« : Ocak 18, 2006, 11:45:37 ÖS » |
|
cankurtaran
|
HÜSRAN Ben böyle bakıp durmayacaktım,dili bağlı; İslamı uyandırmak için haykıracaktım. Gür hisli, gür imanlı beyinler coşar ancak; Ben zaten, uzun boylu düşünmekten uzaktım. Haykır!Kime lakin? Hani sahipleri yurdun? Ellerdi yatanlar, sağa baktım, sola baktım; Feryadımı artık boğarak naşını tuttum, Bin parça edip Şi rime gömdümde bıraktım. Seller gibi vadiyi enimimi saracakken, Hiç çağlamadan, gizli inan yaş gibi aktım. Yoktur elemimden şu sağır kubbe de bir iz; İnler"safahat"ımdaki hüsran bile sessiz!
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
« Yanıtla #1 : Ocak 19, 2006, 12:24:40 ÖS » |
alperen
|
Çanakkale Şehitlerine
Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar taşlar... O, rukü olmasa, dünyada eğilmez başlar,
Vurulmuş temiz alnından uzanmış yatıyor; Bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i... Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi...
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? "Gömelim gel seni tarihe!" desem, sığmazsın.
Herc u merc ettiğin edvara ya yetmez o kitab... Seni ancak ebediyyetler eder istiab.
"Bu, taşındır" diyerek Kabe'yi diksem başına; Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namiyle, Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan; Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına, Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına,
Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini, Şarkın en sevgili sultanı Selahaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran... Sen ki İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
Sen ki; a'sara gömülsen taşacaksın... Heyhat, Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat.. .
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
« Yanıtla #2 : Ocak 19, 2006, 12:25:17 ÖS » |
alperen
|
Mehmet Akif Ersoy Ya Rab, Bu Uğursuz Gecenin Yok Mu Sabahı?
Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı? Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı! Nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun! diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun! Esmezse eğer bir ezelî nefha, yakında, Yâ Rab, o cehennemle bu tûfan arasında, Toprak kesilip, kum kesilip Âlem-i İslâm; Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnâm! Bîzâr edecek, korkuyorum, Cedd-i Hüseyn'i, En sonra, salîb ormanı görmek Harameyn'i!... Bin üç yüz otuz beş senedir, arz-ı Hicaz'ın Âteşli muhitindeki sûzişli niyâzın Emvâcı hurûş-âver olurken melekûta? Sönsün de, İlâhi, şu yanan meş'al-i vahdet, Teslis ile çöksün mü bütün âleme zulmet? Üç yüz bu kadar milyonu canlandıran îman Olsun mu beş on sersemin ilhâdına kurban? Enfâs-ı habisiyle beş on rûh-u leimin, Solsun mu o parlak yüzü Kur'an-ı Hakim'in? İslâm ayak altında sürünsün mü nihâyet? Yâ Rab, bu ne husrandır, İlâhi, bu ne zillet? Mazlûmu nedir ezmede, ezdirmede mânâ? Zâlimleri adlin, hani öldürmedi hâlâ! Câni geziyor dipdiri... Can vermede mâsûm! Suç başkasınındır da niçin başkası muhkûm? Lâ yüs'ele binlerce sual olmasa du kurbân; İnsan bu muammalara dehşetle nigeh-bân!
Eyvâh! Beş on kâfirin îmanına kandık; Bir uykuya daldık ki: cehennemde uyandık! Mâdâm ki, ey adl-i İlâhi yakacaktın... Yaksaydın a mel'unları... Tuttun bizi yaktın! Küfrün o sefil elleri âyâtını sildi: Binlerce cevâmi' yıkılıp hâke serildi! Kalmışsa eğer bir iki mâbed, o da mürted: Göğsündeki haç, küfrüne fetvâ-yı müeyyed! Dul kaldı kadınlar, babasız kaldı çocuklar, Bir giryede bin ailenin mâtemi çağlar! En kanlı şenâatle kovulmuş vatanından, Milyonla hayâtın yüreğinden gidiyor kan! İslâm'ı elinden tutacak, kaldıracak yok... Nâ-hak yere feryâd ediyor: âcize hak yok! Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi? Ağzım kurusun... Yok musun ey adl-i İlâhî!
