Ana Sayfa Yardım Takvim Giriş Yap Kayıt



+ ...:::Selendi Forum:::... » BUYRUN MUHABBETE :)) » Yaşam
 oyun içinde oyun


Kullanıcı Adı: Beni Hatirla
Şifre:
Sayfa: [1]   Yukarı git
Konu: oyun içinde oyun  (Okunma Sayısı 615 defa) Seçenekler Arama
« : Haziran 19, 2007, 08:25:19 ÖÖ »
selendii
Üye Bilgileri Selendili
****

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 326


oyun içinde oyun

Başbakan Tayyip Erdoğan, Washington'da düzenlenen toplantıda Türkiye'nin bir 'dehşet senaryosu' eşliğinde tartışılması konusu kendisine sorulduğunda, “Deli saçmalarıyla uğraşmam” demiş…

Dehşet senaryosu gerçekten de ilk bakışta insana 'deli saçması' gibi geliyor: Bomba yüklü kamyon Beyoğlu'nda postaneye giriyor, 50'den fazla ölü… Türkiye'yi iyice karıştırmak üzere Anayasa Mahkemesi başkanına suikast düzenleniyor… Her iki eylem de PKK'ya yükleniyor… Ardından PKK yüzünden ordu baskısıyla Kuzey Irak'a giriliyor…

'Deli saçması' bir senaryo gerçekten…

Ancak konuyu ciddiye almamızı gerektiren pek çok yön var. İlki, 'dehşet senaryosu' adıyla tartışmaya açılanın bir süredir ülkemizde meydana gelen gelişmelerle fena halde benzeşmesi. Şemdinli sonrasındaki süreçte neler yaşadığımızı hatırlayalım: Trabzon'da bir rahip öldürüldü… Cumhuriyet gazetesine bomba atıldı… Danıştay'a baskın yapıldı… Hrant Dink bir suikast sonucu hayatını kaybetti… Malatya'da yayınevi basılıp misyonerler öldürüldü… Ankara'da Anafartalar Çarşısı'na bir canlı bomba saldırısı oldu... Her gün gelen yürek dağlayıcı şehit haberlerini de bu tabloya ekleyiniz…

Türkiye'nin yakın dönemde yaşadıklarına bakılınca, pek de 'deli saçması' tersliğinde kaçmıyor Washington'da tartışılanlar… Bu da bizi bir noktaya götürüyor: Hudson'daki tartışmanın esas üzerinde durulacak yönü 'dehşet' diye yansıyan bombalar, suikastlar bölümü değil… Senaryo yazarları o bölümü bir 'veri' olarak metinlerine geçirmiş olmalılar… Tartışılmasını istedikleri, hiç kuşkum yok, senaryonun ondan sonraki bölümü: Hükümet Kuzey Irak'a girme kararı alırsa ne olur? Ve devamı: Askerler yönetime gelirse ne olur?

Daha önce de burada değinmiştim: 20 Nisan 2007 tarihinde siyasî yetkililer ve değişik kurumlarla bir dizi temaslarda bulunmuş bir Amerikalı diplomatla görüşmüştüm, üç meslektaşla birlikte… Amerikalı diplomat David Satterfield, PKK'nın eylemlerinin sona ermesi, Kuzey Irak'taki ofisinin kapatılması ve bazı liderlerinin Türkiye'ye teslimi konusunda hükümeti adına söz vermeye gelmişti Ankara'ya; bize de, “Bunlar aylar değil haftalar içerisinde gerçekleşecek, göreceksiniz” demişti.

