Ana Sayfa Yardım Takvim Giriş Yap Kayıt



+ ...:::Selendi Forum:::... » BUYRUN MUHABBETE :)) » Yaşam
 Aptal yerine konulmak


Kullanıcı Adı: Beni Hatirla
Şifre:
Sayfa: [1]   Yukarı git
Konu: Aptal yerine konulmak  (Okunma Sayısı 715 defa) Seçenekler Arama
« : Haziran 19, 2007, 08:32:38 ÖÖ »
selendii
Üye Bilgileri Selendili
****

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 326


Aptal yerine konulmak

Türkiye için kâbus senaryosu bu kadar gürültü koparırken özellikle söz konusu toplantıya Türkiye adına katılan güvenlik çevrelerinden ses çıkmaması biraz garip değil mi?

Soruyu şöyle soralım: Böyle bir senaryo çalışmasına gazeteciler, düşünürler, siyasi iktidara mensup insanlar yani siviller katılsa. CENCOM karargahlarını süsleyen parçalanmış Türkiye haritaları üzerinde Kürt meselesini, iç savaşı, muhtemel terör saldırılarını, suikastleri, örtülü operasyonları, demokratik kurumları yıpratacak eylem biçimlerini ele alsa, bu kâbus senaryolarını Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu tehditlerin mimarlarıyla istişare etse ne olur? Bir günde Türkiye'nin altını üstüne gelmez mi? Bu hassas günlerde, böyle bir toplantıya katılanlar hain ilan edilmez miydi? Bu kişilerin canına okunmaz mıydı?

Tartışılan senaryo değil beni korkutan. Hem Türkiye içinde hem yakın bölgemizde çok daha vahim senaryolar konuşuluyor, yaşanıyor! Beni endişelendiren, kimlerin kimlerle ne tür bağlantılar içinde olduğu ve bu ittifakın Türkiye'yi nerelere sürükleyeceği. Sanki bir tiyatro oynanıyor. Haftalardır endişe ile izlediğimiz her şey bir kurgu ve sanki bu ülkenin insanları belirsiz bir düşmana karşı harekete geçiriliyor. Türkiye'yi tehdit eden şeyler üzerinden güç/iktidar devşiriliyor. Müttefikler düşman rolü oynayarak hem Türk siyasal yapısını yeniden dizayn ediyor hem Türkiye'ye yeni bölgesel roller tayin ediyor. Bir yandan terörün, tehdidin kaynağını işaret edenler diğer taraftan o kaynakla kol kola yeni Türkiye tasarımına girişiyor.

Türkiye'nin son yıllardaki güvenlik algılarının doğruluğuna hep katıldım. Genelkurmay Başkanlığı'nın küresel ve bölgesel tehditler konusundaki değerlendirmelerinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu tehditlerin hepsinin müttefiklerinden kaynaklandığı artık inkar edilemez bir gerçek. Bu gerçek dururken, tehdidin mimarlarından çözüm beklemek beni ürkütüyor. Amacı, kapsamı, niteliği belli bir bölgesel tasarım var ortada. Bunu yapanlar da belli. Şimdi siz gidip aslında tehdidi üretenlerle böyle senaryolar tartışıyorsanız, bu ülkenin insanları ne anlamalı?

Harp Akademileri Komutanlığı'nda düzenlenen “Güvenliğin Yeni Boyutları ve Uluslararası Örgütler” konulu toplantılarda Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın konuşmasını bir kez daha okudum. Son derece doğru tespitler içeren konuşma ile bu senaryoyu aynı anda düşününce nasıl bir sonuca ulaşacağız? Tehdit PKK'dan ve Kuzey Irak yönetiminden geliyor. Bunların arkasında da müttefik ülkeler var. Peki bu müttefikler, Genelkurmay'dan önemli subaylar ve “asla görüşmeyiz” denilen K. Irak yönetiminden Kubat Talabani aynı masada neyi çözüyordu? Türkiye'nin güvenlik kurumları, K.Irak yönetimi ile masaya oturdu da bizim mi haberimiz yok? Siyasi iktidar, “iki tarafın da menfaatine ise görüşürüz” dediği günlerde, “teröre destek verenlerle neden görüşelim” şeklinde açık tavır alınırken, terör olarak görülen bir ekibe mensup kişi ile Türkiye'nin geleceğine ilişkin vahim senaryolar nasıl konuşulabiliyor? ABD'ye karşı, teröre karşı, Türkiye'nin bütünlüğü için milyonları sokağa dökenler hangi güçlerle nasıl bir ortaklık içinde? Sokaklarda, meydanlarda Türkiye için yürüyen insanlar oyuna mı getirildi?

