Ana Sayfa Yardım Takvim Giriş Yap Kayıt



+ ...:::Selendi Forum:::... » BUYRUN MUHABBETE :)) » Yaşam
 Eski istihbaratçıdan ŞOK iddialar


Kullanıcı Adı: Beni Hatirla
Şifre:
Sayfa: [1]   Yukarı git
Konu: Eski istihbaratçıdan ŞOK iddialar  (Okunma Sayısı 391 defa) Seçenekler Arama
« : Haziran 15, 2007, 11:07:12 ÖÖ »
selendii
Üye Bilgileri Selendili
****

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 326


Eski istihbaratçıdan ŞOK iddialar

Eski istihbaratçıdan ŞOK iddialar

Son dönemin flaş isimlerinden biri, Bülent Orakoğlu. Emniyet İstihbarat Dairesi eski Başkanı.Yazdığı yeni kitabında son yıllarda yaşanan demokrasi dışı oluşumları anlattı.


Eski İstihbaratçının Şamil Tayyar'a anlattıkları tüyler ürpertecek cinsten.İşte o yazı...

Son 5 yılda 2 cunta hükümeti direkten dönmüş

Son dönemin flaş isimlerinden biri, Bülent Orakoğlu. Emniyet İstihbarat Dairesi eski Başkanı.

Piyasaya çıkan yeni kitabı Ankara’da Gölge Oyunları devletin derin dehlizlerine uzanan tartışmaları yeniden ateşledi.

Dün kendisiyle uzun bir görüşmemiz oldu. Meğer, son 5 yılda 2 kez cunta hükümeti girişimi direkten dönmüş. Darbe girişimlerini saymıyoruz. Üstelik, ara rejim başbakanı veya bakanı olmak isteyen sivil cuntacıların sayısı da o kadar çokmuş ki, akıllara durgunluk verecek gibi...

İlk senaryo, 3 Kasım seçimlerinden kısa süre önce haziranda sahneye konuyor, temmuzda hızlandırılıyor. Projenin bir siyasi bir de askeri boyutu var. İddia şu; Ömer İzgi veya Hüsamettin Özkan’ın başkanlığında yeni hükümet kurulacak, Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun ise görev süresi 1 yıl uzatılacak.

Zira, Kıvrıkoğlu, 30 Ağustos 2002’de emekli olacak. Projenin fikir babası ise MHP’li İzgi. Kıvrıkoğlu için hem kendi partisi hem de DSP ve ANAP’tan destek arıyor. Özkan dışında destek bulamayınca, Kıvrıkoğlu’nun emekliliği kaçınılmaz oluyor.

Bu arada MHP Lideri Bahçeli’nin 3 Kasım seçim resti senaristleri telaşlandırıyor ama yeni hükümetle seçim tarihinin ötelenebileceği yeni bir sürecin başlatılacağı varsayılıyor. Kendisini bakanlık için hazırlayanlar kostümlerini bile yenilemeye başlıyor.

Mesela, Saadet Partisi Adana Milletvekili Ali Gören... Partisinden istifa ederken, gerekçesini şöyle açıklamıştı: ‘Ülkesi ve halkı için önemi, önceliği ve özelliği bulunan bir çalışmaya katkıda bulunmak için istifa ediyorum.’ Gazeteciler soruyor: ‘Bağımsızlardan oluşan bir hükümette mi yer alacaksınız?’ Gören’in cevabı gizemli: ‘Bu çalışmanın ne olduğunu anlatmaya yetkili değilim.’

Bülent Orakoğlu, yıllar sonra Gören’in gizemli konuşmasına açıklık getirdi: ‘Sanayi Bakanı olacağını düşünüyordu.’

Tabi, evdeki hesap çarşıya uymadı.


Okuyan, Perinçek, Baş ve Tantan

İkinci senaryo, yaklaşık 1 yıl önce yürürlüğe konuyor. Ancak süreç, bu yılın başından itibaren hız kazanıyor. Teknokratlar veya karma hükümet projesi yeniden tozlu raflardan indiriliyor.