Hudson tartışmasına bu bilgi eşliğinde yaklaşırsak ne görüyoruz: Toplantıya katılan bir 'analizci', “Şu sıralarda PKK liderleri yakalanıp Türkiye'ye teslim edilirse, bu Ak Parti'nin işine yarar” görüşünü aktarıyor; Türkiye'den katılan bir 'yetkili' de o görüşü onaylıyor… Toplantıda Kuzey Irak'taki Kürt yönetiminin Washington Temsilcisi Kubad Talabani'nin bulunduğunu da unutmayalım…

Toplantı bu noktada 'deli saçması' olmaktan çıkıyor ve Türkiye'nin 'ulusal güvenliği' ile ilgili bir sorun haline dönüşüyor. Sağda-solda patlayan bombalar PKK'nın işi ise, devlet içerisinde yer alan herkesin görevi bu eylemlere bir an önce son verilmesini sağlamak değil midir? Ne demek oluyor “PKK'lılar teslim edilirse, AKP'nin işine yarar” gerekçesiyle kanlı eylemlerin devamının onaylanması? Bununla kime mesaj veriliyor: “PKK eylemlerini birkaç hafta içerisinde durdurtacak, liderlerini size teslim edeceğiz” sözünü veren Amerikalılara mı, Türk Genelkurmayı'ndan korgenerallerle aynı masada temsilcisi oturan kuzeydeki Kürt yönetimine mi? Askeri Ceza Kanunu'nda cezası öngörülmüş bir 'suç' değil midir bu?

Amerika'daki kaynaklarım, toplantının Hudson Institute'ta yapılmasının, Genelkurmay Başkanlığı'na bağlı Stratejik Araştırma ve Etüd Merkezi (SAREM) tarafından istendiği ve konunun Genelkurmay 2. Başkanı Org. Ergin Saygun'un geçen yılın kasım ayında Hudson'a ziyareti sırasında kararlaştırıldığı iddiasında. Bütün tabloyu yeniden değerlendirmemizi gerektirecek bu vahim iddianın doğruluğundan emin değilim; doğru olmamasını diliyorum.

Bu konuda nedense suskun kalmayı tercih eden Genelkurmay Başkanlığı'nın kamuoyuna bir açıklama borcu var. Suskunluk yanlış anlaşılıyor çünkü.


Fehmi Koru
Logged

allame-i ulul arz  a bağlandım...
Sponsored
Links
*****
Offline Offline

Links: 1


View Profile
Re: oyun içinde oyun
« Posted on: Mayıs 24, 2012, 10:34:12 ÖS »

Logged
« Yanıtla #1 : Haziran 19, 2007, 08:26:23 ÖÖ »
selendii
Üye Bilgileri Selendili
****

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 326


Ynt: oyun içinde oyun

Senaryoyu doğru okuyalım
Bizim kapitalistlerin aklı yok da Amerika'nın var mı sanki? Dünyanın her tarafında cebini doldurmayı düşünür kapitalist; bizimkiler ise cebini dolduran iktidara minnet duymak yerine onu yerden yere vurmayı marifet biliyor. ABD'nin durumu da farklı değil; bölgede rahat ve huzur istiyorsa peşine takılacağı Türkiye'deki iktidarı yere mi göğe mi koyacağını hesap edememesini beklerken, Ak Parti'yi bütün etkileriyle yeryüzünden silmek için senaryolar yazıp bizim askerlere tartıştırıyor Amerikalılar…

Dünyanın çivisi çıkmış gerçekten…

Amerika tarihinin en vahim hatalarından birini 11 Eylül eylemlerine koyduğu teşhiste yaptı. Afganistan ve Irak'ın işgali o yanlış teşhisin sonucudur. Irak'a savaş açabilmek için gerçekleri ters-yüz etmekten de çekinmedi Washington. Bugün gelinen noktayı biliyorsunuz: Amerikan askerleri Bağdat'ın bile üçte ikisinde ortada görünemiyor; Irak tam bir kan gölüne döndü... Amerikan halkı onu defterinden çoktan sildi de, kararlarını yeniden gözden geçirme fırsatı tanınsa herhalde tarihi farklı yazmayla sonuçlanacak değişik bir profil çizerdi George W. Bush...

