aşere-i mübeşşeredendir. “Talha, ile Zübeyr, Cennette komşularımdır” hadîs-i şerîfi ile medhedildi...
Bu mübarek sahabî, son derece sevimli idi. Orta boylu, geniş göğüslü, yakışıklı bir zattı. İsraf ve aşırılığa kaçmadan iyi giyinirdi. Onun ahlâkının güzelliğine bir misâl olarak şu hadise anlatılır:

Ümmi Ebân’la evlendi
Eshâb-ı kirâmdan birçok zât güzelliği dillere destan olan Ümmi Ebân hatunla evlenmek için teklifte bulunmuşlardı. Fakat O hiçbirisini kabul etmedi. Talha bin Ubeydullah teklifte bulununca kabul etti. Sebebi sorulduğu zaman:
-Onun ahlâkını bilirim. Evine girerken güler yüzle girer, evinden çıkarken mütebessim olarak çıkar. Kendisinden istenildiğinde verir, kendisine bir iyilik yapıldığı zaman teşekkür eder. Bir kusur görünce affeder, diye cevap vermiş ve Hz. Talha ile evlenmişti.
Hz. Talha çok büyük bir zenginliğin içinde bulunmasına rağmen gayet az yer, son derece sade giyinirdi. İsraf etmez ve israf edenleri sevmezdi. Bazen de çok güzel elbiseler giyerdi.
Hz. Talha, ahlâk, edep ve fazilet bakımından çok yüksek idi. Kalbi Allahü teâlânın korkusuyla ve Resûlünün muhabbetiyle doluydu. Bu muhabbeti aşk derecesinden de çok ötelerde idi. O bu aşkının en güzel isbâtını Uhud ve diğer gazâlarda göstermiştir.
Hz. Talha bin Ubeydullah, Uhud Savaşında üstün gayretler, kahmanlıklar göstermişti. Savaş anını kendisi şöyle anlatır:
“Gördüm ki, Eshâb-ı kirâm dağıldı. Müşrikler hücûm ettiler ve Resûlullahı her taraftan kuşattılar. Resûlullahın önünden mi, arkasından mı, sağından mı, yoksa solundan mı gelen taarruzlara karşı duracağımı bilemiyordum. Bir önden gelenlere bir arkadan gelenlere koştum onları uzaklaştırdım. Nihayet dağıldılar...”

“Beni kalbimden vurdun!”
Uhud Savaşında aldığı ağır yaralar sebebiyle komaya girdi, Resulullahın duasıyla iyileşip, birlikte Medine’ye döndü. Resulullahın vefatından sonra da çok üzülüp tenha bir köşeye çekildi. Yıllar sonra “Cemel Vakası”nda şehid oldu. Hz. Ali harp meydanını gezerken Hz. Talha’yı ölenler arasında görünce çok üzüldü, pek çok ağladı. Kucağına aldı. Yüzündeki toprakları sildi ve “Ey Talha semânın yıldızları altında seni toprağın üzerinde serilmiş olarak görmek bana pek ağır geldi, beni kalbimden vurdu. Keşke yirmi yıl önce ölseydim” buyurdu. Hz. Ali, bizzat namazını kendi kıldırdı...
Logged

www.manisaliyiz.com
 
yeni forumumuza tüm manisalıları bekliyoruz.
« Yanıtla #26 : Şubat 22, 2006, 04:47:08 ÖS »
slandoss
Üye Bilgileri Selendili
*****


Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3457


Tarihten Sayfalar..

Sa’d bin Rebî (radıyallahü anh)


Sa’d bin Rebî hazretleri, Eshâb-ı kirâmın büyüklerindendir. Resûl aleyhisselâmın bi’setinin (peygamberliğinin) onbirinci senesinde, Akabe mevkiînde Medîneli on iki kişi ile buluştu. Bunlardan birisi de Sa’d bin Rebî idi... Burada Peygamber efendimize, “Allahü teâlâya hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinâ etmemek, çocuklarını öldürmemek, kimseye iftira etmemek, hiçbir hayırlı işe karşı çıkmamak” hususunda söz verdiler...
Hz. Sa’d, Bedir ve Uhud gazâlarında bulunmuş bir bahadırdır. Uhud’da büyük kahramanlıklar gösterdi. Vücûdu delik deşik oldu...