Orakoğlu, bu senaryoyu şöyle anlatıyor: ‘6 ay önce Armada’da ulusalcı-milliyetçi çizgide küçük bir siyasi partinin genel başkanı ile yemek yedik. Bana ‘milli yapıda yeni bir hükümet kurulacak, devlet yeniden dizayn edilecek. Yeni hükümetin başbakanı ben olacağım. Çok uzun sürmez en geç 3 ay içinde bu iş biter.’

Bu açıklamaları dinlerken, 27 Nisan bildirisinin yayınlandığı gece NTV’ye bağlanan Sabah Yazarı Muharrem Sarıkaya’nın, ‘Şimdi ne olacak?’ sorusuna verdiği ‘Bu hükümet gidecek yerine yeni bir hükümet kurulacak’ sözleri geldi aklıma. Meğer, bazı kulaklara da fısıldanmış.

Esas mevzua dönersek... Orakoğlu’nun tarifi, 4 ismi akla getiriyor: Yaşar Okuyan, Sadettin Tantan, Haydar Baş ve Doğu Perinçek. ‘Kim?’ diye ısrarla sordum, açıklamadı. Sadece Haydar Baş için ‘O değil’ dedi.

Ardından Okuyan’ı aradım: ‘O şahıs ben değilim. Bülent Orakoğlu’nu tanımam, Armada’ya da 3-5 defa sadece çocuklarımla gittim. Eğer bana iftira atarlarsa hemen dava açarım.’

Tantan ve Perinçek’le irtibat kuramadım. Açıklama yapmak isterlerse, bu sütunlar onlara da açıktır.

Gazeteci başbakan adayı

Başkent kulislerini yakından takip edenler bilirler. Kendisini ara rejim hükümetinin başbakanlığına hazırlayanlar arasında meslektaşlarımız bile var.

Son dönemde askeri mahfiller ile siyasi partiler arasında mekik dokuyan bir yazar, dostlarıyla sohbet ediyor: ‘Durum çok kötü. Bu iktidar farkında değil. Böyle giderse darbe olur. En kötü ihtimalle bu hükümeti devirir, yerine başka bir hükümeti kurdururlar.’

Biri atılıyor: ‘O kadar kolay mı? Nasıl olacak?’ ‘Hiç merak etme hem de çok kolay olur’ diyor. Bir başka soru geliyor: ‘Teknokratlar veya bir azınlık hükümeti kurulursa başına kim gelir acaba?’

Yazarımız hafifçe kasılıyor, mimikleri değişiyor, gözleriyle kendini işaret ederek: ‘Şu karşındakini neden hiç aklına getirmiyorsun?’

Ne diyelim? Allah akıl fikir versin.

Büyükanıt baskı altında

Orakoğlu ile sohbetimizden kalan önemli bölümler var. Diyor ki: ‘28 Şubat süreci devam ediyor. Üstelik şiddeti artarak. Ancak Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir siyasi iktidar, bildiriye aynı sertlikte cevap vererek dik durmayı başarmıştır. Ama bu sorun, sadece iktidar partisinin değil tüm siyasi partilerin ortak sorunudur. Siyaset, ortak çıkış yolu belirlemelidir.’

Çözüm önerisine katılıyorum. Bir de uyarısı var: ‘Devlet içinde yuvalanmış çeteler iktidarı devirmek istiyorlar. Küre ve Atabeyler, son olarak Ümraniye’de ortaya çıkarılan çete de bu şekilde düşünülmelidir. İlk olarak siz yazdınız, Özden Örnek günlüklerinde olduğu gibi geçmişteki anti demokratik girişimleri Hilmi Özkök önledi.’

