« Yanıtla #30 : Mayıs 03, 2006, 10:25:06 ÖÖ » |
sempati
|
zamanın birinde elektrik sıkıntısı ile ilgili sayın demirel e sormuşlar? demişlerki elektrik sıkıntısını çözmek için ne gibi önlemler aldınız? cevabını hemen vermiş sayın demirel: kışın biz bulgaristandan elektrik alacağız,yazında bulgaristan bize verecek... bu cevabın üzerine hiç bir medya kuruluşundan tık yok... çünkü herkes yazın bizim vereceğimizi düşünmüş.. işte kurt siyasetçi demirel... demirel farkı bu zaten.. ekmek yoksa pasta yapın dün dündür bugün bugün
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
|
« Yanıtla #31 : Mayıs 03, 2006, 10:28:21 ÖÖ » |
sempati
|
burada herkes kendi fikrini beyan ediyor,herkesin fikrinede saygılı olduğumuza göre yanlış anlaşılma olmaması lazım.. evet seninde belittiğin gibi son 5 yılı çıkarırsak eğitime ve sağlığa hiçbir şekilde halk tarafından yardıma pek rastlanmıyor.arada tek tük çıkıyordu.. ama bence bunun nedenlerinden biriside devletimizin 5 yıl öncesine kadar güçlü bir yapıya sahip olması nedeniyle eğitim,öğretim,sağlık,ulaşım,su,köprü vs.hizmetlere yeterince cevap verebilmekte olmasıdır.. ama son yıllarda devletimiz ekonomik anlamda çok zayıfladığı için bu hizmetlere cevap veremez hale gelmiştir.. artık burada görev biz vatandaşlarada düşüyor.. herşeyi devletten beklememeliyiz,bir olup birlik olmalıyız... son yıllarda devletin hizmetlerini yapamaz hale geldiği çok doğru bir tesbit.. bizler vergimizi ödeyelim,dürüstlükten ve doğruluktan şaşmayalım,rüşveti ne alalım nede verelim.. zamanla gerisi kendiliğinden gelecektir..
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
« Yanıtla #32 : Mayıs 03, 2006, 10:34:36 ÖÖ » |
|
|
|
« Yanıtla #33 : Mayıs 03, 2006, 12:07:09 ÖS » |
|
since
|
son yıllarda devletin hizmetlerini yapamaz hale geldiği çok doğru bir tesbit.. bizler vergimizi ödeyelim,dürüstlükten ve doğruluktan şaşmayalım,rüşveti ne alalım nede verelim.. zamanla gerisi kendiliğinden gelecektir.. çok yerinde tesbitler.. bizlerde üstümüze düşen görevi layıkıyla yapmalıyız..
|
|
|
|
|
Logged
|
Eşini beğen,İşini beğen,Aşını beğen ama KENDİNİ BEĞENME! ''Medeniyet Açmaksa Bedeni, Hayvanlar Sizden De Medeni!'' M.Akif ERSOY  
|
|
|
« Yanıtla #34 : Mayıs 03, 2006, 01:18:44 ÖS » |
|
|
|
« Yanıtla #35 : Mayıs 03, 2006, 02:35:46 ÖS » |
|
muhterem KILINÇ
|
bir yazardan mülhemle ben de sorayım; Demirel'i nasıl bilirsiniz??? hani musalla taşında sorarlar ya... hazrete Allah uzun ömürler versin. Demirel ben de hiç iyi şeyler çağrıştırmıyor, malesef...
yaptığı değerlendirmeler keşke samimi olsa: her cümlesinin ardında "yeğen yahya" ve Ali demirel şirketlerinin kuyruk acısı yatıyor.
|
|
|
|
|
Logged
|
"Ufukta BAHAR var, unutma sakın !"