Türkiye bu yanlış sürecin başından sonuna kadar doğruları savundu, Washington'u batağa saplanmaktan kurtarmak için yol gösterici bir tavır takındı. Yalanla-dolanla değil gerçeklerle uluslararası câmia karşısına çıkmayı, öncelikle terörü besleyen sebepleri ortadan kaldırmayı, demokrasi adına ülke işgal etme fırsatçılığından vazgeçmeyi tavsiye etti. TBMM daha da ileri gitti ve hükümeti ikili ilişkilere müthiş önem veren bir ülkenin Meclisi olarak ABD'nin yanlışına ortak olmadı. Bölgeye demokrasi getirme iddiasındaki ABD'ye demokratik bir dersti TBMM'nin tezkere sırasındaki tavrı…

Bugün İslâm Dünyası -hatta Müslümanlardan oluşmayan mazlum ve mağdurlar dünyası da- Türkiye'de olup bitenlere gözlerini dikmişse, bunun sebebi, son beş yıl içerisinde bizim yaşadığımız deneyimdir. Hatalar yok mu o deneyimde, var elbette, ancak temelde bir doğruyu da görmek lâzım: Siyasî iktidar süreç boyunca halkla bağını koparmadı. Türkiye'deki deneyimi ilginç kılan da bu işte... Kapitalistlerimiz ve Washington'da ipleri elinde tutanlar akıllarını peynir ekmekle yemiş olabilir, ama halkımızın sağduyusu hâlâ yerinde.

Washington'daki 'Neo-Çılgınlar' iyice sıyırtmış olmalılar ki, Türkiye'deki işbirlikçileriyle ortak toplantılar düzenleyip iç karartıcı senaryolar üzerinde fikir alış-verişinde bulunuyorlar. PKK İstanbul'un en merkezi yerinde bir bomba patlatırsa ne olurmuş? Ses getirecek bir siyasî cinayet işlenirse Ak Parti'nin oyları düşer miymiş? Irak'a müdahale hükümetin halkla bağını koparır mıymış? Sonunda, seçimde Ak Parti'nin işine yarayabilir diye, “Aman PKK liderlerinden kimse şu sırada yakalanıp Türkiye'ye teslim edilmesin” temennisi paylaşılmış…

Gerçekten çılgın bu adamlar…

Tartıştıkları senaryo fazla yabancımız değil aslında: İstanbul/İstiklal Caddesi değil, ama Ankara/Ulus'taki Anafartalar Çarşısı'nda bir bomba patladı ve çok sayıda insanımız hayatını kaybetti, sakat kaldı. Anayasa Mahkemesi Başkanına yapılacak suikastın oluşturacağı tepkilerin daha büyüğünü Hrant Dink'i hedef alan suikasttan sonra verdi toplumumuz… Irak sınırından içeri ha girdik ha gireceğiz manzarası nicedir hepimizi rahatsız ediyor. Kapalı toplantıdan dışarı sızan bilginin tek yanlışı bence şu: Hudson Institute'de ileriye dönük beklentiler ele alınmış değil, vaktiyle öngörülenlerin ne kadarının hayata geçirildiğiyle ilgili bir gözden geçirme yapılmış… Amerikalı senaristler senaryolarının bir süredir Türkiye'de uygulandığından emin olabilirler…

Kapitalistleri az akıllı, müttefikleri çılgın bir ülkenin insanlarının sağduyulu kalabilmesi bize özgü bir mucize gerçekten…

Logged

allame-i ulul arz  a bağlandım...
« Yanıtla #2 : Haziran 19, 2007, 03:18:16 ÖS »
memo
şampiyon cimbom
Üye Bilgileri Selendili
**

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 53


Ynt: oyun içinde oyun

Başbakan Tayyip Erdoğan, Washington'da düzenlenen toplantıda Türkiye'nin bir 'dehşet senaryosu' eşliğinde tartışılması konusu kendisine sorulduğunda, “Deli saçmalarıyla uğraşmam” demiş…

