Ana Sayfa Yardım Takvim Giriş Yap Kayıt



+ ...:::Selendi Forum:::... » BUYRUN MUHABBETE :)) » Yaşam
 Tandoğan, Çağlayan ve diğer mitinglere dair


Kullanıcı Adı: Beni Hatirla
Şifre:
Sayfa: [1]   Yukarı git
Konu: Tandoğan, Çağlayan ve diğer mitinglere dair  (Okunma Sayısı 477 defa) Seçenekler Arama
« : Mayıs 09, 2007, 01:38:40 ÖS »
since
sahip-ul edevat
Üye Bilgileri Selendili
*****

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 12011


Tandoğan, Çağlayan ve diğer mitinglere dair

Malum cepheleşme temel olarak “tehlike ve tehlikeye karşı seferberlik” fikri üzerine kuruludur...
AK Parti karşısında cepheleşme arzusu, gerek cumhurbaşkanlığı seçimlerine gerek genel seçimlere bu cepheleşmeyle gitme niyeti Türkiye'de siyasî muhalefetin ana eğilimi haline geldi...
Peki tehlike ne?
Yanıt malum:
Aynı anda ve birbirlerini tetikler bir şekilde laiklik ve ulusal bütünlük...
Gerçekten de türlü sivil toplum derneklerinin, Atatürkçü ve Kemalist yapıların, öte yanda Kızıl Elmacıların, yeni cephecilerin, Aydınlık taifesinin ortak paydası olan “tehlike” eşit ağırlıklı iki ayak üzerine oturtuluyor: Laiklik ve ulusal bütünlük...
Daha doğrusu ulusalcı laiklik, laikçi ulusalcılık bu iki ayağı bir araya getiriyor...
Bu yeni garip anlayışa göre “toplumsal, siyasal, ekonomik yeni her girdi, ideal düzende, özellikle laik dokuda gedik açabilecek unsur” olarak değerlendiriliyor.
Siyasi eylem ise bu girdilere ve değişim dalgalarına karşı “sürekli seferberlik hali” olarak tanımlanıyor.
Böyle olunca, laiklik ilkesi “anti-emperyalizm”, “ulusçuluk”, “dış müdahale tedirginliği”, “AB'ye karşıtlık”, “sivilleşmeden endişe”, “demokratikleşmeye mesafe” gibi tutumlarla besleniyor, bunlarla iç içe sokuluyor ve bütüncül bir siyasi proje haline dönüşüyor.
Nitekim zihniyet açısından ulusalcılıkla tahkim edilmiş laik duruş, toplumsal olanı devlet alanı içine hapseder. Siyasete meşruluğu devletin kontrolü koşulunda tanır.
Tam demokrasiyi muhayyel bir durum olarak görür, muhayyel olana ulaşmak için toplumsal iradeyle çatışmayı doğal ve kaçınılmaz kabul eder.
İşte bu yeni dalgada sürekli seferberliğin bir gereği olarak “ideal laik aktör” kurgusu yapılmaktadır. Bu politik projeye simgesel açıdan uyumlu insan tanımı etrafında kültürden tüketime, imaja uzanan ortak algı ve davranış kodları bir 'toplumsal model'e dönüşmektedir.
Bu çerçevede “ideal kadın, ideal beden, ideal yaşam tarzı, ideal rejim” gibi unsurlar bir bütün oluşturuyor ve bir cemaatleşme eğilimi ortaya çıkıyor.
Şunu özellikle görmek gerekir:
Bu anlayışta laiklik, siyasî algının merkezini oluşturmakla kalmayıp, toplumsal örgütlenmenin temel siyasî aracı haline de geliyor.
Tehlikeye karşı birleşme güdüsü olarak örgütlenme ve güç arayışı totaliterlik kapısını aralar.
Zira İslamî tehlikeye ya da iç tehdide, bölünmeye karşı örgütlenme hedefi herkesin bir cemaat gibi hareket etmesi talebini gündeme getirir.
Bu çerçevede yandaş ya da karşıt tanımı “samimiyet ve içeriden olma” esası etrafında “niyet ve aidiyet anlamaya yönelik köktenci bir çerçevede” yapılır.
Bu anlayışta aralanan ikinci kapı doğal olarak otoriterlik kapısıdır...
Ama bu özel bir kapıdır, “ikameci otoriterleşme” kapısıdır...
İkameci otoriterleşme hem verili yaşam tarzının, hem muhayyel toplumun muhafazası için demokrasi dışı mekanizmaların demokrasi referansıyla meşrulaştırılmasıdır. Bu yolla toplumu ve örgütlenmeyi ikame eden Türk Silahlı Kuvvetleri gibi kurumların siyasi faaliyetlerine zihinlerde meşruiyet kazandırmasıdır.
Laikçi ulusalcılık, ulusalcı laiklik malum hastalığımızın aldığı son biçim...
İşte bizce mitinglerin serencamı…

ali bayramoğlu
Logged

Eşini beğen,İşini beğen,Aşını beğen ama KENDİNİ BEĞENME!