2005'ten beri bunları yazıyorum. Türkiye'yi bugüne getiren sürecin seyrini yazdım. ABD'deki neocon ve İsrail aşırı sağına mensup karanlık merkezlerin yazdıkları senaryonun nasıl adım adım uygulandığının, Türkiye'de kimlerle işbirliği yapıldığının adeta günlüğünü tuttum. Bu işbirliğinin Ak Parti hükümetine karşı başlattığı savaşı aktardım. Mesela “Türkiye'ye İslamcı Cumhurbaşkanı!” (2007-02-20), “AK Parti Michael Rubin'e neden haddini bildirmiyor?” (2005-12-16), “Türk şahinler-neocon ittifakı mı?” (2007-05-11), “Yeni 28 Şubat senaryosu mu” (2007-05-10), “Ak Parti'ye neocon tuzağı!” ya da “Mavi ve turuncu bayraklarla yürümek” başlıklı yazıda anlattığım bu süreçti.

Genelkurmay'a bağlı Stratejik Araştırmalar ve Etüt Merkezi SAREM'in organize ettiği, Günelkurmay Başkanı'nın o meşhur konuşmayı yaptığı toplantıya davet edilenlerden biri de, bugün tartıştığımız senaryonun yazarlarından Michael Rubin'di. “Harb Akademileri'nde bir neo-faşist!” başlığı altında, Ortadoğu'yu kana bulayan, Türkiye'yi bölünmenin eşiğine getiren ne-ofaşist kadronun yeni yetmelerinden Rubin'in o toplantıya katılmasını neden yadırgadığımı aktardım. “Türkiye şeriata gidiyor”, “İslamcı cumhurbaşkanı mı gelecek” diyerek Türkiye'de darbe ve iç savaş senaryoları pazarlayan ekipten biri o. Zeyno Baran gibi, Daniel Pipes gibi ve daha niceleri gibi. Kimler bu isimleri neden el üstünde tutar? Türkiye'yi bölme senaryolarını açıkça tartışan bu çevreden beklentileri nedir? Aklıma sorular geliyor:

1- Bu çevrelerin birkaç yıldır hükümete karşı başlattıkları savaş Türkiye'den mi yönetiliyor? Karşılığında neler veriliyor?

2- “Türkiye'ye İslamcı Cumhurbaşkanı!” ya da “Türkiye şeriata mı gidiyor” şeklindeki yazıları kim yazdırdı?

3- Zeyno Baran'ın Newsweek dergisindeki darbe senaryosu Türkiye'de mi çizildi?

4- Neocon ve İsrail aşırı sağına mensup isimler aslında daha çok Türkiye'de bir yerlere mi çalışıyor?

5- Bu ortaklığın niteliği nedir ve söz konusu işbirliği ile Orgeneral Büyükanıt'ın güvenlik değerlendirmelerini birlikte değerlendirince nasıl bir sonuca ulaşacağız?

6- 28 Şubat, neocon/İsrail aşırı sağının yönettiği bir müdahaleydi. İslamcılar üzerinden bir sistem revizyonu yapıldı. Aynı çevreler, bu sefer Kürt milliyetçiliği üzerinden yeniden bir sistem revizyonu mu yapıyor?

7- Türkiye, ABD tarafından Kuzey Irak yönetimiyle masaya oturtuldu da biz mi duymadık?
İbrahim Karagül
Logged

allame-i ulul arz  a bağlandım...
Sponsored
Links
*****
Offline Offline

Links: 1


View Profile
Re: Aptal yerine konulmak
« Posted on: Mayıs 22, 2012, 04:15:10 ÖÖ Â»

Logged
« Yanıtla #1 : Haziran 19, 2007, 03:14:29 ÖS »
memo
şampiyon cimbom
Üye Bilgileri Selendili
**

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 53


Ynt: Aptal yerine konulmak

Türkiye için kâbus senaryosu bu kadar gürültü koparırken özellikle söz konusu toplantıya Türkiye adına katılan güvenlik çevrelerinden ses çıkmaması biraz garip değil mi?

Soruyu şöyle soralım: Böyle bir senaryo çalışmasına gazeteciler, düşünürler, siyasi iktidara mensup insanlar yani siviller katılsa. CENCOM karargahlarını süsleyen parçalanmış Türkiye haritaları üzerinde Kürt meselesini, iç savaşı, muhtemel terör saldırılarını, suikastleri, örtülü operasyonları, demokratik kurumları yıpratacak eylem biçimlerini ele alsa, bu kâbus senaryolarını Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu tehditlerin mimarlarıyla istişare etse ne olur? Bir günde Türkiye'nin altını üstüne gelmez mi? Bu hassas günlerde, böyle bir toplantıya katılanlar hain ilan edilmez miydi? Bu kişilerin canına okunmaz mıydı?