Dehşet senaryosu gerçekten de ilk bakışta insana 'deli saçması' gibi geliyor: Bomba yüklü kamyon Beyoğlu'nda postaneye giriyor, 50'den fazla ölü… Türkiye'yi iyice karıştırmak üzere Anayasa Mahkemesi başkanına suikast düzenleniyor… Her iki eylem de PKK'ya yükleniyor… Ardından PKK yüzünden ordu baskısıyla Kuzey Irak'a giriliyor…

'Deli saçması' bir senaryo gerçekten…

Ancak konuyu ciddiye almamızı gerektiren pek çok yön var. İlki, 'dehşet senaryosu' adıyla tartışmaya açılanın bir süredir ülkemizde meydana gelen gelişmelerle fena halde benzeşmesi. Şemdinli sonrasındaki süreçte neler yaşadığımızı hatırlayalım: Trabzon'da bir rahip öldürüldü… Cumhuriyet gazetesine bomba atıldı… Danıştay'a baskın yapıldı… Hrant Dink bir suikast sonucu hayatını kaybetti… Malatya'da yayınevi basılıp misyonerler öldürüldü… Ankara'da Anafartalar Çarşısı'na bir canlı bomba saldırısı oldu... Her gün gelen yürek dağlayıcı şehit haberlerini de bu tabloya ekleyiniz…

Türkiye'nin yakın dönemde yaşadıklarına bakılınca, pek de 'deli saçması' tersliğinde kaçmıyor Washington'da tartışılanlar… Bu da bizi bir noktaya götürüyor: Hudson'daki tartışmanın esas üzerinde durulacak yönü 'dehşet' diye yansıyan bombalar, suikastlar bölümü değil… Senaryo yazarları o bölümü bir 'veri' olarak metinlerine geçirmiş olmalılar… Tartışılmasını istedikleri, hiç kuşkum yok, senaryonun ondan sonraki bölümü: Hükümet Kuzey Irak'a girme kararı alırsa ne olur? Ve devamı: Askerler yönetime gelirse ne olur?

Daha önce de burada değinmiştim: 20 Nisan 2007 tarihinde siyasî yetkililer ve değişik kurumlarla bir dizi temaslarda bulunmuş bir Amerikalı diplomatla görüşmüştüm, üç meslektaşla birlikte… Amerikalı diplomat David Satterfield, PKK'nın eylemlerinin sona ermesi, Kuzey Irak'taki ofisinin kapatılması ve bazı liderlerinin Türkiye'ye teslimi konusunda hükümeti adına söz vermeye gelmişti Ankara'ya; bize de, “Bunlar aylar değil haftalar içerisinde gerçekleşecek, göreceksiniz” demişti.

Hudson tartışmasına bu bilgi eşliğinde yaklaşırsak ne görüyoruz: Toplantıya katılan bir 'analizci', “Şu sıralarda PKK liderleri yakalanıp Türkiye'ye teslim edilirse, bu Ak Parti'nin işine yarar” görüşünü aktarıyor; Türkiye'den katılan bir 'yetkili' de o görüşü onaylıyor… Toplantıda Kuzey Irak'taki Kürt yönetiminin Washington Temsilcisi Kubad Talabani'nin bulunduğunu da unutmayalım…

Toplantı bu noktada 'deli saçması' olmaktan çıkıyor ve Türkiye'nin 'ulusal güvenliği' ile ilgili bir sorun haline dönüşüyor. Sağda-solda patlayan bombalar PKK'nın işi ise, devlet içerisinde yer alan herkesin görevi bu eylemlere bir an önce son verilmesini sağlamak değil midir? Ne demek oluyor “PKK'lılar teslim edilirse, AKP'nin işine yarar” gerekçesiyle kanlı eylemlerin devamının onaylanması? Bununla kime mesaj veriliyor: “PKK eylemlerini birkaç hafta içerisinde durdurtacak, liderlerini size teslim edeceğiz” sözünü veren Amerikalılara mı, Türk Genelkurmayı'ndan korgenerallerle aynı masada temsilcisi oturan kuzeydeki Kürt yönetimine mi? Askeri Ceza Kanunu'nda cezası öngörülmüş bir 'suç' değil midir bu?