''Medeniyet Açmaksa Bedeni, Hayvanlar
Sizden De Medeni!''

M.Akif ERSOY


 
Sponsored
Links
*****
Offline Offline

Links: 1


View Profile
Re: Tandoğan, Çağlayan ve diğer mitinglere dair
« Posted on: Mayıs 25, 2012, 08:44:59 ÖÖ Â»

Logged
« Yanıtla #1 : Mayıs 09, 2007, 01:40:38 ÖS »
since
sahip-ul edevat
Üye Bilgileri Selendili
*****

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 12011


Tandoğan, Çağlayan ve diğer mitinglere dair

Egemenliğin mahkemeye devri Türkiye'de yaşanan tahtları sallanmakta olan egemenlerin mevcudiyetlerini korumalarını sağlamak için verdikleri anti-demokratik bir mücadeledir. Bu mücadelede Anayasa Mahkemesi bir meşruiyet aracıdır
Yrd. Doç. Dr. İlknur Türe (*)
Siyaset bilimi ve hukuk profesörü olan Ran Hirschl, 2004 yılında, “Yargıç Devletine Doğru” adlı bir kitap yazmış ve aynı yıl içinde Türkiye'ye de yer verdiği Mısır, İsrail olmak üzere üç ülkedeki anayasal denetimi inceleyen bir makale yayınlattırmıştır.
Ran Hirschl'in anayasal denetim ile ilgili tüm eserlerinin incelenmesini yaptığım bir dergide yayınlanmış olan çalışmamdan Anayasa Mahkemesi'nin özellikle son kararının altında yatan gerçekleri açıklayıcı olduğunu düşündüğüm kısmı aktarmayı bir vazife olarak görüyorum ve bunları dile getirmenin, olan bitenler karşısında sessiz kalınmaması gerektiğinin ve bunun için özellikle akademisyenlere görev düştüğünün çağrısını da yapıyorum.
Ran Hirschl'e göre, egemen elitlerin bulunduğu ülkelerde farklı görüşlerde olan -elitlerin görüşlerini, değerlerini, bakış açılarını paylaşmayan- grupların artmasının sonucu olarak, söz konusu elitler, sapmalar gösteren çoğunluğun yönetiminin üzerinde kendi değerlerini korumanın ve güçlü kılmanın yollarını aramaktadırlar. Bunu da karşı grupların çoğunluk oluşturup iktidara gelmeleri gibi bir durum olmadan önce, başka bir deyişle “çok geç kalmadan” önce yaparlar. Anayasal denetim yapan mahkemelerin kurulması ve güçlü kılınması bu arayışların bir sonucudur. Hirschl'in inceleme konusu olan ülkelerdeki anayasal denetim mekanizmalarının uygulamadaki siyasal işlevinin, yazarın ileri sürdüğü “egemeni koruma” tezini desteklediği söylenebilir.
Çalışmasının Türkiye ile ilgili bölümünde ilk olarak, Türkiye'nin kendisini birçok İslam toplumundan farklı biçimde katı bir din-devlet ayırımının olduğu, tamamıyla seküler bir devlet olarak tanımlamasından söz etmiştir. Bundan başka 1982 Anayasası'nın kuvvetli bir biçimde seküler anlayışla oluşturulduğunu, ancak buna rağmen 20 yıldır İslami anlayışın canlandığını belirtmektedir.
YARGININ MÜHENDİSLİK İŞLEVİ
Türkiye'nin Batı ile askeri ve ekonomik bağları ve süregelen AB'ye katılma macerası ile birlikte Türk halkı içinde anti-seküler düşüncelerin artmakta olduğundan söz eden Hirschl, egemen elit tarafından seküler-dinsel çatışmanın Türk yargısına intikal ettirildiğini, çünkü güçlü seküler çevre için bunun oldukça çekici bir çözüm olduğunu belirtmektedir. Böylece yasallık görünümüne girerek ve Batı tipi anayasal demokrasi uyguladıkları izlenimi vererek kökten dinsel tehdit ile kolayca savaşabilmektedirler. Açıkçası Batı tipi anayasal demokrasi uyguladıkları görüntüsü altında egemen ideoloji olan seküler düşünceye sahip elit sınıf aslında anayasal demokrasi uygulamamaktadır; yalnızca uyguluyor görünmektedir. Popüler siyasal baskıdan korunarak, karar verici organın (yasamanın) kararlarının uygulanmasını istemeyen bu sınıfa alternatif olarak oluşturulan Türk Anayasa Mahkemesi, egemen sınıfa etkin olma avantajı sunmaktadır. Daha açık ifadeyle, Anayasa Mahkemesi çoğunluğun iradesi olan parlamentonun kararlarının uygulamaya geçmesini önlemek için çok etkili bir araç durumundadır. Böylece dindar kesimi ve onun politik tercihlerini meşru siyasal alandan dışlamak için Anayasa Mahkemesi önemli bir mercidir.
Hirschl Anayasa Mahkemesi'nin egemen ideolojiye hizmet etmek için oluşturulduğunu ve uygulamaların demokratik bir açıklamasını yapamayacak bu sınıfa iyi bir kalkan olduğunu ifade etmiştir makalesinde.