Ya şimdi? Orakoğlu, Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın da ‘sorumlu’ davrandığını düşünüyor ancak ordu yönetiminde ciddi görüş ayrılıklarının bulunduğunu söylüyor: ‘Büyükanıt alttan gelen genç subaylar sendromuyla karşı karşıya.’

Şamil Tayyar/Star
 
Logged

allame-i ulul arz  a bağlandım...
Sponsored
Links
*****
Offline Offline

Links: 1


View Profile
Re: Eski istihbaratçıdan ŞOK iddialar
« Posted on: Mayıs 23, 2012, 10:05:49 ÖS »

Logged
« Yanıtla #1 : Haziran 18, 2007, 08:25:00 ÖÖ »
selendii
Üye Bilgileri Selendili
****

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 326


Ynt: Eski istihbaratçıdan ŞOK iddialar

Genç subaylar fazla rahatsız değil

Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi eski Başkanı Bülent Orakoğlu, “Genç subaylar rahatsız değil, rahatsız olanlar dış güçler, içteki uzantıları ve hiyerarşik yapıda bir yerlere gelememiş bazı askerler” diyor.

Yeni Şafak Gazetesi yazarı Mehmet Gündem Eski istihbaratçı Bülent Orakoğlu ile önemli bir röportaj gerçekleştirdi

İşte Gündemin Orakoğlu röportajı

Eski istihbaratçı Bülent Orakoğlu, bir siyasi parti genel başkanıyla Ankara Armada'da yaptığı bir konuşmayı gündeme getirdi. Siyasi lider, Orakoğlu'na, kimlerle beraber hareket ettiklerini, amaçlarının hükümeti devirmek olduğunu ve yakın bir zamanda darbe olacağını anlatıyor ve seni de aramazda görmek isteriz, deyip konuyu devletten yer beğene kadar getiriyor.

Orakoğlu medyanın ısrarlarına rağmen vermiyor darbeci siyasi lideri.

İyi yapıyor ve söylemiyor.

Söylememeli, çünkü o lider tek değil bu tür sapkın düşüncelerinde. Bugün demokrasiye, Meclis'e, milletin iradesine ihanet eden o kadar çok siyasi parti, lider var ki, hepsinin sorgulanmaya, ciddi bir demokrasi sınavından geçmeye ihtiyacı var.

Kitleler “kim o demokrasi düşmanı” nazarıyla baktığında çevrelerinde o kadar çok düşman görecek ki… Demokratların tek gücü var, çeteleşmek, yakmak, yıkmak, öldürmek değil, birleşmek ve demokrasi hırsızlarının suçüstü olmasını sağlamaktır.

Orakoğlu, o ismi açıklamadığı müddetçe halk rahat edecektir, çünkü bütün siyasi partiler şaibe altında kalacaklar. Bu şaibeden kurtulmanın tek yolu da fiili olarak demokrasiye sadakati göstermekten geçer, söz yetmez, icraat lazım.

Orakoğlu, bu anlamda bir fırsat sundu topluma.

Sahici demokratlar ile darbecileri ayırt etme fırsatı.

Şimdi söz milletin…

Fırsatçılara fırsat vermeme zamanı.

Gelin darbecilerin fotoğraflarını çekip her yere asalım da bir daha sokağa çıkamasınlar.



Yeni yayınlanan “Ankara'da Gölge Oyunları” kitabınızda; “Kırk yılı aşkın bir süredir sanki kontrollü, düşük yoğunlukta bir iç savaş yaşanıyor” diyorsunuz. Türkiye'de neler oluyor?

Türkiye'de iç huzur ve istikrarın bozularak kaos ortamının yaratılması ve darbe şartlarına zemin hazırlanması hedefleniyor. Bu maksatla her darbe öncesinde gördüğümüz tabloları şimdi de görüyoruz.

Kim planlıyor bu çatışma ortamını?

Bu işlerin arkasında dış güçlerin ve Türkiye'deki uzantılarının olduğu çok açık…

Şimdi yaşanan durumun merkezinde ne var, seçimler mi?