Amerika'daki kaynaklarım, toplantının Hudson Institute'ta yapılmasının, Genelkurmay Başkanlığı'na bağlı Stratejik Araştırma ve Etüd Merkezi (SAREM) tarafından istendiği ve konunun Genelkurmay 2. Başkanı Org. Ergin Saygun'un geçen yılın kasım ayında Hudson'a ziyareti sırasında kararlaştırıldığı iddiasında. Bütün tabloyu yeniden değerlendirmemizi gerektirecek bu vahim iddianın doğruluğundan emin değilim; doğru olmamasını diliyorum.

Bu konuda nedense suskun kalmayı tercih eden Genelkurmay Başkanlığı'nın kamuoyuna bir açıklama borcu var. Suskunluk yanlış anlaşılıyor çünkü.


Fehmi Koru

demokratikleşme ve özgürlükler adına bu çetelerin bir bir çökertilmesi gerekir..
Logged
« Yanıtla #3 : Haziran 20, 2007, 07:35:34 ÖÖ »
selendii
Üye Bilgileri Selendili
****

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 326


Ynt: oyun içinde oyun

genelkurmay dan hala bir açıklama yok
Logged

allame-i ulul arz  a bağlandım...
« Yanıtla #4 : Haziran 21, 2007, 09:37:32 ÖÖ »
volkan
Üye Bilgileri Selendili
***

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 132


Ynt: oyun içinde oyun

genelkurmay dan hala bir açıklama yok
Bu işte bir yanlışlık var
Genelkurmay Başkanlığı'nın Hudson toplantısıyla ilgili açıklamasını herhalde duymuş olmalısınız; duymamış olanlarınız bugün gazetemizde haberini bulacaklar. Açıklamanın girişinde, hayret çekecek bir biçimde, "Tartışmaların boyutlarını ayrıntılı olarak saptamak ve yaratılan bu ortamın arkasındaki aktörlerin gerçek yüzlerini ve niyetlerini ortaya çıkarmak maksadıyla, özellikle başlangıçta bir açıklama yapılmamış, beklenmiş" olduğunu söylüyor Genelkurmay Başkanlığı...


Açıklamayı okuyunca, konuyla ilgili haberlerin neredeyse bütün ayrıntılarıyla 'yalan' olduğu sonucuna varılıyor: Genelkurmay'a bağlı araştırma kuruluşu SAREM'in yöneticileri o gün Hudson'da başka bir amaçla ve kısa süreli bulunmuş; SAREM üyesi generaller toplantıya katılmamışlar... Toplantıya Washington'daki askerî ataşe katılmış ve konuşulanları rapor etmiş, ama kendisi bilinen politikalar dışında hiçbir görüş açıklamamış... Toplantıda PKK liderlerinin Türkiye'ye teslimi söz konusu bile edilmemiş, haberin o bölümü 'tamamen hayal ürünü' imiş... "Yukarıda özetlenen gelişmeler" diyor açıklama, "Hudson Düşünce Kuruluşu yetkilileri tarafından yapılan müteaddit açıklamalarla da doğrulanmıştır."


Açıklamaya göre, haberin sadece bir bölümü değil, bütünü 'hayal ürünü'...


İyi de, Kubad Talabani'nin orada bulunuşunun 'tesadüf' ile izahını kabullenelim de, Hudson'un katılımcılara gönderdiği dâvetiyede yer alan "Toplantıya SAREM üyesi generaller de katılacak" notu ve senaryo metninde Tülay Tuğcu'nun suikasta uğrayacağı ayrıntısı bulunması ne anlama geliyor?