Tartışılan senaryo değil beni korkutan. Hem Türkiye içinde hem yakın bölgemizde çok daha vahim senaryolar konuşuluyor, yaşanıyor! Beni endişelendiren, kimlerin kimlerle ne tür bağlantılar içinde olduğu ve bu ittifakın Türkiye'yi nerelere sürükleyeceği. Sanki bir tiyatro oynanıyor. Haftalardır endişe ile izlediğimiz her şey bir kurgu ve sanki bu ülkenin insanları belirsiz bir düşmana karşı harekete geçiriliyor. Türkiye'yi tehdit eden şeyler üzerinden güç/iktidar devşiriliyor. Müttefikler düşman rolü oynayarak hem Türk siyasal yapısını yeniden dizayn ediyor hem Türkiye'ye yeni bölgesel roller tayin ediyor. Bir yandan terörün, tehdidin kaynağını işaret edenler diğer taraftan o kaynakla kol kola yeni Türkiye tasarımına girişiyor.

Türkiye'nin son yıllardaki güvenlik algılarının doğruluğuna hep katıldım. Genelkurmay Başkanlığı'nın küresel ve bölgesel tehditler konusundaki değerlendirmelerinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu tehditlerin hepsinin müttefiklerinden kaynaklandığı artık inkar edilemez bir gerçek. Bu gerçek dururken, tehdidin mimarlarından çözüm beklemek beni ürkütüyor. Amacı, kapsamı, niteliği belli bir bölgesel tasarım var ortada. Bunu yapanlar da belli. Şimdi siz gidip aslında tehdidi üretenlerle böyle senaryolar tartışıyorsanız, bu ülkenin insanları ne anlamalı?

Harp Akademileri Komutanlığı'nda düzenlenen “Güvenliğin Yeni Boyutları ve Uluslararası Örgütler” konulu toplantılarda Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın konuşmasını bir kez daha okudum. Son derece doğru tespitler içeren konuşma ile bu senaryoyu aynı anda düşününce nasıl bir sonuca ulaşacağız? Tehdit PKK'dan ve Kuzey Irak yönetiminden geliyor. Bunların arkasında da müttefik ülkeler var. Peki bu müttefikler, Genelkurmay'dan önemli subaylar ve “asla görüşmeyiz” denilen K. Irak yönetiminden Kubat Talabani aynı masada neyi çözüyordu? Türkiye'nin güvenlik kurumları, K.Irak yönetimi ile masaya oturdu da bizim mi haberimiz yok? Siyasi iktidar, “iki tarafın da menfaatine ise görüşürüz” dediği günlerde, “teröre destek verenlerle neden görüşelim” şeklinde açık tavır alınırken, terör olarak görülen bir ekibe mensup kişi ile Türkiye'nin geleceğine ilişkin vahim senaryolar nasıl konuşulabiliyor? ABD'ye karşı, teröre karşı, Türkiye'nin bütünlüğü için milyonları sokağa dökenler hangi güçlerle nasıl bir ortaklık içinde? Sokaklarda, meydanlarda Türkiye için yürüyen insanlar oyuna mı getirildi?

2005'ten beri bunları yazıyorum. Türkiye'yi bugüne getiren sürecin seyrini yazdım. ABD'deki neocon ve İsrail aşırı sağına mensup karanlık merkezlerin yazdıkları senaryonun nasıl adım adım uygulandığının, Türkiye'de kimlerle işbirliği yapıldığının adeta günlüğünü tuttum. Bu işbirliğinin Ak Parti hükümetine karşı başlattığı savaşı aktardım. Mesela “Türkiye'ye İslamcı Cumhurbaşkanı!” (2007-02-20), “AK Parti Michael Rubin'e neden haddini bildirmiyor?” (2005-12-16), “Türk şahinler-neocon ittifakı mı?” (2007-05-11), “Yeni 28 Şubat senaryosu mu” (2007-05-10), “Ak Parti'ye neocon tuzağı!” ya da “Mavi ve turuncu bayraklarla yürümek” başlıklı yazıda anlattığım bu süreçti.