Türkiye NATO sonrası birtakım nizamnameleri bazı ülkelerden almış ve Özel Harp Dairesi gibi bazı özel birimlerin kurulması sağlanmış. Özel Harp Dairesi'ni kuran Kemal Yamak Paşa birimi savunmak için yazdığı kitapta, “biz bu nizamnameyi Amerikalılardan aldık” diyor ve yanlış anladıklarını da itiraf ediyor. Yanlış çeviriler yapmış Türkiye, insan haklarıyla, demokrasiyle bağdaşmayan ifadeler var.

Onların özel birimleri dışa, bizim özel birimler içe dönük mü çalışıyorlar?

Tercüme yanlışı dediğim şey bu. Amerika bunu işgal ettiği ülkelerde, Afganistan'da Irak'ta uyguluyor, biz ise bunu kendi halkımıza uyguladık. Devleti koruyorum diye, halkı tehdit gören bir anlayış…

İÇİ DÜŞMAN GÖREN BİR ALGILAMA VAR

O halde yaşadığımız kaoslarda, ihtilallerde, muhtıralarda Amerika'nın dışa dönük stratejilerinin etkisi büyük…


Örneğin, Erbakan G-8'in alternatifi olarak D-8'i kurduğu için 28 Şubat müdahalesi oldu. Sadece Erbakan değil, D-8 oluşumu içindeki bütün liderler aynı tarihlerde ülkelerinde iktidardan uzaklaştırıldılar. BOP'un ne olduğunu dahi tam bilmiyoruz. Bunlar 50 yıl sonrasını da düşünen planlar… Özel Kuvvetler Komutanlığı ve Toplumla İlişkiler Başkanlığı da bizde yanlış tercüme edilen birimlerdendir. Bunlar Genelkurmay'ın içindedir. 80 ihtilali öncesinde bütün eylemlerinin arkasında kontrgerillayı aramıştık. Nedir bu dendiği zaman Ecevit ve İçişleri Bakanı, kontrgerillayı Özel Harp Dairesi'nin resmi veya sivil unsurları diye tanımlamıştı. Bunlar soğuk savaş konseptine göre yetiştirilmiş, her türlü bombalama, öldürme yeteneğine sahiptirler.

Barış zamanında ne yapıyor bu birimler?

Özel kuvvetler içindeki bu sivil unsurların çok disipline altında olmadıklarını düşünüyorum.

Şu anda?

Evet şu anda da disipline edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Batı Çalışma Grubu'nun faaliyetleri sürüyor mu?

Ediyor.

Peki bu disiplinli mi disiplinsiz mi?

Daha hukuki çerçevede devam ediyor. Toplum İlişkiler Başkanlığı 28 Şubat'ta bu birimi iyi çalıştırmıştı. Biliyoruz ki, -dost ve müttefik ülkelerde dahil olmak üzere- birçok ülke Türkiye'ye ciddi anlamda uzun-kısa-orta vadeli psikolojik harekat uyguluyor. Unutmayın ki 28 Şubat topyekun psikolojik harekattır ve Türk milletine karşı yapılmıştır. Siz o birimlerinizle Türkiye'de insanların dini inançlarını iç tehdit olarak kabul ettiniz. Demirel 28 Şubat darbesinin gerçekleştirilmesinde motor görevini yaptı. Türkiye'nin darbelerle anılan bir ülke olmasında Yön hareketinin etkisi büyüktür. Şimdi de bu misyonu Kızılelma koalisyonu üstlendi. Genç subaylar sendromu ve 27 Mayıs İhtilali de bunların ürünüdür.

Genç subaylar sendromu da psikolojik harekatın sonucu mu?