Her gazeteci ve her gazete yanlış haber verebilir. Nitekim Milliyet gazetesinin 22 Haziran 2004 tarihli nüshasında sürmanşet sunulan "ABD'de gizli hesaplar" haberi 'yalan söyleyen bir kaynak'ın gazeteciyi yanıltmasıydı. 28 Mayıs 2004 tarihinde ABD Dışişleri Bakanlığı'nda yapıldığı ileri sürülen bir toplantı uzunca ve gerçekmiş gibi sunulan konuşmalar desteğinde yansıtılıyordu. Sonradan bayağı gürültülü bir biçimde gerçeği öğrenmiştik: Adları geçen Amerikalı uzmanların çoğu, iddia edilen tarihte Washington ve yurtdışında olduğunu ispatlayabilecek durumdaydı. Toplantı 'hayal ürünü' idi...


Kaynağın gazeteyi yanılttığı ne ilk olaydır o, ne de son olacaktır...


Ancak bu defa farklı bir durum var: Gazetecinin kaynağı yalnızca sözlü olarak beslememiş haberi, ona Hudson'un toplantıya dâvet mektubu ile üzerinde tartışılmak üzere kaleme alınan senaryo metnini de sağlamış; Milliyet birer gün arayla her iki belgeyi de yayımladı. Eğer toplantıda bir senaryo tartışılmamış ve Hudson'a giden SAREM heyeti toplantıya katılmamış ise, toplantıyı düzenleyen kişinin "SAREM heyeti katılmadı, senaryo da tartışılmadı" açıklaması gerçeği yansıtıyor demektir. Bu durumda haberi veren gazetecinin (veya gazetenin) sahte belge imal ettiğini düşünmemiz gerekiyor.


Milliyet'e ve haberi yazana yöneltilen, "Sahte belge imal edecek kadar gözü dönmüş bir gazetecilik" ithamıdır. Korkunç bir itham bu...


Genelkurmay açıklaması haberi veren gazeteci ile gazeteyi suçlayıcı müthiş ifadeler taşıyor. Başlangıçta, "Önemli bir gazetenin ABD muhabirliğini yapan ve bu konuda yeterli tecrübesi olması gereken bir muhabirin bu olayı saptırır tarzda haberler yapması, TV kanallarında yanlış yorumlarda bulunması maksatlı bir girişim olarak görülmüştür" deniliyor. En çok tartışılan konuya değinilirken de aynı suçlayıcı üslup tekrarlanıyor: "Toplantıyı gündeme taşıyan basın mensubu tarafından iddia edilen: 'Türkiye'ye teslim edilmesi düşünülen teröristlerle ilgili haber' tamamen hayal ürünü olup, yalanı yalanla örtme ve hedef saptırarak kurumları karalama amacını taşımaktadır. O nedenle bu konu, söz konusu gazetecinin açıklık getirmesi gereken bir husus olarak görülmektedir."


Genelkurmay Başkanlığı kurumsal kimliğini zedeleyecek yanlışlar içeren bir açıklamayla kamuoyunun önüne çıkar mı? Çıkmaz. Ancak Yasemin Çongar da geçmişi sayısız gazetecilik başarılarıyla dolu, yalan-dolana bilerek adını karıştırmayacak kadar titiz ve dikkatli bir habercidir.


Bu işte bir yanlışlık var, ama nerde?


Logged
« Yanıtla #5 : Haziran 21, 2007, 09:50:36 ÖÖ »
alsancak
Üye Bilgileri Selendili
***

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 197


Ynt: oyun içinde oyun

Yasemin Çongar/Milliyet

Haberde gazetecilik kuralları açısından sorun yok

Hudson Institute adlı Amerikan düşünce kuruluşunda (think tank) 13 Haziran'da yapılan Türkiye toplantısı, kamuoyunda geniş ilgi uyandırdı.
Toplantı konusunda, gerek Hudson Institute'un belgelerine dayanan, gerekse toplantıya katılmış birden fazla kaynaktan aldığım bilgileri, daha önceki haberlerimde yansıttım.