Genelkurmay'a bağlı Stratejik Araştırmalar ve Etüt Merkezi SAREM'in organize ettiği, Günelkurmay Başkanı'nın o meşhur konuşmayı yaptığı toplantıya davet edilenlerden biri de, bugün tartıştığımız senaryonun yazarlarından Michael Rubin'di. “Harb Akademileri'nde bir neo-faşist!” başlığı altında, Ortadoğu'yu kana bulayan, Türkiye'yi bölünmenin eşiğine getiren ne-ofaşist kadronun yeni yetmelerinden Rubin'in o toplantıya katılmasını neden yadırgadığımı aktardım. “Türkiye şeriata gidiyor”, “İslamcı cumhurbaşkanı mı gelecek” diyerek Türkiye'de darbe ve iç savaş senaryoları pazarlayan ekipten biri o. Zeyno Baran gibi, Daniel Pipes gibi ve daha niceleri gibi. Kimler bu isimleri neden el üstünde tutar? Türkiye'yi bölme senaryolarını açıkça tartışan bu çevreden beklentileri nedir? Aklıma sorular geliyor:

1- Bu çevrelerin birkaç yıldır hükümete karşı başlattıkları savaş Türkiye'den mi yönetiliyor? Karşılığında neler veriliyor?

2- “Türkiye'ye İslamcı Cumhurbaşkanı!” ya da “Türkiye şeriata mı gidiyor” şeklindeki yazıları kim yazdırdı?

3- Zeyno Baran'ın Newsweek dergisindeki darbe senaryosu Türkiye'de mi çizildi?

4- Neocon ve İsrail aşırı sağına mensup isimler aslında daha çok Türkiye'de bir yerlere mi çalışıyor?

5- Bu ortaklığın niteliği nedir ve söz konusu işbirliği ile Orgeneral Büyükanıt'ın güvenlik değerlendirmelerini birlikte değerlendirince nasıl bir sonuca ulaşacağız?

6- 28 Şubat, neocon/İsrail aşırı sağının yönettiği bir müdahaleydi. İslamcılar üzerinden bir sistem revizyonu yapıldı. Aynı çevreler, bu sefer Kürt milliyetçiliği üzerinden yeniden bir sistem revizyonu mu yapıyor?

7- Türkiye, ABD tarafından Kuzey Irak yönetimiyle masaya oturtuldu da biz mi duymadık?
İbrahim Karagül
hay ağzınıza sağlık...
aynen dediğiniz gibi aptal yerinemi konuluyormuyuz acaba?
Logged
« Yanıtla #2 : Haziran 20, 2007, 07:42:57 ÖÖ »
selendii
Üye Bilgileri Selendili
****

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 326


Ynt: Aptal yerine konulmak

Türkiye için kâbus senaryosu bu kadar gürültü koparırken özellikle söz konusu toplantıya Türkiye adına katılan güvenlik çevrelerinden ses çıkmaması biraz garip değil mi?

Soruyu şöyle soralım: Böyle bir senaryo çalışmasına gazeteciler, düşünürler, siyasi iktidara mensup insanlar yani siviller katılsa. CENCOM karargahlarını süsleyen parçalanmış Türkiye haritaları üzerinde Kürt meselesini, iç savaşı, muhtemel terör saldırılarını, suikastleri, örtülü operasyonları, demokratik kurumları yıpratacak eylem biçimlerini ele alsa, bu kâbus senaryolarını Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu tehditlerin mimarlarıyla istişare etse ne olur? Bir günde Türkiye'nin altını üstüne gelmez mi? Bu hassas günlerde, böyle bir toplantıya katılanlar hain ilan edilmez miydi? Bu kişilerin canına okunmaz mıydı?

Tartışılan senaryo değil beni korkutan. Hem Türkiye içinde hem yakın bölgemizde çok daha vahim senaryolar konuşuluyor, yaşanıyor! Beni endişelendiren, kimlerin kimlerle ne tür bağlantılar içinde olduğu ve bu ittifakın Türkiye'yi nerelere sürükleyeceği. Sanki bir tiyatro oynanıyor. Haftalardır endişe ile izlediğimiz her şey bir kurgu ve sanki bu ülkenin insanları belirsiz bir düşmana karşı harekete geçiriliyor. Türkiye'yi tehdit eden şeyler üzerinden güç/iktidar devşiriliyor. Müttefikler düşman rolü oynayarak hem Türk siyasal yapısını yeniden dizayn ediyor hem Türkiye'ye yeni bölgesel roller tayin ediyor. Bir yandan terörün, tehdidin kaynağını işaret edenler diğer taraftan o kaynakla kol kola yeni Türkiye tasarımına girişiyor.