27 Mayıs'tan itibaren TSK'nın üst kademesinin aşağıdan yönlendirilmesi ve hiyerarşik yapının bozulması çabaları var. Bu hâlâ uygulanıyor ama komuta kademesini ihtilale götürecek kadar bir durum yok. Yani rahatsız olan genç subaylar değil, dış güçler, onların içteki uzantıları ve hiyerarşik yapı içinde istediği yere gelemeyen bazı askerler.

HEDEF HÜKÜMETİ DÜŞÜRMEK

Siz, hükümeti düşürmek amacıyla oluşturulmuş 25 ayrı birim var diyorsunuz.


Birim dememden rahatsız oluyorlar ama Danıştay saldırısı, Atabeyler ve Küre operasyonu incelendiğinde hepsi aynı adrese çıkıyor. Burada kritik bir nokta var, TSK'da kime sorsanız Özel Kuvvetler Komutanlığı ordunun göz bebeğidir. Ancak burada bir askeri personel var, bir de eğitilmiş sivil unsurlar…

Nerede o sivil harpçiler?

Bu konuda Ecevit'le Yamak Paşa arasında gerilim yaşandığında, “Sayın genel başkan önce CHP'ye baksın, kaç tane milletvekili var Özel Harp'te çalışan” diyor paşa. Toplumun her kesiminde var onlar. Bu 25 birim kurumsal yapı değil, çeteleşmeler şeklindedir.

25 birim birbiriyle ilintili mi?

Devlet içinde hukuki yapısı olmayan ama devlet yet-kilerini kullanan bir yapı üretiyor bunları. Demirel derin devlet diyor, Ecevit kontrgerilla. Herkes kendi zarar gördüğü yerden olaya bakıyor. Aslında bir derin devlet falan yok. Çeteleşmiş yapılar var. Bunlardan birinin Ergenekon olduğu söyleniyor. Bunlar devlette üst düzey yetkileri olan birtakım insanlarla irtibatlı. Argümanları da, vatan, millet, bayrak sevgisi gibi ulvi değerler.

ÖZKÖK DÖNEMİNDE SORUN ASKERİN KENDİ İÇİNDEYDİ

Genç subaylar rahatsızlığını Özkök Paşa döneminde de dillendirdi. Büyükanıt gelince ne değişti ki 27 Nisan muhtırası oldu?


Özkök döneminde de sorunlar yaşandı ama esas sorun askerin kendi içindeydi. Nokta dergisinin ortaya çıkarttığı iki büyük darbe girişimini hatırlayın. Onlar ve kimi çeteleşmeler hep hükümeti yıkmaya dönüktür. Kurulan 25 birimin tümü mafya tabir edilen çetelerle ilişkili. Bu bir konsepttir.

Neyin konsepti?

28 Şubat sürecinin 2007 versiyonu lazımdı ve bir takım ulusalcı-kuvvacı dernekler mantar gibi türedi. Hepsinin içinde emekli asker var ve bunlar sivil toplum olarak lanse edildi. Türkiye'nin zor günler yaşadığı, yeni bir kurtuluş savaşına ihtiyaç olduğu propagandaları yapıldı. Eğer 2004 yılındaki zihniyet 2007 yılında da TSK içinde devam ediyorsa işimiz zor.

Devam ediyor mu?

Devam ediyor ama birliktelik olarak devam etmiyor.

ABD'nin darbe istediğini ancak Büyükanıt'ın 27 Nisan'da muhtıraya indirgediğini iddia ettiniz…

Bütün ihtilallerin arkasında, Türkiye'nin ABD'nin hem iç, hem dış politikada yörüngesi dışına çıkma korkusu var.

AK Parti ABD'nin yörüngesine girdi de çıkıyor mu şimdi?

ABD'nin stratejisi hep menfaat üzerine kuruludur. ABD'yle bir siyasi parti bir süre yan yana gelebilir, ama ufak bir güvensizlikte başka alternatifler ararlar. 27 Nisan muhtırası verildi, Amerika muhtıraya 13 gün sessiz kaldı. Fakat yine de ABD'yle Genelkurmay Başkanlığı arasında bir sıkıntı var.

