|
since
|
e-muhtıra, e-Baykal, e-solcu... Benim için sürpriz değil. Baykal budur. Dün, ‘Ordu sivil kamuoyunun oluşmasına katkı sağlayan önemli bir baskı grubudur’ diyerek açıkça Batı Çalışma Grubu’nun ‘fişleme düzeni’ne sahip çıkmıştı, bugün de parlamentoyu darbeyle korkutan ‘e-muhtura’cıları koruyor. Siz de bu adamı ‘solcu’ ve ‘sosyal demokrat’ sanıyorsunuz. Müdafaa-i Hukuk Grubu’ndan türemiş partinin genel başkanından beklenen, militarist kalkışmaya karşı parlamentonun yanında saf tutmasıdır... Mümkün mü? Solcu ve sosyal demokrat olduğunu söyleyen Baykal, hem üyeleri arasında bulunduğu parlamentoyu tehdit ediyor, hem de parlamentoyu oluşturan kara kalabalıklara (yani halka) gözdağı veriyor. Erken seçim de çare olmazmış. Bu parti (‘AK Parti’ demek istiyor) engellenmediği sürece kriz şartları ortadan kalkmazmış. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi ‘367’ye gerek yoktur’ dememeliymiş, yoksa ülke çatışmaya sürüklenirmiş. Görüyorsunuz değil mi? Sorumlu muhalefet anlayışını görüyorsunuz... Peki, çare seçim değildir de, nedir? Hangi mekanizma? Hangi odak? Ne demek istiyor Baykal? * Asker-sivil bürokratın, Köy Enstitüsü kökenli yarı aydınların, halkçı geçinen seçkinlerin savunduğu bazı ‘biçimsel ve totaliter düzenlemeler’ Türkiye’de uzun yıllar ‘solculuk’ sayıldı. Baykal’ın partisi de bu kadar solcu işte... Ellerinde işsizliği nasıl önleyecekleri, memleketi nasıl kalkındıracaklarına ilişkin bir proje var mı? İktidara gelince para politikaları ne olacak? Sağlık işlerini nasıl düzene sokacaklar? Kürt meselesini nasıl halledecekler? ‘Kıbrıs sorunu’nu nasıl çözecekler? Avrupa’yla ilişkileri hangi bilmediğimiz esaslara oturtacaklar? Ortadoğu geriliminin altından nasıl kalkacaklar? Enerji meselesi ne olacak? Kaç liman, baraj, fabrika yapacaklar, kaç kişiye istihdam sağlayacaklar? Mevcut hükümetin ya da bundan önceki sağ iktidarların akim bıraktığı hangi işi tamamlayacaklar? YÖK meselesini nasıl halledecekler, ‘akademik özerkliği’ nasıl sağlayacaklar? Bir rektörden çok, ‘darbe konvansiyonu’nun ateşli militanına benzeyen Fatih Hilmioğlu isimli şahsa ‘Sen şöyle çekil bakalım bir kenara’ diyebilecekler mi? Giderek bir güvenlik sorunu haline gelen kapkaç olaylarını hangi ‘sosyal tedbirlerle’ önleyecekler? Önümüzdeki onyılları da etkilemesi muhtemel ‘asker-sivil’ meselesini hangi esasa bağlayacaklar? Dahası, fakir-fukara ve dar gelirli için nasıl bir ‘gelecek’ öngörüyorlar? Bunları bilmiyoruz... Bilmiyoruz, çünkü, statükoyu korumaya azimli Deniz Baykal, halkın gündemini oluşturan ve kendilerine iktidar yolunu açacak konularla pek ilgili değil. Söylediği tek şey şu: ‘Devlet kuşatılmıştır, Cumhuriyet’in kazanımları tehlikededir.’ * Düşünebiliyor musunuz, siyasete ve halka karşı sorumlu olması gereken muhalefet lideri, ilginç bir ‘sorumsuzluk’ örneği sergileyerek, Cumhuriyet’in güçlerini (siz bunu Silahlı Kuvvetler olarak anlayın), Cumhuriyet’in en meşru kurumu olan hükümete karşı ‘tedbir almaya’ çağırıyor. Bu tedbir ne olabilir? Bu tedbir CHP’yi iktidara taşır mı? 1957’de, 1961’de, 1965’te, 1969’da, 1973’te, 1977’de, 1983’te, 1987’de, 1991’de, 1995’te, 1999’da, 2002’de taşımamıştır. Bundan sonra da taşımayacaktır... ahmet kekeç star gazetesi
var tmp; tmp = document.getElementById("author_article_content").getElementsByTagName("a"); for(i=0; i
|