|
basyigit
|
Birlikte annesinin mezarinin oldugu kisma dogru yürüdük. Benim ürperislerime karsilik o, sasilacak derecede sogukkanliydi. Fakat bu ancak annesinin isminin yazili oldugu mezar tasini görünceye kadar devam etti. Onu böyle hiçkiriklara bogan bir mermer parçasiydi iste… O güne kadar hiç böyle içten aglayan birini görmemistim. Gördügüm manzara karsisinda fazla dayanamadim ve ben de aglamaya basladim. Ellerimle gözyaslarimi silerek onu annesiyle bas basa birakmak için kapiya kadar yürüdüm. Kapida durup onu izlemeye basladim sonra. Aglamayi birakmis, gözlerini mezar tasina dikmisti. Kimildamadan öylece oturuyordu. Ne garip, her taraf bir ölüm sessizligiyle kaplanmisti. Daha biraz önce civil civil sarkilar söyleyen doga birden bire susup küçük bir çocugun hiçkiriklarini dinlemeye baslamisti sanki. Birazdan elindeki zarfi birakti ve yanima geldi. Yeniden elimi omzuna koyarak:
_Mutlu olmalisin küçük… dedim. Gözlerini bana kaldirarak:
_Neden? diye sordu kisik bir sesle.
_Çünkü cennete mektup gönderen ilk insan sensin!.. dedim. Kalbimi sizlatan o aci gülümsemesiyle cevap verdi:
_Isterseniz, sevgili ablacigim, bu oyuna daha fazla devam etmeyelim!
_Ne, nasil yani, ne demek istiyorsun sen küçük?
_Ben cennete asla mektup gönderemeyecegimi biliyorum aslinda…
O an soka ugradim iste… Ne diyecegimi bilemedim. Belliydi, bir sey söylememi bekliyordu. Ama ben sadece egildim ve sikica sarildim ona. Sonra elinden tuttum ve geldigimiz yoldan yavas yavas geri döndük. Onu evinin kapisina biraktigimda dönüp bir kez daha baktim eve. Bu kez o kadar da korkunç görünmüyordu. Demek bu evin içinde de böyle bir yürek yasiyordu…
O günden sonra birkaç kez daha karsilastim küçükle. Hep ayni yöne, annesinin mezarina dogru gidiyordu. Ama nedense ikimiz de hiç birbirimize bakmadik, hiç konusmadik. Bir ay sonra, bir yagmurda fazlaca islanarak zatürree oldugunu ögrendim. Çok üzüldüm ve korkumu bir kez daha yenerek evine gittim. Kapiyi çaldim, fakat kapi açildiginda, ne söyleyecegimi hiç düsünmemistim. Nihayet kapi açildi, orta yasli, esmer, iri yapili, deyim yerindeyse tam tahmin ettigim gibi bir adam açmisti kapiyi. Bu, onun babasi olmaliydi:
_Buyurun, bir sey mi istediniz? dedi. Sesinin tonu çekingenligimi bir kat daha artirmisti, cevap veremedim.
_Bir sey mi istediniz? dedi tekrar. Kendimi biraz toparladim ve:
_Seyy,… Ben, oglunuzun hasta oldugunu duydum da… Acaba onu görebilir miyim? Ben onun bir arkadasiyim… diyerek cevap verdim. Sonra da içimden derin bir “oh” çektim. Adam biraz sasirdi ve “Arkadasi ha!” diye homurdanarak beni içeriye davet etti. Ev disaridan göründügü kadar korkunç degildi. Iki kat merdiven çiktiktan sonra en son kata ulastik. Merdivenin karsisindaki kapiyi iki kez tiklatti ve açti. Içeriye basini uzatarak:
_Seni görmek isteyen biri var, arkadasinmis dedi ve kapiyi biraz daha açarak bana tekrar:
_Buyurun, dedi ve kendisi çikti. Içeri girdim sonra. Solgun yüzlü küçük daha bir sararmis, daha bir zayif düsmüstü. Hafifçe basini kaldirdi ve gülümsedi. Bu kez içten bir gülümseyisti bu:
_Gelecegini biliyordum! dedi. Ben de ona gülümseyerek:
_Ne o küçük, hasta mi oldun? Seni yaramaz, ne isin vardi o yagmurda senin disarida?
_Anneme gitmistim, her zaman oldugu gibi bana cevap vermesi için yalvarmaya... Hava çok güzeldi ama birden bire…
_Birden bire yagmur bastirdi, degil mi? Ee, bahar bu, ne olacagi belli olmaz ki!..