Gül'ün cumhurbaşkanı olamamasında bunun da payı olabilir mi?

RP'ye kapatma davası açtığında yardımcım Hanefi Avcı'yı Vural Savaş'a gönderdim; “Ben davayla darbeyi engelliyorum” demiş Savaş.

BÜYÜKANIT DA BİLİNÇLİ HAREKET ETTİ

Anayasa Mahkemesi'nin 367 şartı da bir darbe engelleme çabası mıydı?


Burada anayasal organlar kullanılarak Türkiye sıkıntıya giriyor denilerek hukuktan sapılmıştır. Hilmi Özkök devrinde demokraside zaaf olmadı. Büyükanıt geldiğinde de umutluydum, çünkü istihbarattan geliyordu, daha bilinçli hareket etme imkanı vardı. Yine de bilinçli hareket ettiğine inanıyorum. Büyük sıkıntılara rağmen darbeyi muhtıraya indirgedi.

ABD darbe olmasa da muhtıraya razı mı?

Yeni beklentiler mümkün. Mitingler, çeteleşmiş odaklar, terör hepsi hükümeti istikrarsızlaştırmak için. Bu hükümet -ekonomi de iyi oysa- terör konusunda başarısızdır imajı yaratılmak isteniyor. PKK birden hortladı ve daha etkin eylemler yapmaya başladı. Şehit cenazelerinde hükümete karşı atılan sloganlar bir merkezden organize ediliyor, orada provokatörler var…

Bazı çevreler terörün tırmanışında askerin de etkisi olduğunu ima ediyorlar…

Böyle bir şey yok elbette, ama şu var; bazen kurumsallık dışına çıkan cuntaların yapmak istedikleriyle, dış güçlerin yapmak istedikleri birleşiyor. Türkiye bir Kürt-Türk çatışmasına götürülüyor. Devlet kurumları arasına nifak tohumları sokuluyor şehit cenazelerinde.

Darbe isteyen sivil cuntacılar her yerde var


“Darbe geliyor, ben de başbakan olacağım. Sana da bir şeyler düşünelim” diyen siyasi lideri ciddiye aldınız mı?

Hayır, ama ben bunu Türkiye'de var olan o çarpık zihniyetin bir kere daha sorgulanması için gündeme getirdim, adını vermedim ki bu tür faaliyetler içine giren siyasi partiler kendilerine çeki düzen versinler, oyuna gelmesinler.

Konuyu ortaya atıp ismi meçhul bırakmayı bir strateji olarak mı sürdürüyorsunuz?

Gerektiğinde söylerim ama söylememeyi tercih ediyorum. Çünkü bir tek o değil bu tür hesaplar yapanlar, bu gözle bütün partilere bakmak lazım, kimler giriyor, kimler çıkıyor, ne tür tavır ve söylem değişiklikleri var… Yani demokrasiye ne kadar sadakat içindeler..

Nedir o liderin adresi?

Milliyetçi-muhafazakar vurguları da olan yeni ulusalcılık… Küçük ve etkisiz bir parti. Aslına bakarsanız o şahısla görüşme isteği ilk benden geldi. Bu tür faaliyetler içinde olduğunu bildiğim için olayı tespit etmek istedim. O da toy bir siyasetçi gibi anlattı bunları.

Görevli mi gittiniz?

Resmi görev değil…

Bu bilgiyi devletin ilgili birimleriyle paylaştınız mı?

Gereğini yaptım…

Bir gün açıklamanız gerektiğinde ya reddederse…

Güçlü delillerim var…




MSGB hükümete provokasyonla imzalatıldı


Güvenlik siyasetinin oluşmasında asker ne kadar etkili?

Bunlar Milli Güvenlik Siyaset Belgesi türü belgelerle belirleniyor. Bunlara siyasette imza attı ama oluşmasında irade askerindir. Asker çalışır, yazar ve siyasetin önüne getirir. Ama bu hükümet AB uyum yasalarını hazırlarken büyük sıkıntılar oldu, MGSB'nin iç ve dış tehdit anlayışına müdahale etmek istedi.