“Bana kim haber getirir?”
Uhud Muharebesinde, bir ara, Müslümanlar arasında karışıklık başladı. Hz. Sa’d o zaman hiçbir gevşeklik göstermedi. Eshâb-ı kirâma Akabe biatında, canlarını fedâ edeceklerine dâir verdikleri sözü ve yemîni hatırlattı.
Muharebe sona erip, Kureyş müşrikleri çekilip gitmişlerdi. Resûl aleyhisselâm sordu:
-Sa’d bin Rebî’nin ne durumda olduğunu, canlılar arasında mı, yoksa şehitler içerisinde mi olduğunu, tesbit edip, bana kim haber getirir? Bir ara onu şu tarafta görmüştüm, diyerek eliyle bir tarafı işaret buyurdular.
Ensârdan bir zât dedi ki:
-Bu işi ben yaparım, yâ Resûlallah.
Haber getirmeye giden Muhammed bin Mesleme veya Ubeyy bin Ka’b’dan birisi idi. Resûlullah efendimizin işâret buyurduğu tarafa gitti. Vâdide yatan şehîdler arasında, seslenerek dolaştı. Fakat cevap alamadı. Bu defa şöyle seslendi:
-Ey Sa’d, beni sana Resûlullah gönderdi! Ne taraftasın?
O zaman Sa’d hazretleri bulunduğu yerden kımıldandı. Haber için gelen zât da dedi ki:
-Resûlullah, senin sağlar mı, yoksa ölüler arasında mı olduğunu, araştırıp, kendisine haber vermemi emretti.
Bunun üzerini Hz. Sa’d şu cevâbı verdi:

“Ben ölüler arasındayım!”
-Ben artık ölüler arasındayım! Resûlullaha selâmımı arz et ve “Sa’d bin Rebî ümmetine doğru yolu göstermek için rehberlik yapan Peygambere verilecek mükâfatların en üstünü ile, Allahü teâlâ seni mükâfatlandırsın diyor” de! Kavmin Ensâr’a da selâm söyle! Onlara da;
“Sa’d bin Rebî size, Akâbe gecesinde, Resûl aleyhisselâmı korumaya dâir söz verip, yemîn etmediniz mi? Vallahi hayatta bulunduğunuz müddetçe, Peygamber efendimizi iyi korumayıp, ona bir zarar gelirse, sizin için, Allahü teâlânın yanında gösterebileceğiniz hiçbir mazeret yoktur, diyor” de!
Bunları söyledikten bir müddet sonra da vefât etti
Logged

www.manisaliyiz.com
 
yeni forumumuza tüm manisalıları bekliyoruz.
« Yanıtla #27 : Şubat 23, 2006, 08:28:07 ÖÖ »
since
sahip-ul edevat
Üye Bilgileri Selendili
*****

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 12011


Tarihten Sayfalar..

emrah kardeş sağolasın.
Logged

Eşini beğen,İşini beğen,Aşını beğen ama KENDİNİ BEĞENME!

''Medeniyet Açmaksa Bedeni, Hayvanlar
Sizden De Medeni!''

M.Akif ERSOY


 
« Yanıtla #28 : Şubat 28, 2006, 01:26:55 ÖS »
muhsin
OPTR.SELENDİLİ
Üye Bilgileri Selendili
****


Offline Offline

Mesaj Sayısı: 470


Tarihten Sayfalar..

ahmet burası oyuncakmı  .o yazılar ne öğle dalgamı geçiyon....
SAĞOL EMRAH KARDEŞİM
Logged

Hayatta en anlamlı kelime "BİZ", en anlamsız kelime ise "BEN" dir...
:35: muhsin
Sayfa: [1]   Yukarı git
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Arsiv

Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks

Powered by sincX Solutions