|
Selendi
|
YAĞCI DAĞINDA SON VE KATİ MÜCADEHE KARARI VE AKINCILAR YEMİNİ VE İLK KURBAN
Hemen efradı “ At başına!” Yapmış isek de köye gidinceye kadar namaz vakti geçtiğinden bayram namazı kılınamamış ve yalnız köylülerle bayramlaşılmıştı. Bayram olması münasebetiyle bu köyde akşama kadar oturarak akşam üzeri Demirci ‘nin Yağcı Dağındaki Tavak yaylalarına çekildik. Burada müfreze kumandanlarıyla görüşerek askerlerin tasfiye etmeyi düşünüyordum. Ve esasen en ziyade bu tavsiye maksadıyla müfrezeyi ikiye ayırmıştım. Çünkü nizamiye müfreze kumandanları efradı eskisi gibi sıkı bir inzibata almak istiyor, tazyik ediyorlardı. Halbuki vaziyet buna müsait değildi. Zira firar başlamış ve şayanı itimat efrada bile tesir etmişti. Efradın noktayı nazar ve düşündükleri şu idi;
-Ordu kalmamış düşman Ankara ‘yı almış artık bir ümit yok. Bizim kumandanlar kendi canlarını kurtarmak için bizi yanlarında tutuyor ve beyhude yere düşmana öldürtüyorlar. Zaten cephane yok, para yok, ekmek yok, sonra kefesin içindeki keklik gibi kıstık kaldık. Nasıl olsa gavur bizi tutacak ve hakaretle bizi öldürecektir. o*nun için bir an evvel daha vukuat yapmadan ve kimseye görünmeden silahı saklamalı ve köye usulce gitmeli.
Diğer bazı cerbezeliler, uyanıklar da;
-Adam sen de burada yaşama imkanı yok, gitmeli gavur köylerinden, gavurcuklardan biraz para almalı ve tebdil-i kıyafetle öteye geçip başının çaresine bakmalı, böyle çetecilikle bu iş sökmez.
İşte bu sözleri yavaş yavaş işitiyordum bazı efrad da bunun tesiri neticesi firar etmişleri. Sarı Memed bu sebeple ayrılmış ve gitmişti. Bunun için yapılacak yalnız bir çare vardı. O da bu gibileri def ve tasfiye etmek. Zira kuvve-i maneviye si, fikri bozuk hedef ve gayesi olmayan insan kalabalığının faydası değil zararı vardır. o*nun için kemiyetten ziyade keyfiyete ehemmiyet vermek zarureti görülüyordu. Pehlivan Halil Efe, Mehmed Efe, Hacı Veli Efelere fikrimi söyledim. Halil Efe derhal:
-Doğrudur, dedi Hatta ben gelirken bizim Mehmet Ali Çavuş’un da bu fikirde olduğunu bana bazı efrad söylediler dedi.
Pehlivan Ağa da;
-Halil, üç günden beri Mehmed Ali efradı kaçırmak için propaganda yapıyor haberin yoktur zannederim, dedi.
Bunun üzerine dedim ki:
-Mehmed Ali Çavuş un silahı aldım ve def edelim ve hatta diğer şüphelendiğimiz efradı da terhis edelim, dedim.
Hali Efe,Mehmet Ali Çavuş meselesine Fevkalade canı sıkılmış olduğundan müfrezesini topladı ve tahkikata başladı.
Neticede Mehmet Ali çavuşun hakikaten müşevvik ve hain olduğu tahakkuk ettiğinden derhal idam edildi. Bittabi bu idam ve ilk kurban etrafa oldukça tesir etti. Bu üzerine efradı topladık. Dedim ki:
-Ey arkadaşlar;sizinle burada,yağcı Dağı’nın bu sakin ve tenha yaylasında açıkça görüşelim. Ve dertleşelim. Pek ala biliyorsunuz ki düşmanın Uşak tan taarruzu üzerine yeni 12 Temmuz 1921 tarihinden beri muhasaradayız.10 günden beri de dağdayız. Ekmek ,su bulamıyor hayvanlarla beraber aç kalıyoruz. Ve bir çok zahmetler çekiyoruz. Şimdiye kadar resmi bir memur ve fakat hakiki ve samimi bir arkadaş gibi sizinle berber bulundum. Bir çok müsademeler yaptık. Çok arkadaş kaybettik. Müşkülata maruz kaldık. Ve hala da kalıyoruz. Acaba ne için;?Vatan ve din için değil mi?Evet vatanımız dinimiz,milletimiz için...Pek ala ne yaptık?Kurtarabildik mi?Hayır....Öyleyse daha çalışacağız demektir. Fakat ne zamana kadar bunu cenab-ı hak bilir. Bence ölünceye kadar çalışmaya mecburuz.
Yalnız şimdi bir mesele vardır. Bazı arkadaşlarımın vücudu zayıf ,bazılarının başka mazeretleri olabilir. Bunlar dağlara gezmeye karda yağmurda yatmaya,aç susuz kalmaya dayan amalar,ölürler. İşte bu arkadaşları ben serbest bırakacağım. o*nlar düşünsünler ve gitmek isteyenler varsa silah ve cephanelerini bırakarak memleketlerine gitsinler. Bunlara bir şey söylemeye darılmaya hakkımız yoktur. Çünkü bunlar belki yarın düşman eline düşerler de bize daha da fenalık yaparlar. Bizim yerimizi,yolumuzu,yuvamızı,maksadımızı anlamadan gitmeleri münasiptir. Ve katiyen gücenmem.