Siyasetçilerin bakış açısından siyasal karar verme otoritesini mahkemelere devretme, sorumluluğu değiştirmenin etkili bir aracıdır; böylece kendileri ve temsil ettikleri kurum için risk azalacaktır. Eğer siyasal yönetme gücünün devri, siyasetçilere olan güvenilirliği artırır ya da suçlamayı azaltır ise bu siyasetçi-ler için faydalı olmaktadır. Siyasal güç sahipleri belirli siyasal tercihlerle ilgili uzun dönem kararları üzerinde bir güvensizlik sinyali, kazananın olmadığı bir siyasal dilemma ile karşılaştıklarında ya da politik alanda daimi bir kamu çatışmasının yer almasını istemediklerinde yargıya durumu intikal ettirirler. Son kertede, din ve devlet probleminin siyasal alandan yargıya intikali, moral ve siyasal kararlarda hiçbir kazananın olmayacağı durumdan sakınmak için siyasetçilerin aradığı uygun bir limandır aslında. Sıcak bir mücadelenin olduğu konular -Türkiye'de sekülarizm ve demokrasi arasında denge oluşturma (yani sekülarizm ve demokrasi karşı karşıya gelmektedir)- çoğunluğun karar alanı olan seçilmiş meclislerden ziyade Anayasa Mahkemesi'nin çözmesi gereken bir alan olarak görülmektedir. Diğer bir söyleyişle, yargıya intikal, bu tür niteliğe sahip problemlerde siyasal faktörlerin bir çözümüdür, yargının değil. Kısacası, bu tür konuların yargıya intikali siyasal bir karardır ve egemen güçteki siyasetçilerin kararıdır.
Hirschl'e göre anayasal denetimin esası incelendiğinde, bu ve diğer çatışan problemlerin siyasal arenadan mahkemelere intikali, etkin ama giderek artan bir tehdit içinde olan ve kendi politik tercihlerini sağlamlaştırmak arayışında olan elitler için mükemmel bir yoldur. Yargıya ve yargı yaptırımına intikal etme, etkin ama halk destekleri ciddi bir erozyona uğramış olan ve çevre grupların artan etkisine karşı kendi politikalarını sağlamlaştırmak hatta bozulamaz hale getirmek arayışında olan gruplar için bir çözüm niteliğindedir.
Kanımca, Hirschl'in yaptığı incelemeler ile ulaştığı bu sonuçların üzerine başka söylenecek bir söz yoktur ve Türkiye'deki mevcut durumu açıklayabilecek bundan daha üstün bir tez bulunmamaktadır. Bilindiği gibi Anayasa Mahkemesi Türkiye'de ilk kez 1961 Anayasası ile oluşturulmuştur. Yapılışı itibari ile bir uzlaşım sonucu ortaya çıkmamış olan ve 1960 darbesi ardından darbecilerin belirlediği kişiler ile oluşturulmuş Kurucu Meclis'le hazırlanmış ve halkoyuna sunulmuş bir Anayasa niteliği taşıyan 1961 Anayasası egemen güçlerin amaçlarına hizmet eder nitelikte bir Anayasa'dır. Anayasa Mahkemesi gibi çoğunluğun iradesi ile iktidara gelmişleri denetleyecek kurum ve mekanizmalar ilk kez bu Anayasa ile oluşturulmuştur. Yine darbe sonucu oluşturulmuş olan 1982 Anayasası da aynı amaca hizmet eder nitelikte olduğundan aynı kurum ve mekanizmalar daha da güçlendiri-lerek Anayasa'da yerini almıştır.
HUKUKU SİYASALLAŞTIRMANIN ÖRNEĞİ
Bu Anayasaların kendileri meşruluk taşımaz iken Anayasa'ya uygunluk denetimi yapan bir kurumun nasıl meşruluk taşıyacağı konusu düşündürücüdür. Kaldı ki Anayasa Mahkemesi'nin icraatları Anayasa'ya uygunluk denetimini aşan ve Anayasa'ya uygun olduğu halde iptal edilen karar ve uygulamalar ile doludur. 1983'ten bu yana 18 parti kapatılmıştır ve gösterilen gerekçelere bakıldığında herhangi bir eylem olmaksızın yalnızca parti beyanlarına bakılarak yargıçların anladığı biçimde yorumlama yapıldığı ve sonuca varıldığı, Anayasa'ya uygun kapatma gerekçesi bulmak için ise çok zorlanıldığı görülmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin son icraatı olan Cumhurbaşkanı seçmek için toplantı yeter sayısının 367'ye ulaşmamış olması Anayasa ile belirlenmiş bir durum bile değildir; 367 karar yeter sayısıdır. Apaçık bir şekilde anayasal denetim yapan bir organ Anayasa'yı çiğnemiştir. Peki bunun denetimini kim yapacaktır. Seçimle gelmeyen ancak seçimle geleni engelleyen, siyasal sorumluluğu olmayan ama olanı dizginleyen bir kurumdur Anayasa Mahkemesi.
Bu durumda anayasal denetim yapan kurumların demokrasiye hizmet ettiğini savunan siyaset teorisyenlerinin demokrasinin tanımını değiştirerek anayasal denetim yapan bu tür kurumlara meşruluk kazandırmalarından başka çareleri yoktur. Aksi takdirde anayasal denetimin demokratik niteliğini asla açıklayamayacaklardır. Türkiye'deki mevcut durum Ran Hirschl'in söylediği gibi tahtları sallanmakta olan egemenlerin mevcudiyetlerini korumalarını sağlamak için verdikleri anti-demokratik bir mücadeledir. Robert Dahl'ın ünlü bir deyişi bile tek başına Türkiye'deki durumu açıklamaya yeterlidir:“Üyeleri egemen elit tarafından belirlenen bir mahkemenin, bu elitten bağımsız, hak ve adalet normlarını gözönüne alarak hareket edeceğini söylemek gerçekçi olmayacaktır”.
* Muğla Üniversitesi Kamu Yönetimi Öğretim Üyesi
Logged