Türkiye'nin son yıllardaki güvenlik algılarının doğruluğuna hep katıldım. Genelkurmay Başkanlığı'nın küresel ve bölgesel tehditler konusundaki değerlendirmelerinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu tehditlerin hepsinin müttefiklerinden kaynaklandığı artık inkar edilemez bir gerçek. Bu gerçek dururken, tehdidin mimarlarından çözüm beklemek beni ürkütüyor. Amacı, kapsamı, niteliği belli bir bölgesel tasarım var ortada. Bunu yapanlar da belli. Şimdi siz gidip aslında tehdidi üretenlerle böyle senaryolar tartışıyorsanız, bu ülkenin insanları ne anlamalı?

Harp Akademileri Komutanlığı'nda düzenlenen “Güvenliğin Yeni Boyutları ve Uluslararası Örgütler” konulu toplantılarda Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın konuşmasını bir kez daha okudum. Son derece doğru tespitler içeren konuşma ile bu senaryoyu aynı anda düşününce nasıl bir sonuca ulaşacağız? Tehdit PKK'dan ve Kuzey Irak yönetiminden geliyor. Bunların arkasında da müttefik ülkeler var. Peki bu müttefikler, Genelkurmay'dan önemli subaylar ve “asla görüşmeyiz” denilen K. Irak yönetiminden Kubat Talabani aynı masada neyi çözüyordu? Türkiye'nin güvenlik kurumları, K.Irak yönetimi ile masaya oturdu da bizim mi haberimiz yok? Siyasi iktidar, “iki tarafın da menfaatine ise görüşürüz” dediği günlerde, “teröre destek verenlerle neden görüşelim” şeklinde açık tavır alınırken, terör olarak görülen bir ekibe mensup kişi ile Türkiye'nin geleceğine ilişkin vahim senaryolar nasıl konuşulabiliyor? ABD'ye karşı, teröre karşı, Türkiye'nin bütünlüğü için milyonları sokağa dökenler hangi güçlerle nasıl bir ortaklık içinde? Sokaklarda, meydanlarda Türkiye için yürüyen insanlar oyuna mı getirildi?

2005'ten beri bunları yazıyorum. Türkiye'yi bugüne getiren sürecin seyrini yazdım. ABD'deki neocon ve İsrail aşırı sağına mensup karanlık merkezlerin yazdıkları senaryonun nasıl adım adım uygulandığının, Türkiye'de kimlerle işbirliği yapıldığının adeta günlüğünü tuttum. Bu işbirliğinin Ak Parti hükümetine karşı başlattığı savaşı aktardım. Mesela “Türkiye'ye İslamcı Cumhurbaşkanı!” (2007-02-20), “AK Parti Michael Rubin'e neden haddini bildirmiyor?” (2005-12-16), “Türk şahinler-neocon ittifakı mı?” (2007-05-11), “Yeni 28 Şubat senaryosu mu” (2007-05-10), “Ak Parti'ye neocon tuzağı!” ya da “Mavi ve turuncu bayraklarla yürümek” başlıklı yazıda anlattığım bu süreçti.

Genelkurmay'a bağlı Stratejik Araştırmalar ve Etüt Merkezi SAREM'in organize ettiği, Günelkurmay Başkanı'nın o meşhur konuşmayı yaptığı toplantıya davet edilenlerden biri de, bugün tartıştığımız senaryonun yazarlarından Michael Rubin'di. “Harb Akademileri'nde bir neo-faşist!” başlığı altında, Ortadoğu'yu kana bulayan, Türkiye'yi bölünmenin eşiğine getiren ne-ofaşist kadronun yeni yetmelerinden Rubin'in o toplantıya katılmasını neden yadırgadığımı aktardım. “Türkiye şeriata gidiyor”, “İslamcı cumhurbaşkanı mı gelecek” diyerek Türkiye'de darbe ve iç savaş senaryoları pazarlayan ekipten biri o. Zeyno Baran gibi, Daniel Pipes gibi ve daha niceleri gibi. Kimler bu isimleri neden el üstünde tutar? Türkiye'yi bölme senaryolarını açıkça tartışan bu çevreden beklentileri nedir? Aklıma sorular geliyor:

1- Bu çevrelerin birkaç yıldır hükümete karşı başlattıkları savaş Türkiye'den mi yönetiliyor? Karşılığında neler veriliyor?

2- “Türkiye'ye İslamcı Cumhurbaşkanı!” ya da “Türkiye şeriata mı gidiyor” şeklindeki yazıları kim yazdırdı?

3- Zeyno Baran'ın Newsweek dergisindeki darbe senaryosu Türkiye'de mi çizildi?