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
« Yanıtla #3 : Ocak 19, 2006, 12:26:17 ÖS » |
alperen
|
Fatih Camii
Yatarken yerde ilhâdıyle haşr olmuş sefil efkâr, Yarıp edvârı yükselmiş bu müdhiş heykel-i ikrâr,
Siyeh reng-i dalâlet bir bulut şeklinde mâzîler, Civârından kaçar, bulmaksızın bir lâhza istikrâr;
Ziyâ-rîz-i hakîkat bir seher tavrında müstakbel, Gelir fevkınden eyler sermedî binlerce nûr îsâr.
Derâgûş etmek ister nâzenîn-i bezm-i lâhûtu: Kol açmış her menârı sanki bir ümmîd-i cür'etkâr!
O revzenler, nazarlardan nihan dîdâra müstağrak, Birer gözdür ki sıyrılmış önünden perde-i esrâr.
Bu kudsî ma'bedin üstünde tâban fevc fevc ervâh Bu ulvî kubbenin altında cûşan mevc mevc envâr.
Tecessüd eylemiş gûyâ ki subhun rûh-i mahmûru; Semâdan yâhud inmiş hâke, Sînâ-reng olup, Dîdâr!
Tabîat perde-puş-i zulmet olmuş, hâbe dalmışken, O, gûyâ kalb-i nûrânîsidir leylin, durur bîdâr.
Evet bir kalbdir, bir kalb-i cûşâcûş-i âşıktır, Ki cevfinden demâdem yükselir bin nâle-i ezkâr.
Nümâyan cebhesinden Sadr-ı İslâm'ın meâlîsi: O sadrın feyz-i enfâsıyle gûyâ bir yığın ahcâr,
Kıyâm etmiş de, yükselmiş de bir timsâl-i nûr olmuş. Nasıl timsâl-i nûr olmaz? Şu pek sâkin duran dîvâr,
Asırlar geçti hâlâ bâtılın pîş-i hücûmunda, Göğüs germektedir, bir kerre olsun olmadan bîzâr:
Bu bir ma'bed değil, Mâ'bûd'a yükselmiş ibâdettir; Bu bir manzar değil, dîdâra vâsıl mevkib-i enzâr.
Semâdan inmemiştir, şüphesiz, lâkin semâvîdir: Zemînî olmayan bir cilve-i feyyâzı hâvîdir.
***
Bir infilâk-ı safâdır ki yâr-ı cânımdır, Sabâhı pek severim, en güzel zamânımdır.
Ridâ-yı leyli henüz açmamıştı dest-i semâ; Sabâ da hâb-ı sükûndan ayılmamıştı daha,
Fezâ yı rûhda aksetti, es-salâ perdâz Müezzinin dem-i mahmûru, bir hazîn âvâz.
İçimde cûş ederek lücce lücce istiğrâk, Ezânı beklemez oldum; açılmadan âfâk,
Zalâmı sîneye çekmiş yatan sokaklardan Kemâl-i vecd ile geçtim. Önümde bir meydan
Göründü; Fâtih'e gelmiştim anladım, azıcık Gidince, ma'bede baktım ki bekliyor uyanık!
Sokuldum artık onun sîne-i münevverine, Oturdum öndeki maksûreciklerin birine.
Fezâ-yı ma'bedin encüm-nümâ meşâ'ilini, O lem'a lem'a dizilmiş ziyâ kavâfilini
Görünce geldi çocukluk zamanlarım yâda... Neler düşündüm o sâ'atte bilseniz orada!
Sekiz yaşında kadardım. Babam gelir: "Bu gece, Sizinle câmi'e gitsek çocuklar erkence.
Giderseniz gelin amma namazda uslu durun, Merâmınız yaramazlıksa işte ev, oturun!"