|
|
|
« Yanıtla #36 : Mayıs 03, 2006, 02:52:52 ÖS » |
|
since
|
bir yazardan mülhemle ben de sorayım; Demirel'i nasıl bilirsiniz??? hani musalla taşında sorarlar ya... hazrete Allah uzun ömürler versin. Demirel ben de hiç iyi şeyler çağrıştırmıyor, malesef... yaptığı değerlendirmeler keşke samimi olsa: her cümlesinin ardında "yeğen yahya" ve Ali demirel şirketlerinin kuyruk acısı yatıyor. yahya murat demirel ve şevket demirel;galiba kuyruk acısı var?  koskoca egebank doyuramadı yeğenini;şevket demirele akıtılan paralarla işsizliğe çare bile olunabilirdi..(en azından 100-150 bin kişiye iş imkanı sağlanabilirdi)
|
|
|
|
|
Logged
|
Eşini beğen,İşini beğen,Aşını beğen ama KENDİNİ BEĞENME! ''Medeniyet Açmaksa Bedeni, Hayvanlar Sizden De Medeni!'' M.Akif ERSOY  
|
|
|
« Yanıtla #37 : Mayıs 03, 2006, 02:54:29 ÖS » |
|
balkan
|
bazı anneler maalesef delikanlı doğurma şerefine eremez.
kardeş o kadar haklısın ki......
|
|
|
|
|
Logged
|
[SIGPIC][/SIGPIC] [COLOR="Olive"]İNSAN MEFTUN OLDUĞU ŞEYİN KOLLARINDA CAN VERİR!..[/COLOR]
|
|
|
« Yanıtla #38 : Mayıs 03, 2006, 03:15:34 ÖS » |
|
umutzi
|
Alıntıdır.... RAHMETLİ Adnan Kahveci’nin cenaze töreni hálá gözümün önünde.
Arkasından yazılan o duygulu yazılar da...
Bu milletin ona, Ankara’dan İstanbul’a kadar uzanan 450 kilometrelik bir cenaze kortej yaptığını hiç unutmadım.
Aradan bu kadar zaman geçtiği halde, Adnan Kahveci adını her duyuşumuzda, hepimiz o hissi yeniden yaşıyoruz.
Güzel bir insanı iyilikle hatırlamak.
Sanki ilahi bir ses hepimizi bu samimi siyasetçi karşısında saygı duruşuna davet ediyor.
Hepimiz bu davete seve seve icabet ediyoruz.
* * *
Dün Bülent Arınç’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlarına sağlanan "kıyak emeklilik" hakkındaki sözlerini okurken, aklıma Adnan Kahveci geldi.
O soruyu kendi kendime bir defa daha sordum.
Bu ülkenin sessiz ve makul çoğunluğunu Adnan Kahveci’ye bağlayan bağ nedir?
Görünmez bir parmak içimdeki hatıra defterinin "Geri çağır" düğmesine bastı.
Birden hatırladım.
Adnan Kahveci, o aynı Meclis’in milletvekillerine sağladığı kıyak emekliliği hiç düşünmeden reddeden az sayıda üyesinden biriydi.
Bir trafik kazasında hayatını kaybedip aramızdan ayrıldığı güne kadar, o paranın kuruşuna dahi dokunmamıştı.
* * *
Geçen hafta TBMM Başkanı Sayın Bülent Arınç’a bir çağrı yaptım.
Kendisine sağlanan kıyak emeklilik hakkından yararlanmayacağını bugünden ilan edebileceğini söyledim.
Önümüzdeki yıl yürürlüğe girecek olan yasanın bu maddesinden yararlanmak, isteğe bağlı.
Yani Arınç, "Ben bu kıyak emeklilik hakkından yararlanmayacağım" derse kimse ona bu parayı zorla vermeyecek.
Adnan kahveci hiç düşünmeden bunu yapmıştı.
Ama bakın Arınç ne diyor:
"Cumhurbaşkanı yararlanıyorsa ben niye yararlanmayayım?"
Kahveci, bu parayı almak için ne kendine "emsal" aradı, ne de bir bahane.
Çok mu zengindi?
Çocuklarına şereften başka bir miras bırakamadığını hepimiz biliyoruz.
Arınç ise hem kendine emsal aradı, hem de bahane...
"Ben 23 Nisan’da demokrasi çıkışı yaptım, ondan dolayı üzerime geliyorlar."
Oysa en samimi demokrasi çıkışı, bu "tek kişilik imtiyaza" hayır diyebilmekti.
Ne yazık ki onu yapmadı, yapamadı...
* * *
Başbakan Erdoğan, üslubu giderek irtifa kaybeden kongre siyasetini türban, imam hatip gibi meseleler üzerine inşa ediyor.