4- Neocon ve İsrail aşırı sağına mensup isimler aslında daha çok Türkiye'de bir yerlere mi çalışıyor?

5- Bu ortaklığın niteliği nedir ve söz konusu işbirliği ile Orgeneral Büyükanıt'ın güvenlik değerlendirmelerini birlikte değerlendirince nasıl bir sonuca ulaşacağız?

6- 28 Şubat, neocon/İsrail aşırı sağının yönettiği bir müdahaleydi. İslamcılar üzerinden bir sistem revizyonu yapıldı. Aynı çevreler, bu sefer Kürt milliyetçiliği üzerinden yeniden bir sistem revizyonu mu yapıyor?

7- Türkiye, ABD tarafından Kuzey Irak yönetimiyle masaya oturtuldu da biz mi duymadık?
İbrahim Karagül
hay ağzınıza sağlık...
aynen dediğiniz gibi aptal yerinemi konuluyormuyuz acaba?
Türk insanını aptal yerine koyan toplantıya katılan o iki paşaya yazıkar olsun...
Logged

allame-i ulul arz  a bağlandım...
« Yanıtla #3 : Haziran 21, 2007, 09:36:02 ÖÖ »
volkan
Üye Bilgileri Selendili
***

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 132


Ynt: Aptal yerine konulmak

Neden Yasemin Çongar'a inanmayalım?
Bu nasıl bir iştir? Hesap vermesi gereken hesap soruyor. Güvenlik güçleri Güneydoğu'da terörle mücadelede zor anlar yaşıyor. Her gün birkaç er, subay yol ortasına döşenen mayınlarla hayatını kaybediyor. Bu durumda siyasi otorite yetkili ve sorumlu güvenlik kurumundan tedbir ve uygulamalarıyla ilgili hesap soracağına, bu güvenlik kurumu dönüp adeta siyasi iktidardan hesap soruyor…

Bu nasıl bir şeydir?

Şemdinli'den Atabeyler'e ve senaryo tartışmalarına değin, ne zaman bir skandal ortaya çıksa, ne zaman bir eleştiri yapılsa ya da bir soru sorulsa aynı yanıt verilip, aynı açıklama yapılıyor: “Kurumumuz yıpratılmaya çalışılıyor…”

Washington'da Hudson Enstitüsü'nde bir skandal yaşandı.

Türk askeri temsilcileri, ordunun görüşülemez ilan ettiği bir siyasetçinin temsilcisiyle aynı masada oturdu. Asıl önemlisi bu masada Türkiye'ye ilişkin dehşet senaryoları tartışıldı. Beteri PKK yöneticilerin Türkiye'ye teslim edilmesinin AK Parti'nin oyları üzerinde nasıl bir etki yapacağı ele alındı…

Senaryolar önemli değil…

Önemli olan tartışanlar, ilişkiler ve amaçlar…

Dolayısıyla skandal akıl karıştırdı…

“Asker ABD'nin bir kanadıyla Türkiye'de ileriye yönelik siyasi bir düzenleme için işbirliği içinde mi” gibi bu ülke için son derece doğal, meşru ve hayati sorular akla geldi…

Zihinler geriye dönük çalışmaya başladı…

Bir orgeneralle görüştükten sonra “Türkiye'de yüzde 50 darbe olacak…” diye yazan Zeyno Baran değil miydi?

Dahası Baran vasıtasıyla Bahçeşehir Üniversitesi'nde bir toplantıya katılan ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Byrza, Milliyet Gazetesi'ne verdiği demeçte Genelkurmay bildirisiyle, yani muhtırayla ilgili olarak şunları söylemiyor muydu:

“Siyasi duruma bakacak olursak, 1982 Anayasası orduyu laik Türkiye Cumhuriyeti'nin koruyucusu olarak ortaya koymaktadır, bu son derece önemli…”

Bu koşullarda, Hudson'da karşılaştığımız bu “ABD”, muhtırayı destekleyen, anayasal ilan eden bu “ABD” kiminle ne iş tutmaktadır sorusu doğal değil midir?

Bu sorular ve skandalla ilgili olarak dün Genelkurmay'dan beklenen yanıt geldi…

Yanıt senaryo iddialarını yalanlıyor.

Ama ilginç bir yalanlama bu.

Toplantıyı doğruluyor. Aralarında iki Türk generalinin bulunduğu SAREM yetkililerinin bu toplantıyı bir süre dinlediklerini teyit ediyor. Askeri ataşenin de orada bulunduğunu kabul ediyor. Yetmiyor, Barzani'nin temsilcisinin toplantıdaki varlığını teyit edip, bunu bir tesadüf olarak açıklıyor…

Yalanladığı işin senaryo kısmı...