Deyip alırdı beraber benimle kardeşimi. Namâza durdu mu, hâliyle koyverir peşimi,
Dalar giderdi. Ben artık kalınca âzâde, Ne âşıkane koşardım hasırlar üstünde!
Hayâl otuz sene evvelki hâli pîşimden Geçirdi, başladım artık yanımda görmeye ben:
Beyaz sarıklı, temiz, yaşça elli beş ancak; Vücûdu zinde, fakat saç, sakal ziyâdece ak;
Mehîb yüzlü bir âdem: Kılar edeble namaz; Yanında bir küçücek kızcağızla pek yaramaz
Yeşil sarıklı bir oğlan ki: Başta püskül yok. İmâmesinde fesin bağlı sâde bir boncuk!
Sarık hemen bozulur, sonra şöyle bir dolanır; Biraz geçer, yine râyet misâli dalgalanır!
Koçar koşar duramaz, âkıbet denir "âmîn" Namaz biter: O zaman kalkarak o pîr-i güzîn,
Alır çocuklar, oğlan fener çeker önde, Gelir düşer eve yorgun, dalar pek âsûde
Derin bir uykuya... Derken bu hâtırât-ı lâtîf
Çekildi aslına, artık hakîkatin o kesîf Likâsı başladı karşımda cilve eylemeye;
Zaman da kalmadı zâten hayâli dinlemeye: Sağım, solum, önüm, arkam huşû'a müstağrak
Zılâl-i âdem iken, bir sadâ bülend olarak, O kâinât-ı huzu'u yerinden oynattı;
Fezâ-yı mahşere döndürdü gitti eb'âdı! Sufuf ayakta müselsel cibâl-i velveledâr
Gibiydi. Her birisinden duyuldu sîne-fıkâr, Birer enîn-i tazarru ; birer niyâz-ı hazîn,
Ki kalb-i rahmeti sızlattı şüphesiz o enîn! Eğildi sonra o dağlar Huzûr-i İzzet'te;
Göründü sonra o dağlar zemîn-i haşyette! İnayetiyle Hudâ kaldırınca her birini,
Semâya doğru o dağlar da açtı ellerini. O anda koptu yüreklerden öyle bir feryâd,
Ki rûhum eyliyecek tâ ebed o dehşeti yâd. Kesildi bir aralık inleyen hazin âvâz...
Ne oldu Arş'a kadar yükselen o sûz ü güdâz? O çûş içindeki îman?
Evet, hurûş ederek işte rahmet-i Subbûh, Bütün yüreklere serpildi kubbeden bir rûh: Rûh-i itmînan.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
« Yanıtla #4 : Mart 26, 2006, 09:35:56 ÖS » |
|
cankurtaran
|
Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik; İste yakalandık, kelepçelendik! Çıktınız umulmaz anda karsıma, Başımın tokmağı indi başıma. Suratımda her suç bir ayrı imza, Benmişim kendime en büyük ceza! Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme! Acı, hapsettiğin sefil gölgeme! Nur topu günlerin kanına girdim. Kutsi emaneti yedim, bitirdim. Doğmaz güneşlere bağlandı vade; Dişlerinde, köpek nefsin, irade. Günah, gunah, hasad yerinde demet; Merhamet, sucumdan aşkın merhamet! Olur mu, dünyaya indirsem kepenk: Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk? Çıkamam, aynalar, aynalar zindan. Bakamam, aynada, aynada vicdan; Beni beklemeyin, o bir hevesti; Gelemem, aynalar yolumu kesti. Necip Fazıl Kısakürek
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
« Yanıtla #5 : Mart 26, 2006, 09:45:04 ÖS » |
|
cankurtaran
|
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir Azıcık okşasam sanki çocuktular Biraksam korkudan gözleri sislenir.
Ne kadınlar gördüm zaten yoktular Böyle bir sevmek görülmemiştir Hayır sanmayın ki beni unuttular Hala arasıra mektupları gelir Gerçek değildiler birer umuttular Eski bir şarkı belki bir şiir
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular Böyle bir sevmek görülmemiştir Yalnızlıklarımda elimden tuttular Uzak fısıltıları içimi ürpertir Sanki gökyüzünde bir buluttular Nereye kayboldular şimdi kimbilir
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular Böyle bir sevmek görülmemiştir.
