Ana Sayfa Yardım Takvim Giriş Yap Kayıt



+ ...:::Selendi Forum:::... » BUYRUN MUHABBETE :)) » Yaşam
 Nostalji


Kullanıcı Adı: Beni Hatirla
Şifre:
Sayfa: [1]   Yukarı git
Konu: Nostalji  (Okunma Sayısı 325 defa) Seçenekler Arama
« : Aralık 27, 2006, 11:08:14 ÖÖ »
umutzi
Marjinal Üye
Üye Bilgileri Selendili
*****


Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5124


Nostalji

Bugün Mail Postama düştü bu yazı ve sizinle paylaşmak istedim.Benim yaştakiler çok daha iyi anlayacak bu yazıyı


30 lu 40 lı yaşta olanlara
En de tura bir iki üç.....
Şimdilerde şairin  tabiri ile yolun yarısına gelmiş olan nesil, çocukluğunu
ya da ilk ergenlik  yıllarını 1982, yani Özal öncesi yaşamış kişiler.
30 ile 40 yaşları  arasındaki Türk insanı üzerinde, yaşadıkları dönemin çok
büyük etkisi  olmuştur. Onca olumsuzluğa, onca yokluğa rağmen o yıllara
karşı müthiş bir  özlem taşır içinde. Özlem, çocukluk ya da gençliğe midir
yoksa o yılların  masumiyeti ve saflığına mıdır bilinmez.
Yıl ya 78 ya da 79. Erkek kardeşim  bir- iki yaşında, ben ilkokuldayım.
            Evimizin karşısındaki  müstakil evde üniversiteli gençler
yaşıyordu ve ev arada sırada silahlı  kişiler tarafından basılıyordu. Biz,
kaza kurşununa hedef olmamak için  ailecek yerde yatıyorduk. Polis evlerde
olur olmaz aramalar yapıyor diye,  babam kütüphanemizdeki tüm sol içerikli
yayınları divandaki iki yatağın  arasına saklıyordu. Yolda yürürken bile
birileri sizi durdurup kimlik  soruyordu. Her hafta sonu, evimizin duvarına
yazılan yazıları  boyuyorduk.
            Okuduğum ilkokulun kantininde simit ve Çamlıca gazozu  dışında
bir şey yoktu, zaten o zamanlar çocuğa haftalık vermek diye bir şey  de
yoktu. Gene de bakkala gidişlerimde kalan para üstlerini  haftalarca
biriktirip, tüpte şokella alıyordum. Onca zaman para  biriktirilerek alınan
ve bitmesin diye gıdım gıdım yenen o tüpte şokellanın  tadını hala hiçbir
şeyde bulamıyorum.
            Ben şanslıydım, babam  denizciydi. Seyir dönüşleri bana envai
çeşit oyuncak getiriyordu Avrupa'dan.  Ama o zamanın çocukları bile bir
tuhaftı, ben mahalledekilerle paylaşmayınca  o oyuncaktan da zevk
almıyordum. Hala gazoz kapaklarını taşla düzeltip,  bugünün TASO'larına
benzeyen şeyler yapıyordum. Dokuztaş, misket, kukalı  saklambaç, hele o "en
de tura bir iki üç güzellik", unutulur gibi  değildi.
            İnşaatlardan sökülen paslı çivilerle oynanan toprağa  çivi
saplamaca gibi tamamen yokluğun tetiklediği yaratıcılık örnekleri.  Sokaklar
bizim, dert yok, tasa yok, oyuncak yoktu, olsa da devir hesap devri  alacak
para yoktu ve eğlence yaratıcılığımıza kalmıştı. Yaz günleri,  sabahtan
akşama kadar sokaktaydık. "Sokağa Çıkmak"diye bir deyim  vardı.
            Hayat o kadar güzeldi ki, ilk aşkıma dört yaşında  vurulmuştum.
Net hatırladığım bir sahne var: Adi Yalın. Babası ona iki  tekerlekli
bisiklet almış ve bana "Yarın seni de bindireceğim" diye söz  vermişti.
Bindim mi? Hatırlamıyorum, sonra taşındılar mahallemizden. İkinci  aşkım,
alt katımızda oturuyordu. Bir gün incir toplayacağız diye,  Çengelköy
sırtlarında kaybolmuştuk birlikte.
            Diyarbakırlı Kürt  bir Karpuzcumuz vardı. Salı Cuma karpuz,
kavun getirirdi kamyonla. "Kavun ye  bal ye" diye bağırırdı. Hakikaten de o
kavun bal gibiydi. Hele o zamanın  çilekleri, bir reçel kaynadı mı, değil
apartman mahalleyi sarardı o nefis  çilek kokusu. Reçel yapılacak çilek
neredeyse bir gün boyunca beş altı kez  suyu değiştirilerek kovalarda
bekletilirdi toprağı çıksın diye. Üstelik suya  da rengi geçmezdi. Şimdi
çilekler toprakta yetişiyor ama toprağa değmeden  büyüyor. Belki de o yüzden
ne tadı var ne de kokusu.
            Siyah  beyaz ve tek kanallı televizyon, küçücük parmaklarımızın
arasında kaybolana  dek bıçakla yontulan kalemler -ki kalemtıraş kullanmak
israftı, sınıflardaki  çöp kovası onu kalem açma kuyruklarını unutan var mı?

