reis sen bir türk olarak bu ülkenin milli marşının milli bayrağının bir katilin ceza evinden çıktıgında kirletilmesi konusunda ne düşünüyorsun .bu arada ben de türküm ama insanlara ırklarından dolayı degilde sadeçe insan oldukları için değer verirsek bence çokdaha saglıklı bir iş yapmış oluruz .açıkçası ben bu mekmet ali agca konusunu hala içime sindiremedim de bunun için sen gel biz türklük üzerine degilde insanlık degerleri üzerine sohpet edelim
Bugün çok daha yakından biliyoruz ki, 1970’li yıllarda yürüttükleri propagandalar ve asker-sivil hücre çalışmalarıyla hedeflerine çok yaklaştıkları zamanlar oldu; ama sonucu alamadılar. Çünkü, olayları anlattığım çerçevede gören, kavrayan, en azından hisseden ve ülkesi için her şeyi yapmaya hazır ülkücüler vardı ve yapıyorlardı. Üniversitelere bütünüyle hakim olamadılar, sokaklara hakim olamadılar; bu yüzden ordu içindeki örgütlenmeleri, cuntaları da işe yaramadı. İşte ülkücülerin vatan savunması bu idi; Marksist maske giymiş ve çağdaş propaganda silahları ile donanmış Rus yayılmacılığına karşı mücadele.
Ancak bu mücadelenin büyüklüğünü, en ağır bedelleri ödeyerek karşı duran ülkücülerin fedakârlıklarının değerini anlayabilmek için, ‘onlar olmasaydı ne olurdu?’ sorusunun cevabını düşünmek gerekir.
Ülkücü hareket olmasaydı ne olurdu? Onlar olmasaydı, ordu içindeki Marksist cuntalar, sokakta, üniversitelerde ve devlet kurumlarında kök salan yandaşlarıyla birlikte kazanırlardı. Ve, eğer Sovyetler 1980 öncesindeki bu mücadeleyi kazansalardı, Sovyetler Birliği yıkılmazdı. Rusya’nın Türkiye’ye egemen olması, Osmanlı’nın Viyana’ya hakim olmasına benzer. Eğer Viyana’yı düşürebilseydik, yeni bir medeniyet açılışına girerdik ve Osmanlı çökmezdi. Nasıl bir üslup tuttururdu bilinmez; ama Osmanlı’nın Viyana beylerbeyliği yeni bir medeniyet çiçeklenmesinin başkenti olurdu. Çünkü Viyana bir başka medeniyetin merkezi idi ve Osmanlı’ya muhtaç olduğu gücü verecek bir Kızılelma idi. Sovyetler Birliği de Türkiye’yi düşürebilseydi, Ortadoğu ve Akdeniz havzasına inerek, yeni bir açılışa girerdi ve çökmezdi. Rus emperyalizminin yeni bir safhası başlardı. Çünkü Türkiye, Sovyetlere muazzam bir yeni güç, bir yeni gerilim kazandırırdı; onun muhtaç olduğu da bu idi. Gorbaçov’un kitabını okuyun; göreceksiniz ki Sovyetlerin sorunları çok iyi bilinmektedir, önerilen çıkış yolları da doğrudur. Ama, bunları gerçekleştirebilecek sosyal gerilimi Sovyetler kaybetmiştir.
İşte ülkücüler bunu başardılar. Mevzii olaylarda kandırılmış, yönlendirilmiş olanlar bu büyük çaplı hesabın içinde çok küçük materyallerdir ve işin esasını görmeyi engellememelidir. 1980 öncesi Marksistleri, ‘aldatıldık, yanlış yollara sürüklendik’ diyebilirler; demelidirler de. Çünkü, hepsi Türk’tü ve muhtemelen çok büyük bir kısmı “sınıf” kavramından öte, bu milletin çektiği sıkıntıları yüreklerinde duyarak o yola yönlendirilmişlerdi. Aldatılmış olduklarını ve bir süre sonra kendilerini de ezip geçen Kürtçülüğü sırtlarında taşıdıklarını hiç değilse doksanlarda anlamış olmalıdırlar. Fakat hâlâ ülkücüleri onlarla aynı kalıplarda yargılamak hamakatin dik alasıdır. Ülkücüler o yılların acılarını hayatlarının en büyük onuru olarak taşımaya bugün her zamankinden daha çok hak sahibidirler.
***
Şimdi güncel meseleye gelelim: M. Ali Ağca ülkücü camianın -daha yüzlercesi gibi- bir “yanlış”ı da, o çevreye sokulup yönlendirilmiş bir yabancısı da olabilir. Hiç önemli değildir. Çünkü kopartılmak istenen fırtınanın, askere alınmayan birisi için olmadığı açık...
Ve daha yüzlercesi için tekrarlayabileceğim bu soruyu bir de Gün Sazak için soralım: O, Gümrük Tekel Bakanlığı yapmış, namus ve dürüstlük simgesi olarak ad bırakmıştı.
Gün Sazak’ın katilleri de benzeri yasalardan yararlandılar mı? Yararlandı iseler bunlar hakkında yargı incelemesi yaptırıldı mı?
21.01.2006 zaman gazetesi
arkadaş insanlık değerinden bahsetmiş yukarıdaki konuya bir yorum getirsin, insanlık değerlerinden ondansonra sohbet ederiz