Gitmek istemeyen arkadaşlara gelince madem ki dahilde kaldık. Artık yalnız bir şey düşüneceğiz. O da gavur öldürmek. Vatanı kurtarmak!...Bizim başka düşüncemiz anamız,babamız,karımız,çocuğumuz,olmayacaktır. Binaneleyh ben kendim şahsım itibariyle ordu Sivas’a ,Erzurum’a çekilse bile gitmeyeceğim. Burada düşmanla uğraşacağım. Ve düşmanı denize dökünceye kadar çalışacağım. Ve hiç bir zaman düşmana teslim olmayacağım. Yani;
Garbın cebin zalimi,affetmedim seni
Türk’üm ve düşmanım sana kalsam da bir kişi
Diye büyük bir adamın sözünü tutacağım. Ve bana arkadaşlık yapmak isteyenlerin benim ile beraber dağlarda kalacakları,ayrılmalarını ve söz vermelerini rica edeceğim:Var mı?
-Var... var... var...... sesleri ve bu meyanda Pehlivan Ağanın:
-Ben ne orduya giderim ,ne de gavura teslim olurum. Dağlar kralıyım.
Halil Efe’nini:
-Ben 100 sene dağda gezerim ve şehit kardeşim Necip’in bol bol kanını alırım.
Hacı Veli ve Mehmet Efe’nin de:
-Biz erkek oğlu erkeğiz. Gavura teslim olmayız. Diye gür seslerini işitiyordum. Bunun üzerine jandarmalara dedim ki:
-Jandarmalar şimdi serbestsiniz. İsteyenler köylerine,isteyenler benim ile beraber dağa gelebilirler. Köylerine gidecek olanlar silah ve cephanelerini,arkadaşlarına teslim etsinler.
Bu katı hitap karşısında herkesi umumi bir sukut kapladı. Fakat Pehlivan Ağanın:
-Be Hüseyin !Sen gitmek istiyordun,haydi oğlum git silah ve cephaneni Mehmet’e ver!....
Demesi üzerine gideceklere cesaret geldi. Ve tasfiye başladı. Bir saat zarfında gidecekler bir tarafa çekilmiş ve bizimle vedalaşmaya müheyya ve mahzun bir halde silahsız duruyorlardı. Derhal içlerine girdim ve dedim ki:
-Şimdiye kadar yaptığınız hizmete teşekkür olunur. Mazeretinizden dolayı sizi köylerinize bırakıyoruz. Fakat bizi unutmayınız. Ve bu alçak düşmandan korkmayınız ve elinizden geldiği kadar dağda bize muavenet etmeye çalışınız. Öldüğümüzü işittiğinizde ruhlarımıza birer fatiha okuyunuz. Ve ananıza ,babanıza ,çocuklarınıza bizden selem götürünüz. Vatanın kurtulması için çalışınız ve dua ediniz. Uğurlar olsun!...
Hepsi elimi öpmeye çalışıyor ve ağlayarak pişman oluyor. Ve bizi de ağlatıyorlardı. Bunları gönderdikten sonra etrafı sayarak 150 mevcuttan 110 kişi kalmıştık. Derhal kalanlara
-Sizler mert birer Türk ve Müslüman olduğunuzu ispat ettiniz. Şu kalan cephane ve silahları taksim ediniz. Bu silahlar erkeklere yakışır;Fakat bundan evvel de birer abdest alın ve öyle silah ve cephanelere el sürün;Çünkü bunlar mukaddes ve mübarektir. Dedim. Efrad abdest alırken bende yanımızda olan Mehmet Hocaya Kur’an-ı Kerime el koymak suretiyle etrafa birer birer şu mealde “Gavur öldüreceğime gavurdan başka bir şey düşünmeyeceğime,gavurları denize dökünceye kadar çalışacağıma ,harpten kaçmayacağıma,arkadaşlarıma ihanet etmeyeceğime bila sebep ahaliye zulüm ve tazyik göstermeyip,lutf ile muamele edeceğime ve hiç bir zaman gavura teslim olmayacağıma vallah ve billah yemin ettirmesini söyledim. Hoca bu yemin ile uğraşırken biz de Halil Efe ile Pehlivan Ağa’nın ve Hacı Vel’nin yanımızda olan ailelerine o civarda saklamaya çalışıyor ve bunun için Naim Bey le görüşüyorduk. Nihayet Pehlivan ile Halil Efenin ailelerini Çıkrıkçıya gönderdik ve aile belasından kurtulduk. o*ndan sonra Müfrezeleri yeniden tensik ve tanzim için bir gün daha uğraşarak levazımatını ikmal ve
17 Ağustos 1921 Salı günü öğleye kadar orada ikamet ettikten ve İsmet Bey den bir mektup aldıktan sonra hareket ederek Demirci’nin Azizbey Köyü’ne geldik.20-30 haneden ibaret olan bu köyün insanları pek mükrimdir. Burada hacı Veli’nin ailelerini hafiyyen terk ettik. Tasfiye edilen efrat nazarında yükselmiş ve kendilerine karşı kalbimde büyük bir itimat hasıl olmuştu. Ve filhakika efrat pek iyi bir intizama girmişti.
18 Ağutos 1921 Çarşamba :Saat 9.da Azizbeyden hareket ve Tepe köyünden geçerek o*nda büyük kız ege ve orada iki yemlik arpa aldıktan sonra saat 1’de Pulluca karyesine gelerek geceyi burada geçirdik.
19 Ağutos 1921 Perşembe: Sabahleyin Pullucadan hareket ve Demirci’nin Danışmentler ,Minnetler köylerinden geçerek lazın Değirmenine gelinmiş ve burada İsmet Bey sorulmuş ise de maalesef bir haber alınamamıştı. Bunun üzerine Simav ovasını katederek Akdağ denilen azim silsileye geçilmesine kara verildi.
Demirci Akıncıları adlı kitaptan Selendi ve Çevresinde Kurtuluş Savaşı için yapılan mücadeleleri okuduk.
|