_Haklisin, bahar bu!
_Bak bunu çok sevdim.
_Neyi?
_Bana “sen” demeni. Bundan sonra senin tek arkadasin o kirik masa olmayacak. Çünkü ben varim.
_“Bundan sonra”... Benim için bundan sonra olursa tabi…
_Evet tabii…
O sirada duraksadim, sözümü tamamlayamadim, kirik bir masa çekmisti dikkatimi. Küçük bir pencere bir de. Gerçekten, oda tipki siirde söyledigi gibiydi, karanlikti. Masanin üzerinde ayni yesil zarfla kagit vardi. Masaya baktigimi görünce:
_O masa, dedi.
_Evet diye karsilik verdim.
_Gelecegimi nerden biliyordun sen bakalim?
_Annem söyledi!
_Annen mi söyledi, nasil yani?..
_Simdi gerçekten mutluyum, biliyor musun.
_Neden, yani… neden simdi?
_Çünkü simdi, gerçekten cennete mektup gönderen ilk insan oldugumu biliyorum...
Kafam karismisti. Hiçbir sey anlamiyordum küçügün söylediklerinden. En sonunda:
_Annem dün gece mektubuma cevap verdi, dedi.
_Nasil?.. Ya küçük ne diyorsun sen?
_Dün gece rüyamda gördüm onu. Mektubu aldigini, siirimi de çok begendigini söyledi. O da mektup göndermek istemis, ama bu mümkün olmadigi için yapamamis ve rüyamda benimle konusmaya karar vermis.
_Ee, sonra?
_Aslinda yanima da gelmek istiyormus ama maalesef bu da mümkün degilmis!... Ve, biliyor musun, ben onun yanina gidecekmisim…
Bunu duyunca beynimden vurulmusa döndüm. Bazen rüyalarin gerçekle iliskisi oldugunu ya da ölülerin rüyalara girdigini filan duymustum ama… Demek yakinda… Hayir,hayir bu olmamaliydi, ölmemeliydi küçük. Oturdugum sandalyeden kalktim ve yatagina, onun yanina oturdum. Sanki, ona yakin olup elini tuttugumda gitmeyecekti. Bir an duraksadi, yutkundu ve devam etti. Ara sira bir öksürük nöbeti bölüyordu konusmasini:
_Biliyor musun, orda da mevsim baharmis. Tipki burada oldugu gibi, çok güzel geçermis orda da bu mevsim. Senden bahsettigini söylemistim, degil mi? Ah evet, senin bugün buraya gelecegini,sana tesekkür etmemi ve seninle vedalasmami söyledi.
_Hey, ne vedasi küçük, nereye böyle!.. Hem bak elin de bende, birakmiyorum seni… dedim ve hiçkiriklara boguldum.
_Aglama, bana böyle mi veda ediyorsun?!.. Hem sen de bana mektup yazarsin. Emin ol bütün mektuplarina cevap veririm. Bilirsin sözüm sözdür…
_Bilirim küçük, verirsin, sözünü tutarsin sen…
_Ama… sen de bana yazacaksin, söz mü?...
_Söz küçük, yazacagim, ama ne diyorum ben böyle, sen bir yere gitmiyorsun ki, küçük lütfen!..
_Hosça kal, seni çok seviyorum... Tesekkür ederim…
_Güle güle demeyecegim küçük, gitme lütfen…
_Küçük, hey sana söylüyorum, gitme diyorum, gitme, gitme… Ve cesede sarildim. Öylece belki aksama kadar agladim. Ismini de cenazenin oldugu gün ögrendim. Sormaya hiç gerek duymamistim, o da söylemeye…Ona “küçük” demek hosuma gitmisti. Mektuplarima da hep “Küçüge!” diyerek basladim. Fakat hiçbir mektubuma cevap vermedi küçügüm. Ilk defa sözünde durmuyordu belki de, ama bu onun elinde degildi, ne yazik!.. Çok merak ettim, ama bir kere olsun anlatmadi bana cennetin baharini. Bugün ölümünün birinci yildönümü. Evet küçügüm, tam bir yil oldu sen gideli. Piril piril bir günes ve kus civiltilari içinde güzel bir bahar günü, tipki geçen yil bugün oldugu gibi… Ve simdi, sana söylemek istedigim tek bir seyim var küçük:
“Orda bahar geldi mi bilmem ama
Burada çoktan geldi ve SENI BEKLIYOR!...”
|