Attila İlhan
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
« Yanıtla #6 : Mart 26, 2006, 09:46:10 ÖS » |
|
cankurtaran
|
Sevgimi unutmak için seyrederim bir tabloyu, bir mermeri, Ki ne kadar dalsa ruhum yeniden döner geriye: Okurum düşüne düşüne okuduğun şiirleri, Senin düşüncen geçerken üzerlerinde bir sıcaklık kalmıştır diye
Fazıl Hüsnü Dağlarca
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
« Yanıtla #7 : Mart 26, 2006, 09:47:32 ÖS » |
|
cankurtaran
|
Diyelim yağmura tutuldun bir gün Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek öbür yanda güneş kendi keyfinde Ne de olsa yaz yağmuru Pırıl pırıl düşüyor damlalar Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın Dar attın kendini karşı evin sundurmasına İşte o evin kapısında bulacaksın beni
Diyelim icin çekti bir sabah vakti Erkenden denize gireyim dedin Kulaç attıkça sen Patiska çarsaflar gibi yırtılıyor su ortadan Ege Denizi bu efendi deniz Seslenmiyor Derken bi de dibe dalayım diyorsun İşte çil çil koşuşan balıklar Lapinalar gümüsler var ya Eylim eylim salınan yosunlar Onların arasında bulacaksın beni
Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmıs ortaya Çakmak çakmak gözleri Meydan Ya Taksim ya Beyazit meydanı Herkes orda sen de ordasın Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim Özgürlüğe mutluluğa doğru Her işin başı sevgi diyor Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili Bi de başını çeviriyorsun ki Yanında ben varim.
Can Yücel
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
« Yanıtla #8 : Mart 26, 2006, 09:48:49 ÖS » |
|
cankurtaran
|
İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı Önce hafiften bir rüzgar esiyor; Yavaş yavaş sallanıyor Yapraklar, ağaçlarda; Uzaklarda, çok uzaklarda, Sucuların hiç durmayan çıngırakları İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı; Kuşlar geçiyor, derken; Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık. Ağlar çekiliyor dalyanlarda; Bir kadının suya değiyor ayakları; İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı; Serin serin Kapalıçarşı Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa Güvercin dolu avlular Çekiç sesleri geliyor doklardan Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları; İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı; Başımda eski alemlerin sarhoşluğu Loş kayıkhanelerıyle bir yalı; Dinmiş lodosların uğultusu içinde İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir yosma geciyor kaldırımdan; Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar. Bir şey düşüyor elinden yere; Bir gül olmalı; İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir kuş çırpınıyor eteklerinde; Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum; Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum; Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından Kalbinin vuruşundan anlıyorum; İstanbul`u dinliyorum.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
« Yanıtla #9 : Mart 26, 2006, 09:50:38 ÖS » |
|
cankurtaran
|
İstanbul`dan ziyade İstanbul`u özledim Tertemiz saf ve sade İstanbul`u özledim
Gönül öksüz bu gece Efkarlıdır her hece Hasreti bile yüce İstanbul`u özledim
Nefes nefes aradım Dert çekmeye yaradım O`nda kaldı muradım İstanbul`u özledim
Ey mahzun bakışlı yar Gözünde İstanbul var En az gözlerin kadar İstanbul`u özledim
Uğur Işılak
İstanbul`dan ziyade İstanbul`u özledim Tertemiz saf ve sade İstanbul`u özledim
Gönül öksüz bu gece Efkarlıdır her hece Hasreti bile yüce İstanbul`u özledim
Nefes nefes aradım Dert çekmeye yaradım O`nda kaldı muradım İstanbul`u özledim
Ey mahzun bakışlı yar Gözünde İstanbul var En az gözlerin kadar İstanbul`u özledim
Uğur Işılak
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
« Yanıtla #10 : Mart 26, 2006, 09:51:57 ÖS » |
|
cankurtaran
|
Artık iş kalmadı yarenler bizde Tökezliyor olduk yazıda düzde Şairdik,hatiptik,yazardık sözde
Ekmeği yemeğe ağızda diş yok Dedik ya efendim bizlerde iş yok
Sağ yanım titriyor,sol yanım tutmaz Nabzım tekler durur,muntazam atmaz Ayağım bir türlü ileri gitmez