Aklı eren açıklasın…

Neden örneğin, ben yıllardır tanıdığım, aklına, gazeteciliğine, dürüstlüğüne, objektifliğine yüz yüzde güven duyduğum, bu konuda güçlü deliller ileri süren Yasemin Çongar'a inanmayacağım da, Genelkurmay'ın verdiği bilgileri doğru kabul edeceğim?

Hangi gerekçeyle?

Kurumlar doğru söyler varsayımıyla mı?

Bu ülkeyi yıllarca kasıp kavuran, hâlâ izleri sürülen, mahkeme kayıtlarına adıyla sanıyla geçen JİTEM'in varlığını yıllardır reddeden Genelkurmay Başkanlığı değil midir?

Bu açıklama skandalı ortadan kaldırmamış, tersine ivme kazandırmıştır.

Hesap vermesi gereken hesap istiyor…

Yine, “kurumumuz karalanıyor” gerekçesini ileri sürerek…

Şöyle diyor açıklama:

'Türkiye'ye teslim edilmesi düşünülen teröristlerle ilgili haber' tamamen hayal ürünü olup, yalanı yalanla örtme ve hedef saptırarak kurumları karalama amacını taşımaktadır…”

Ne ala…

Evet ortada bir karalama var…

Ama karalayan kim?

ali bayramoğlu...
Logged
« Yanıtla #4 : Haziran 25, 2007, 12:48:28 ÖS »
selendii
Üye Bilgileri Selendili
****

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 326


Ynt: Aptal yerine konulmak

Neden Yasemin Çongar'a inanmayalım?
Bu nasıl bir iştir? Hesap vermesi gereken hesap soruyor. Güvenlik güçleri Güneydoğu'da terörle mücadelede zor anlar yaşıyor. Her gün birkaç er, subay yol ortasına döşenen mayınlarla hayatını kaybediyor. Bu durumda siyasi otorite yetkili ve sorumlu güvenlik kurumundan tedbir ve uygulamalarıyla ilgili hesap soracağına, bu güvenlik kurumu dönüp adeta siyasi iktidardan hesap soruyor…

Bu nasıl bir şeydir?

Şemdinli'den Atabeyler'e ve senaryo tartışmalarına değin, ne zaman bir skandal ortaya çıksa, ne zaman bir eleştiri yapılsa ya da bir soru sorulsa aynı yanıt verilip, aynı açıklama yapılıyor: “Kurumumuz yıpratılmaya çalışılıyor…”

Washington'da Hudson Enstitüsü'nde bir skandal yaşandı.

Türk askeri temsilcileri, ordunun görüşülemez ilan ettiği bir siyasetçinin temsilcisiyle aynı masada oturdu. Asıl önemlisi bu masada Türkiye'ye ilişkin dehşet senaryoları tartışıldı. Beteri PKK yöneticilerin Türkiye'ye teslim edilmesinin AK Parti'nin oyları üzerinde nasıl bir etki yapacağı ele alındı…

Senaryolar önemli değil…

Önemli olan tartışanlar, ilişkiler ve amaçlar…

Dolayısıyla skandal akıl karıştırdı…

“Asker ABD'nin bir kanadıyla Türkiye'de ileriye yönelik siyasi bir düzenleme için işbirliği içinde mi” gibi bu ülke için son derece doğal, meşru ve hayati sorular akla geldi…

Zihinler geriye dönük çalışmaya başladı…

Bir orgeneralle görüştükten sonra “Türkiye'de yüzde 50 darbe olacak…” diye yazan Zeyno Baran değil miydi?

Dahası Baran vasıtasıyla Bahçeşehir Üniversitesi'nde bir toplantıya katılan ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Byrza, Milliyet Gazetesi'ne verdiği demeçte Genelkurmay bildirisiyle, yani muhtırayla ilgili olarak şunları söylemiyor muydu:

“Siyasi duruma bakacak olursak, 1982 Anayasası orduyu laik Türkiye Cumhuriyeti'nin koruyucusu olarak ortaya koymaktadır, bu son derece önemli…”

Bu koşullarda, Hudson'da karşılaştığımız bu “ABD”, muhtırayı destekleyen, anayasal ilan eden bu “ABD” kiminle ne iş tutmaktadır sorusu doğal değil midir?

Bu sorular ve skandalla ilgili olarak dün Genelkurmay'dan beklenen yanıt geldi…

Yanıt senaryo iddialarını yalanlıyor.