Eşini beğen,İşini beğen,Aşını beğen ama KENDİNİ BEĞENME!

''Medeniyet Açmaksa Bedeni, Hayvanlar
Sizden De Medeni!''

M.Akif ERSOY


 
« Yanıtla #2 : Mayıs 09, 2007, 09:24:06 ÖS »
GIRLIYAN
Agop Gırlıyan
Üye Bilgileri Selendili
****

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 272


Tandoğan, Çağlayan ve diğer mitinglere dair

güzel yerinde bi karar.. hoş olmuş yani..
Logged
« Yanıtla #3 : Mayıs 10, 2007, 07:50:15 ÖÖ »
since
sahip-ul edevat
Üye Bilgileri Selendili
*****

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 12011


Tandoğan, Çağlayan ve diğer mitinglere dair

Alıntı sahibi: GIRLIYAN;69178
güzel yerinde bi karar.. hoş olmuş yani..

nasıl yani?
Logged

Eşini beğen,İşini beğen,Aşını beğen ama KENDİNİ BEĞENME!

''Medeniyet Açmaksa Bedeni, Hayvanlar
Sizden De Medeni!''

M.Akif ERSOY


 
« Yanıtla #4 : Mayıs 30, 2007, 06:13:30 ÖS »
xlarge
yeditepeli
Üye Bilgileri Selendili
***

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 117


Ynt: Tandoğan, Çağlayan ve diğer mitinglere dair

ali bayramoğlu denen adam yazmış akp nin maşası değilmi bu adam
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Arsiv

Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks

Powered by sincX Solutions