Acaba bunda, AKP içinde yavaş yavaş ortaya çıkan bazı iğreti olayların üzerini türbanla örtme çabası mı var?
Kendisine hatırlatmak isterim.
İmtiyazlar, kıyaklar, eş dost kayırmaları artık türbanın altından taşmaya başlıyor.
İnsanlar yavaş yavaş şunu da görüyor.
Türban var, türban var.
DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, "Sizlerin başındaki o pahalı türbanın parasıyla bir aile aylarca karnını doyurur" derken, ufukta doğmaya başlayan yeni bir türban sınıfının aile fotoğraflarına dikkati çekiyor.
Gün gelecek, türban, bir türbanlıyı ötekinden ayıran sembole dönüşecek.
"Ali Dibo" daha şimdiden siyasi lügatimizin nadide bir maddesi haline geldi.
* * *
Geçmişte başkalarının aile fotoğrafları üzerine siyaset yapanlar, sinirlenmeden, hayali düşmanlar yaratmadan, emsal ve bahane aramadan, bunlar üzerinde biraz kafa yormalıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çok zengin bir aile fotoğrafı albümü vardır.
Kimi iftihar vesilesi, kimi ise
yakılacak kitap...
|
|
|
|
|
Logged
|
HEPİMİZ İNSANIZ...AZICIK AR DUYGUMUZ VARSA
|
|
|
« Yanıtla #39 : Mayıs 03, 2006, 05:33:07 ÖS » |
|
muhterem KILINÇ
|
İnsan sormadan edemiyor: Sizin başbakan olduğunuz 11 Eylül günü nasıl bir Türkiye manzarası vardı, hatırlıyor musunuz? Sokaklar savaş alanı gibiydi. Bombalar, silahlar susmuyor, siyasi çatışmalara her gün onlarca genç kurban veriliyordu. Müdahalenin meşruiyeti gerekçe ise, 12 Eylül’le hiçbir askerî darbe yarışamaz. Demirel’e göre 12 Eylül çok kötü darbe, 28 Şubat müdahale bile değil… Öyle olsun…
Siz geçmişte iyi şeyler yapmış olsanız bile finalde sergilediğiniz performansınız hepsini unutturuyor. 1965-70 yılları arasında yapılanlar… Dev barajlar, yollar köprüler, Büyük Türkiye hamlelerini, demokrasi mücadelelerini 28 Şubat aldı götürdü. Demirel’e bir 5 yıl daha kazandıracak 5 artı 5’in Meclis’ten geçmemesinin nedeni de; 28 Şubat…
|
|
|
|
|
Logged
|
"Ufukta BAHAR var, unutma sakın !"
|
|
|
« Yanıtla #40 : Mayıs 03, 2006, 05:34:12 ÖS » |
|
muhterem KILINÇ
|
Aktif siyasetten el etek çektiği bugünlerde de hayatının finalini oynuyor Demirel… Performansı siyasi finalinden farksız, paralellik arz ediyor… Geleneksel çizgisinin çok uzağında konuşlandı… Bülent Ecevit’in ‘Vahdettin hain değildir’ çıkışına, ‘Kesinlikle haindir’ diyerek 40 yıl boyunca kendisine arka çıkanlarla ters düşmüştü. Bu çizgisini devam ettiriyor.
|
|
|
|
|
Logged
|
"Ufukta BAHAR var, unutma sakın !"
|
|
|
« Yanıtla #41 : Mayıs 03, 2006, 05:34:52 ÖS » |
|
muhterem KILINÇ
|
ALINTI M. ÜNAL
Eğer aklından zoru yoksa -bu da bir ihtimaldir, yabana atılmamalı- Demirel’in ne tür hesabı olabilir? Yeğen ve birader meselesinden dolayı kuyruk acısının dışa vurumu mu acaba? Olabilir. En güçlü olasılık bu… Yanılgısı şurada: Bu sözlerle hükümeti güç durumda bıraktığını sanıyorsa yanılıyor. Bu tip tartışmalardan galip çıkan tek siyasi adres var. O da; AK Parti… Yeri gelmişken hatırlatayım; Yahya Demirel ile Murat Demirel, Süleyman Demirel’in yegâne iki yeğeni… İkisi de yolsuzluktan mahkûm oldu.