Edebildi mi?

Bir generalin ağzından cevap vereyim; Tanrıverdi Paşa dedi ki; MGSB ilk defa askerlerle siyasiler arasında müzakere edildi, karara bağlandı ama bakanlar kurulu imzalamadı. Çünkü iç tehdit algılaması değişmemişti. Paşa; “Hükümete birtakım provokasyonlarla imzalatıldı” dedi. Hükümet 6-7 ay sonra imzaladı.

Mehmet Ağar, muhtıradan haberim olsaydı oylamaya katılırdım dedi. Mumcu'nun da muhtırayı bildiğini ima eden açıklamaları oldu. O akşam ne oldu da siyaset kilitlendi?

28 Şubat'tan 27 Nisan'a gelen sürece bakarsak, sanki Türkiye'de askeri vesayetin güçlendirilmesiyle ilgili bir master plan uygulanıyor. Komuta kademesinin de, siyasetin de önündeki manevra alanı daraltılıyor. Bunu planlayanlar iktidarın anti demokratik bir şekilde uzaklaştırılmasını bekliyorlar. Fakat Genelkurmay'ın üst kademesi böyle bir şeyi istiyor gözükmüyor.

Alan daralması askeri bir yanlışa iter mi?

Mumcu'nun danışmanlını da yapan Hüseyin Kocabıyık dedi ki; hem Mumcu hem de Ağar Türkiye'de fiili bir darbe olacağını biliyorlardı, bu yüzden oylamaya girmediler. Ağar'ın iki milletvekiliyle görüştüm, “kesinlikle girecektik. Ne olduysa o gece oldu ve Ağar fikir değiştirdi, telefonlarını kapattı” dediler. TSK adına hareket ettiklerini söyleyen “sivil cuntacılar” var, bu tür durumlarda devreye girerler.

Biz bunları tanıyor muyuz?

Bunlar her parti içinde vardır, partiyle TSK arasında bağlantı kuran, ilişkileri yürüten kişi olarak lanse ederler kendilerini.

ANAP Genel Merkezi'nin çevresinde tanklar gözüktü mü o günlerde?

Erkan Mumcu'ya bir arkadaşımla not gönderdim; “bunu ver, oylamaya kesinlikle katılsın” dedim. Çiller döneminde de darbe olacak mı diye sık soruyorlardı bana. Meral Akşener'e, eğer bu ülkede fiili bir darbe olacaksa 72 saat önceden haber alırız demiştim. Bugün de aşağı yukarı böyledir.

MEHMET GÜNDEM- YENİ ŞAFAK

 
Logged

allame-i ulul arz  a bağlandım...
« Yanıtla #2 : Haziran 19, 2007, 08:27:26 ÖÖ »
selendii
Üye Bilgileri Selendili
****

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 326


Ynt: Eski istihbaratçıdan ŞOK iddialar

Ya çeteler yok olacak, ya çeteler yok olacak…
Çetelerin varlığını biz unutsak hatırlatacak bir gelişme mutlaka ortaya çıkıyor. Çıkıyor da ne oluyor? Bir süre tartışıp yeniden unutulmaya terk ediyoruz çeteleri… Kasım 1996 Susurluk kazası “Türkiye bir daha eskisi gibi olmayacak” kararlılığı uyandırmıştı; aradan çetelerle irtibatlı nice cinayet, suikast, kitle eylemi geçti, hükümetler devrildi, hükümetler devrilme noktasına getirildi; bugün aynı temenniyi ifade bile edemiyoruz.

Neden?