Ağzım her an kuru,gözümde yaş yok Artık bundan böyle bizlerde iş yok
Bir secdeye varsam başım dolanır Ne yesem ne içsem,miğdem bulanır Bütün dertler birbirine ulanır
Yuvamız da bomboş uçacak kuş yok Hayra yorulacak hayal yok,düş yok
Yakını uzağı seçemez oldum Bir ufak hendeği geçemez oldum Bir bardak soğuk su içemez oldum
Tatlılarda bile lezzet yok,tat yok Benim bu halime takacak ad yok
İki adım atsam durmaz düşerim Eski hallerime şimdi şaşarım Allah’ım ben böyle nasıl yaşarım
Kendimi kollayacak gövdede baş yok Bağrıma basacak evlat yok,eş yok
Yaşıtlarım birer birer ölüyor Yeşil yaprak kara toprak oluyor Azrail de baş ucumda soluyor
Üstüme dikmeye ağaç yok,taş yok Arkamdan vermeye yemek yok,aş yok...
Osman Yüksel Serdengeçti
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
« Yanıtla #11 : Mart 26, 2006, 09:53:20 ÖS » |
|
cankurtaran
|
Aşktı o! Değiştiren tüm gecelerimi Aşktı o! Beni durup yenileyen Oydu, duygulu yapan hoyrat ellerimi Oydu, dolu dizgin gidişime dur diyen
Bir bıçağın keskin yüzünde kan lekesiydim Aşktı yine beni yıkayan, arıtan su Böyle ak pak olacağımı bilir miydim? İçimde açmasaydı o sevmek duygusu
Ben bir tutsağım şimdi sevgiye, gönüllü Çözmeyin ellerimi, zincirlerim kalsın Görsün prangalarım o doğacak günü
Ve bu dünyaya aşk dolu şiirlerim kalsın Seninle her yerde güzel, her zaman yeni İstemem, sensiz hatırlamasınlar beni.
Ümit Yaşar Oğuzcan
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
« Yanıtla #12 : Mart 26, 2006, 09:57:04 ÖS » |
|
cankurtaran
|
Artık demir almak günü gelmişse zamandan, Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol; Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli, Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu. Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler; Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden. Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden
Yahya Kemal Beyatlı
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
« Yanıtla #13 : Mart 27, 2006, 08:08:54 ÖÖ » |
|
|
|
« Yanıtla #14 : Mart 27, 2006, 10:51:15 ÖÖ » |
|
|
|
« Yanıtla #15 : Mart 27, 2006, 10:56:10 ÖÖ » |
|
muhsin
|
SAKARYA TÜRKÜSÜ İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya: Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir: Oluklar çift, birinden nur akar, birinden kir.
Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kainat: Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne? Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine:
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için. Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabb'im isterse, sular büklüm büklüm burulur. Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, Sakarya'm, sana mı düştü bu yük? Bu dâvâ hor, bu dâvâ öksüz, bu dâvâ büyük!..
Ne ağır imtihandır, başındaki Sakarya! Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal; Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,
Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan: Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan!
Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân; Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu? Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna? Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir? Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler; Sakarya, kandillere katran döktü geceler.
Vicdan azabına eş kayna kayna Sakarya. Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!
İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su: Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek: Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl! Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Sakarya, saf çocuğu, mâsum Anadolu'nun, Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Sen ve ben, gözyaşıyle ıslanmış hamurdanız; Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader; Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz: Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber kılavuz!