Süleyman Demirel aktif politikada Adnan Menderes’in siyasi mirasının üzerine oturdu. Çankaya’ya kadar uzanan iktidarlarını da bu mirasa borçludur. Ama bugün Menderes’e değil, muarızı İsmet Paşa’ya benziyor.
Eski ile yeni Demirel arasındaki uçurum, savrulmanın boyutunu gösteriyor... İki gündür ‘Demirel’i nasıl bilirdiniz?’ sorusuna ne cevap vereceğimi düşünüyorum
|
|
|
|
|
Logged
|
"Ufukta BAHAR var, unutma sakın !"
|
|
|
« Yanıtla #42 : Mayıs 04, 2006, 04:26:17 ÖS » |
|
tolga
|
umutzi dostum darılmaca gücenmece olmasın ama bu söylediklerinin bazılarına katılmıyorum.. daha önceki yıllarda seninde dediğin gibi eğitim,öğretim ve sağlık kuruluşlarına bağış fazla yapılmaz herşey devletten beklenirdi..ama son yıllarda bu gelenek değişti.. artık eğitim kurumlarına,köprü yol,su,elektrik,sağlık gibi konularada ülkemiz insanı gerekli yardımı yapıyor.. en güzel örnek ilçemiz köylerinden ÇORTAK köyüne hayırsever bir köylümüz(çortaklı kendisi)eski paramızla tam 600 milyar lira okul yapılması için bağışta bulundu..vede şuanda okul yapılmakta... düşünsene umutzi kardeşim çortaklı bir vatandaşımız okul için 600 milyar lira bağış yapıyor.. şimdi soruyorum ilçemizde kim cami yapımı için 600 milyar lira bağış yapar?  insanlar cami için en olsa 1 veya 5 ytl verir ama cami için 600 milyar lira verilebiliyor? demekki senin bahsettiklerin geçmişte kalmış... ilçemiz köylerinden akçakertil köyünde evlerde hala su kullanılamıyor.. köylü toplanarak hep beraber su deposu yapıyorlar,çünkü devlet artık eskisi gibi her yere hizmet götüremiyor.. eskiden devlet eğitim ve sağlık alanındaki hizmetlerini yeterince götürdüğü için halk ta hayır işlerine yöneliyordu en başta cami yapımına.. ama artık devir değişti,devlet eskisi kadar güçlü değil ve hizmetlerini yerine getirememeye başladı.. devletin bu hale gelmesinin sebebleride ülkemizin insanı değil??? zamanında şapka sallayarak kandırdılar insanlarımızı? gümrük birliğine girdik (94 de sanırım)ve ardından ekonomik krizlerin başlaması,28 şubat krizi ve 2001 anayasa fırlatma hadisesi??? bu ülkenin bu hale gelmesindeki sebeblerden bazıları.... bu bizim beyinlerdeki egitim duzeeyiyle esdeger caminin parasini nereye gidecegini herkez biliyo ama is okul veya hastane olunca banane bi ziyniyet var cunku camii gibi degil para vermezsen ayip olmaz CUNKU NASIL OLSA DEVLET YAPAR zaten devlette umrunda degil ki
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
« Yanıtla #43 : Mayıs 05, 2006, 07:59:13 ÖÖ » |
|
since
|
bu bizim beyinlerdeki egitim duzeeyiyle esdeger caminin parasini nereye gidecegini herkez biliyo ama is okul veya hastane olunca banane bi ziyniyet var cunku camii gibi degil para vermezsen ayip olmaz CUNKU NASIL OLSA DEVLET YAPAR zaten devlette umrunda degil ki eskiden öyleydi ama artık insanlarda bilinleniyorlar.. neticede hizmet ve hayırları sadece cami yapımı olarak değerlendirmemek lazım.. eğitim ve öğretime yapılan katkılar sayesinde okullardan binlerce genç mezun olacak ve o insanlar ülkemize hizmet ettiği sürece katkı sağlayan kişilerde onların başarılarından sevaplanacaklar.. artık devir değişti,nasıl olsa devlet yapar zihniyetide eskilerde kaldı... ÇORTAK köyündeki bir hemşehrimiz köye okul yapılması için eski para ile 600 milyar lira bağışladı diyorum kimse çıkıp da sormadı kimdir nedir diye? burada anlatmak istediğim hayır yapan kişinin kimliği önemli değil,önemli olan gelir düzeyi son derece düşük olan ilçemizden bu miktarda paranın okul yapımı için bağışlanmasıdır..... artık cami cami demeyi bırakalım da son yıllarda halkımızın yaptıkları girişimleri konuşalım... en azından katkı yapan kişilere tşk.edelim saygı gösterelim... 