            Plastik  ilkel beslenme çantaları ve okula götürülmesi yasak
olan muz. Hele iç içe  gecen halkalardan oluşan ve her zaman akıtan o
plastik bardaklar, kâbusumdu  benim. Uçlu kalem geldiğinde memlekete, uzay
mekiği gibi bakmıştık ve onun  ucu da uzay mekiği fırlatma rampası gibi
kavrardı kapkalın kalem  uçlarını.
            Bunların her biri güzel birer anı, 30 lu yıllarını  sürenler
için. 40 lı yıllarını sürenler için o dönem, terörle özdeş. Zira  çoğu
Üniversiteyi ya zar zor bitirdi, ya da ayrılmak zorunda kaldı. 50  üzeri
için ise hatırlanmak bile istenmeyen günler. Çünkü onlar çocuk okutmak  ve
yaşam mücadelesi vermek zorundaydı, onca yokluğa, parasızlığa ve  kardeş
kavgasına rağmen. Sadece çocuklar o yılların tadını çıkardı,  sadece
çocuklar mutlu ve umarsızdı ve sadece çocuklarda hatırlanası  güzellikler
bıraktı.
            O dönemin çocukları, şimdi çocuk  yetiştiriyor. Sahip
olamadıkları oyuncaklarla dolu çocuklarının odaları.  Yedikleri dayakların
inadına seslerini bile yükseltmiyorlar çocuklarına.  Dizlerinden,
dirseklerinden yara kabuğu eksik olmayan o zamanın çocukları,  çocuklarından
kan alınırken fenalaşıyorlar. Ancak hava karardığında ve babası  işten
geldiğinde eve giren şimdinin ana babaları, çocuklarını kapı  dışarı
çıkaramıyorlar, zaman zaman haklı sebeplerle. Annelerinin bir bakışı  ile
mum kesilen, akşama babana söylerim tehditleri ile büyümüş o  çocuklar,
bugün kendi çocuklarının psikolojisini bozar diye HAYIR bile  diyemiyorlar.
            O zamanın çocuklarının, şimdiki çocukları doyumsuz,  çoğu
bilgisayar başında patates cipsi yediği için şişman, hepsi zehir  gibi
akıllı ama onca imkâna rağmen okulu pek azı seviyor. Çelik çomağı,  kukalı
saklambacı ve hatta uçurtma uçurtmayı bilmiyor. Onların  uçurtmaları
marketlerde hazır yapılmış olarak satılıyor ve babayla bir Pazar  günü
saatlerce uğraşarak uçurtma yapmanın zevkini ve yeşil tepelerde  uçurtma
uçurmanın tadını bilmiyorlar.
            Okulun açılacağı  haftanın öncesinde önceleri zevkle başlayan
ama sonra işkence halini alan,  defter kaplamanın ne demek olduğundan
habersizler, defterlerin kaplanmaya  ihtiyacı yok çünkü. Kâğıt onlar için
buruşturulup atılabilecek bir şey,  defterden kâğıt koparmanın nasıl olup da
YASAK olabileceğini akılları  almıyor.
            Hiç dut silkelemediler, bembeyaz çarşaflara ve hiç  incir
ağacının ince dalına basıp yuvarlanmadılar komşunun  bahçesine.
            Mutlular mı?
            Umarım  öyleler.
            Peki, çocukluklarını bizler gibi, özlemle anacaklar  mı?

            Umarım...

ALI EKMEN
Logged


 
HEPİMİZ İNSANIZ...AZICIK AR DUYGUMUZ VARSA

 
 
 

Sponsored
Links
*****
Offline Offline

Links: 1


View Profile
Re: Nostalji
« Posted on: Mayıs 24, 2012, 09:36:18 ÖS »

Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Arsiv

Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks

Powered by sincX Solutions