Bu bilgileri kısaca hatırlatmakta yarar var:

1. Gündem: "Hudson Institute Türkiye Çalıştayı" başlıklı toplantının davetiyesi, gündemi şöyle tanımlıyor: "Bir dizi olayın Türkiye'yi, K. Irak'ta PKK'ya karşı operasyon yapmaya yöneltmesini içeren akla yakın bir senaryo geliştirdik. Bu kapalı, off the record toplantıya katılanlar, bu krizi müteakip olayları oynayacaklar."
Katılımcılar, toplantıda, söz konusu senaryodan yola çıkılarak, Türkiye'nin K. Irak'a olası müdahalesinin tartışıldığını belirtiyorlar.
Hudson çıkışlı senaryoda, bir dizi bombalama ve suikast eylemi, hedef seçilen yer ve kişilerin adları kullanılarak anlatılıyor. 'Anayasa Mahkemesi (eski) Başkanı Tülay Tuğcu'nun öldürülmesi' de metinde yer alıyor.

2. Katılım: Hudson'ın davetiyesi, "Katılımcılar, ABD hükümetinden yetkilileri, think-tank camiası mensuplarını ve Türk Genelkurmayı'nın think tank'i SAREM'den üst rütbeli subayları kapsayacak" diyor.
Toplantıya katılacağını teyit edenler, Hudson'ın bu teyit üzerine gönderdiği senaryo metnini görmüş ve 'SAREM'den üst rütbeli subayların' da katılacağından haberli olarak, Hudson'a gitmişler.
Toplantıdaki Türk heyetinde, SAREM Başkanı Tuğgeneral Süha Tanyeri, Türkiye'nin Washington'daki Silahlı Kuvvetler Ataşesi Tuğgeneral Bertan Nogaylaroğlu dahil dört asker ve bir sivil var. Heyetin toplantıya sabah 11.00'e doğru vardığı; toplantının yemek öncesinde, sırasında ve sonrasındaki bölümlerine katıldığı belirtiliyor.
Toplantıda, ABD Dışişleri ve Pentagon yetkilileri ve ABD'li uzmanların yanı sıra Irak Kürdistan Bölgesel Hükümeti (KBH) Washington Temsilcisi Kubad Talabani de var.
Türk askeri yetkilileri, toplantıda hem söz alarak herkese hitaben hem de diğer katılımcılarla bire bir sohbetler halinde görüş açıklamışlar.

3. İfadeler: Toplantıda 'ABD, PKK'ya karşı ne yapabilir?' konusu tartışılırken, bir analizcinin, 'ABD'nin PKK liderlerini bu aşamada, seçimler öncesinde vermemesi lazım. Bu, AKP'ye yardım eder' ifadesini kullandığı, birden fazla katılımcı tarafından, tereddütsüz ifadelerle tarafıma aktarıldı. Bir yetkilinin de, bu sözleri onaylar şekilde konuştuğu yine birden fazla kaynak tarafından belirtildi.
Bu yöndeki sözlerin toplantıda sarf edildiği, daha önceki haber ve yorumlarımda, bir 'iddia' olarak yer aldı. Milliyet, Hudson'daki toplantının, gazetecilik kuralları ve etiği açısından hiçbir tereddüt bırakmayacak şekilde sayfalara yansımasında büyük titizlik gösterdi.

Genelkurmay Başkanlığı'nın 20 Haziran tarihli açıklamasında, bu haberlerin "yalanı yalanla örtme ve hedef saptırarak kurumları karalama amacı taşımakta" olduğu ifadesi var. Bu ifadeyi, çok haksız ve talihsiz buluyorum.
Toplantının katılımcılarının er geç bu konuda, adlarıyla açıklama yapacağına ve gerçeğin tümüyle aydınlanacağına inanıyorum.
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Arsiv

Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks

Powered by sincX Solutions