|
|
|
|
|
Logged
|
Eşini beğen,İşini beğen,Aşını beğen ama KENDİNİ BEĞENME! ''Medeniyet Açmaksa Bedeni, Hayvanlar Sizden De Medeni!'' M.Akif ERSOY  
|
|
|
« Yanıtla #44 : Mayıs 08, 2006, 11:30:27 ÖÖ » |
|
reney45
|
Yaşantımın her döneminde, yokluk içinde olmalarına rağmen evlatlarını okutabilmek için çırpınan, kendilerini paralayan ana-babalara tanık oldum. Bunların içinde öyle biri var ki, onu anmadan geçmem mümkün değil! Hacı Yahya idi ismi. Köylü uzatmaz, kestirmeden "Hacı" derdi ona. Karısı Ümmügül köyün en güzel hamurunu açar, nerede düğün dernek olsa tandıra ilk koşan olurdu. Yağmur dualarında kazan kazan dökülen pilavların, etli ekmeklerin üzerinde hep onun emeği, alın teri vardı. Kurban edilen keçileri, koyunları kekik dolu otlaklarda güden, köyün çobanlığını yapan küçük oğlunu da unutmamak gerek. Köyün çocukları koşup oynarken o çobanlık yapar, bir yandan da okula gitmeye çabalardı. Zeki çocuktu. Köylerinde bulunan ilkokulda, okumayı sınıfında ilk söken öğrenci olmuştu. Öğretmeni, ilk kez bu kadar çabuk okuyabilen bir öğrenciye sahip olmanın heyecanıyla babası Hacı Yahya'yı okula çağırmış, "ne yaparsan yap bu çocuğu okut" diye tembih etmişti. Yokluk içinde boğuşan Hacı Yahya, öğretmenin söyledikleriyle gururlanmış diğer taraftan da büyük bir tasanın içine düşmüştü. Elinde avucunda yokken nasıl okuturdu oğlunu? Onun okuma gayretini görüyordu ama elinden gelen bir şey yoktu. "Hele bir ortaokula gelsin düşünürüz" dedi, konuyu kapattı. Zaman çabuk geçti. Küçük çoban ilkokulu bitirdi, sıra ortaokula geldi. Köylerinde ortaokul yoktu. Babasının onu şehre gönderip okutması da imkansızdı. "Galiba kaderimde çobanlık var" diye düşünüyordu. O böyle umutsuzluk içindeyken bir akşam üstü Hacı Yahya Ümmühan Hanım'a seslendi; "oğlanın eşyalarını hazır et, birazda azık hazırla, yarın onu şehre götürüp okula bırakıp geleceğim." Küçük çoban yaşamının ilk uykusuz gecesini geçirdi. Sabaha kadar dualar edip, Allah'a şükretti. İsteği olmuştu. Okumaya devam edecekti. Babasının yüzünü kara çıkarmamaya ant içti. Evine tekrar döndüğünde "büyük adam" olacaktı. Ertesi sabah Hacı Yahya komşusunun merkebini alıp, kendi merkebini de oğluna verip şehre doğru yola koyuldu. Okula gelince müdürden kayıt için gerekli evrakları öğrendiler. 6 adet vesikalık fotoğraf, 15 kuruşluk damga pulu, iyi hal ve kafa kağıdı gerekliydi. Onlarda bunların hiçbirisi yoktu. Hepsini çıkartmanın masrafı ise 55 kuruş ediyordu. O güne kadar Hacı Yahya'nın cebinde hiç 55 kuruş olmamıştı. Yola çıkarken eşten dosttan aldığı borçla oğlunu orta okula yazdırıp köyüne geri döndü. Okulda A, B ve C adında üç ayrı şube vardı. A şubesinde memur çocukları, B şubesinde esnaf ve orta halli ailelerin çocukları, C şubesinde ise köylü ve yoksul ailelerin çocukları toplanmıştı. Hacı Yahya'nın oğlunu C şubesine verdiler. Yüzleri yanmış, ayaklarında ayaklarından büyük ayakkabılar, üstü başı dökülen, üzerlerinde analarının diktiği önlüklerin bulunduğu çocuklarla doluydu sınıf. Hacı Yahya'nın oğlu bu sınıfta olmaktan hiç gocunmamıştı ama öğrencilerin maddi durumlarına, üstlerine başlarına göre sınıflandırılmaları ve bu kriterlere göre okutulmaları zoruna gitmişti. Ona göre "herkes eşit şartlarda eğitim görmeliydi!" 