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya: Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! NECİP FAZIL KISAKÜREK
|
|
|
|
|
Logged
|
Hayatta en anlamlı kelime "BİZ", en anlamsız kelime ise "BEN" dir... :35: muhsin
|
|
|
« Yanıtla #16 : Mayıs 24, 2006, 10:09:48 ÖÖ » |
alperen
|
yan
Baksana kim boynu bükük ağlayan. Hakkı hayatındır senin ey müslüman, Kurtar artık o biçareyi Allah için. Artık ölüm uykularından uyan.
Bunca zamandır uyudun kanmadın, Çekmediğin çile kalmadı, uslanmadın. Çiğnediler yurdunu baştan başa. Sen yine bir kere kımıldanmadın.
Ninni değil dinlediğin velvele, Kükreyerek akmada müstakbele. Bir ebedi sel ki zamandır adı, Haydi katıl sen de o coşkun sele.
Karşı durulmaz cereyan sine-çak... Varsa duranlar olur elbet helak. Dalgaların anmadan seyrini, Göz göre girdâba nedir inhimak?
Dehşeti maziyi getir yadına; Kimse yetişmez yarın imdadına. Merhametin yok diyelim nefsine; Merhamet etmez misin evladına?
Ben onu dünyaya getirdim diye Kalkışacaksın demek öldürmeye! Sevk ediyormuş meğer insanları, Hakkı-i übüvvet de bu caniliğe!
Doğru mudur ye's ile olmak tebah? Yok mu gelip gayrete bir intibah? Beklediğin subh-i kıyamet midir? Gün batıyor sen arıyorsun tebah.!
Gözleri maziye bakan milletin, Ömrü temadisi olur nakbetin. Karşına müstakbeli dikmiş Hüdâ, Görmeye lakin daha yok niyyetin.
Ey koca şark! Ey ebedi meskenet! Sen de kımıldanmaya bir niyet et. Korkuyorum, Garbın elinden yarın, Kalmayacak çekmediğin mel'anet.
Hakk-ı hayatın daha çiğnenmeden, Kan dökerek almalısın merd isen. Çünkü bugün ortada hak sahibi, Bir kişidir: "Hakkımı vermem" diyen.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
« Yanıtla #17 : Mayıs 24, 2006, 10:12:17 ÖÖ » |
|
reney45
|
çok güzel şiirler.. arkadaşlar emeğinize sağlık..
|
|
|
|
|
Logged
|
- [COLOR=darkslateblue]Gözlerde yaş yoksa, ruh gökkuşağına sahip olamaz.[/COLOR]
- Söz kalpten çıkarsa kalbe kadar gider, dilden çıkarsa kulağı aşamaz.
[/COLOR][/SIZE][/SIZE]
|
|
|
« Yanıtla #18 : Mayıs 26, 2006, 12:30:13 ÖS » |
|
since
|
İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı Önce hafiften bir rüzgar esiyor; Yavaş yavaş sallanıyor Yapraklar, ağaçlarda; Uzaklarda, çok uzaklarda, Sucuların hiç durmayan çıngırakları İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı; Kuşlar geçiyor, derken; Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık. Ağlar çekiliyor dalyanlarda; Bir kadının suya değiyor ayakları; İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı; Serin serin Kapalıçarşı Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa Güvercin dolu avlular Çekiç sesleri geliyor doklardan Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları; İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı; Başımda eski alemlerin sarhoşluğu Loş kayıkhanelerıyle bir yalı; Dinmiş lodosların uğultusu içinde İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir yosma geciyor kaldırımdan; Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar. Bir şey düşüyor elinden yere; Bir gül olmalı; İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir kuş çırpınıyor eteklerinde; Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum; Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum; Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından Kalbinin vuruşundan anlıyorum; İstanbul`u dinliyorum. tam bir şaheser... üstadın ruh-u şad olsun....
|
|
|
|
|
Logged
|
Eşini beğen,İşini beğen,Aşını beğen ama KENDİNİ BEĞENME! ''Medeniyet Açmaksa Bedeni, Hayvanlar Sizden De Medeni!'' M.Akif ERSOY  
|
|
|
|