Çünkü politikacılar çete gerçeğini ya küçümsüyorlar, ya da korkuyorlar…

Güçlü bir ordusu, eğitimli polisi, geleneğe sahip bir istihbarat örgütü bulunan büyük bir ülkede, yöneticilerin, çeteleri 'üç-beş haydut' görerek küçümsemesini doğal karşılamalıyız. Oysa çeteler tam da bu sebeple tehlikeli: Kurumsal olarak egemen olamadıkları devlet birimlerine sızarak, orada buldukları işbirlikçilerden yararlanarak faaliyetlerini yürütür çeteler; bazen devletin bütün kolluk kuvvetlerini felç bile edebilirler.

Geçmişte bunun pek çok örneği var. Devleti, içeride kendi vatandaşına dışarıda dosta-düşmana gülünç hale düşürmüş pek çok 'operasyon' gerçekleştirildi ülkemizde. Bugünlerde toplumu derinden sarsan PKK eylemlerinde bile 'derin devlet' parmağı arayanlar çıkıyorsa, sebebi, geçmişteki manzara bozukluklarıdır.

Akıllı politikacı çeteleri küçümsemez. Siyasi hayatımız, çeteleri küçümsemiş iktidarların mezarlarıyla dolu çünkü…

Korku da doğal ve insanî bir duygu; bizdeki bilgi ve belgelerden çok daha fazlasına sahip olan yöneticiler, ülkedeki çete yapılanmasının künhüne vâkıf oldukları, ipin ucunun nerelere uzandığını bildikleri için de konunun üzerine gitmiyor olabilir. Çetelerin ellerinde ve depolarında bulundurdukları silâh ve patlayıcı maddelerin çokluğu, vurucu timlerinin ustalığı ve gözü karalığı ürkütücüdür herhalde. Geçmişte iki başbakanı (Bülent Ecevit ve Turgut Özal'ı) hedef alan çetelerle irtibatlı suikast girişimleri olmuştu, bunlar bildiklerimiz; devletin arşivinde dışarıya yansımayan başka vukuatlar da olabilir pekâlâ.

Politikacının akıllısı tedbirli olur, ama korkunun ecele faydası olmadığını da bilir. Başka ülkelerde de bizdekileri andıran çeteler vardı; alınan uygun tedbirlerle o ülkelerin sistemleri çeteleri tasfiye etti. Çetelerin varlığı ülkelerin demokratik olma iddiasını zedeliyor; çeteli bir yapıya sahip ülkelerde demokrasi yerleşemiyor. 'Üç-beş haydut' diye küçümsediğiniz çeteler, halkın desteğine sahip iktidarları yerinden edebiliyor da ondan…

Ülkemizin çok değerli aydınlarını da çetelere kurban vermedik mi? Zaman zaman 'Alevi-Sünni' tedirginliği yaşanıyorsa ülkemizde, bu, geçmişte çeteler eliyle sahneye konulan kitle eylemleri yüzündendir. Batı ile ve kendi azınlıklarımızla bir dargın bir barışık hayatı sürüyorsak, bunda, kökleri 20. yüzyılın başlarına uzanan ve son örneklerinden biri 6/7 Eylül 1955 tarihinde İstanbul'da yaşanan çeteci kışkırtmaların rolü büyüktür.

Türkiye çete yapılanmasıyla birlikte yaşayamaz. Hem çeteleriniz olacak, hem dengeli bir kalkınma gerçekleştireceksiniz… Hem çeteleriniz olacak, hem ekonomide istikrarı sağlayacaksınız… Hem çeteleriniz olacak, hem toplumsal barışı gerçekleştireceksiniz… Hem çeteleriniz olacak, hem yurtta ve dünyada barış ilkesini uygulayabileceksiniz…

Bunların hiçbiri mümkün değildir. Türkiye ya bu çetelerden kurtulacak, ya da…

Devamını yazmaya kalemim razı olmuyor

Fehmi Koru
Logged

allame-i ulul arz  a bağlandım...
Sayfa: [1]   Yukarı git
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Arsiv

Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks

Powered by sincX Solutions