13 yaşında okumak için gurbete çıkan delikanlı, parasız yatılı okulun ardından lise için bir başka şehre gitmek zorunda kaldı. Burada da derslerindeki başarısıyla dikkatleri üzerine çekti. Biri hariç tüm dersleri 10'du. Bir tek beden eğitimi 7 idi. Atletik olmayan vücut yapısı, bu kadarına izin veriyordu çünkü. Ve gün geldi, liseyi de bitirdi. Üniversiteyi kazanarak İstanbul'a yerleşti. Onun bu başarısı Hacı Yahya'yı gururlandırmıştı. "Ne iyi ettim de okuttum oğlumu" diyordu. Oysa mühendis çıkan oğlu, babasının göğsünü kabartmaya daha yeni başlamıştı! İlk olarak Elektrik İşleri Etüd İdaresi'nde işe başladı. Eğitim için gönderildiği Amerika'dan döndükten sonra Barajlar Dairesi Başkanı ardından DSİ Genel Müdürü oldu. Başarı grafiği yükseldikçe yıldızı parlamaya, yıldızı parladıkça yükselmeye devam etti. İşte böyle. Hacı Yahya'nın azimle okuttuğu oğlu gördünüz mü nasıl büyük adam oldu! Bu yazdıklarımı çevresindekilerle paylaşmak isteyenler olabilir. Onlardan bir ricam var. Belki Hacı Yahya'yı tanıyanlar çıkar diye söylüyorum. Bu yaşanmış hikayeyi anlatın ama ne olur o küçük çobanın cumhurbaşkanlığına kadar yükseldiğini ve bir gün, inancının gereği olarak başını kapatan kızlarımıza "okumak istiyorsanız Suudi Arabistan'a gidin" dediğini kimseye söylemeyin. Söylemeyin de rahmetli Hacı Yahya'nın kemikleri daha fazla sızlamasın ne olur! (alıntı)
|
|
|
|
|
Logged
|
- [COLOR=darkslateblue]Gözlerde yaş yoksa, ruh gökkuşağına sahip olamaz.[/COLOR]
- Söz kalpten çıkarsa kalbe kadar gider, dilden çıkarsa kulağı aşamaz.
[/COLOR][/SIZE][/SIZE]
|
|
|
« Yanıtla #45 : Mayıs 08, 2006, 11:44:23 ÖÖ » |
|
since
|
Bu yaşanmış hikayeyi anlatın ama ne olur o küçük çobanın cumhurbaşkanlığına kadar yükseldiğini ve bir gün, inancının gereği olarak başını kapatan kızlarımıza "okumak istiyorsanız Suudi Arabistan'a gidin" dediğini kimseye söylemeyin. Söylemeyin de rahmetli Hacı Yahya'nın kemikleri daha fazla sızlamasın ne olur! (alıntı) tşk.ler Yener bey... buyrun hikayeyi okuyun... hepimizin anası, bacısı yani atalarımız bizi okutana kadar neler çekmişlerdir?? 
|
|
|
|
|
Logged
|
Eşini beğen,İşini beğen,Aşını beğen ama KENDİNİ BEĞENME! ''Medeniyet Açmaksa Bedeni, Hayvanlar Sizden De Medeni!'' M.Akif ERSOY  
|
|
|
« Yanıtla #46 : Mayıs 08, 2006, 03:02:18 ÖS » |
|
muhterem KILINÇ
|
teşekkürler yener bey, gerçekten ilginç, sayın Demirelin de kulakları çınlasın....
|
|
|
|
|
Logged
|
"Ufukta BAHAR var, unutma sakın !"
|
|
|
« Yanıtla #47 : Mayıs 31, 2006, 04:06:45 ÖS » |
|
|
|
|