Ama ilginç bir yalanlama bu.

Toplantıyı doğruluyor. Aralarında iki Türk generalinin bulunduğu SAREM yetkililerinin bu toplantıyı bir süre dinlediklerini teyit ediyor. Askeri ataşenin de orada bulunduğunu kabul ediyor. Yetmiyor, Barzani'nin temsilcisinin toplantıdaki varlığını teyit edip, bunu bir tesadüf olarak açıklıyor…

Yalanladığı işin senaryo kısmı...

Aklı eren açıklasın…

Neden örneğin, ben yıllardır tanıdığım, aklına, gazeteciliğine, dürüstlüğüne, objektifliğine yüz yüzde güven duyduğum, bu konuda güçlü deliller ileri süren Yasemin Çongar'a inanmayacağım da, Genelkurmay'ın verdiği bilgileri doğru kabul edeceğim?

Hangi gerekçeyle?

Kurumlar doğru söyler varsayımıyla mı?

Bu ülkeyi yıllarca kasıp kavuran, hâlâ izleri sürülen, mahkeme kayıtlarına adıyla sanıyla geçen JİTEM'in varlığını yıllardır reddeden Genelkurmay Başkanlığı değil midir?

Bu açıklama skandalı ortadan kaldırmamış, tersine ivme kazandırmıştır.

Hesap vermesi gereken hesap istiyor…

Yine, “kurumumuz karalanıyor” gerekçesini ileri sürerek…

Şöyle diyor açıklama:

'Türkiye'ye teslim edilmesi düşünülen teröristlerle ilgili haber' tamamen hayal ürünü olup, yalanı yalanla örtme ve hedef saptırarak kurumları karalama amacını taşımaktadır…”

Ne ala…

Evet ortada bir karalama var…

Ama karalayan kim?

ali bayramoğlu...
Hudson iddialarını 3 kişi doğruladı!

ABD'li düşünce kuruluşu Hudson Enstitüsü'nde karanlık senaryoları konu alan toplantıya ilişkin haberler Hudson'daki toplantıya katılan bir isim tarafından ilk kez doğrulandı.
13 Haziran'daki toplantıya iştirak eden Henri Barkey, CNN Türk'te, gazeteci Yasemin Çongar'ın haberlerinin 'gerçeğe aykırı' olmadığını belirtti. Böylece eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu'ya suikast, terör örgütünün İstanbul'da kanlı bir saldırı düzenlemesi ve Türkiye'nin Kuzey Irak'a girmesi gibi senaryoları ele almak üzere düzenlenen toplantı, içeriden teyit edilmiş oldu. Lehigh Üniversitesi Öğretim Üyesi Barkey'in doğrulaması, toplantıda bazı katılımcıların "Bazı PKK liderlerinin ABD tarafından yakalanıp Türkiye'ye teslim edilmesinin AK Parti'ye yarayacağı" görüşünü savunduğunu da netleştirdi. TÜSİAD'ın Amerika temsilcisi Abdullah Akyüz ile gazeteci Cengiz Çandar da kendi kaynaklarının, basında çıkan senaryoları doğruladığını kaydetti. Hudson Enstitüsü'ndeki toplantıya katılan Henri Barkey, Genelkurmay'ın isim vermeden eleştirdiği ve haberlerini "maksatlı bir girişim" olarak değerlendirdiği Milliyet Gazetesi'nin Washington temsilcisinin hazırladığı "Burası Washington" programında önemli açıklamalarda bulundu. CNN Türk'te dün yayınlanan programda konuşan Barkey'in beyanatı, Zaman'ın da yayınladığı haberleri doğruladı. Ayrıntılı konuşmaktan kaçınan Barkey şunları kaydetti: "Şimdi bakın bu toplantıların bazı kuralları vardır ve ben bu yüzden bunun hakkında bir şey söyleyemem. Fakat mademki bu kadar tartışıldı, sırf şunu vurgulamak istiyorum; o da Yasemin (Çongar), ben senin haberlerini okudum; ama orada gerçeğe aykırı bir şey görmedim. Bununla yetineceğim."

Milliyet'in haberinde, tartışmalara sebep olan toplantıda Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu'ya suikast, terör örgütü PKK'nın İstanbul'da kanlı bir saldırı düzenlemesi, K.Irak'a askerî harekât gibi karanlık senaryoların konuşulduğu belirtilmişti. Haberde, bazı katılımcıların "K.Irak'taki PKK liderlerinin ABD tarafından yakalanıp Türkiye'ye teslim edilmesinin AK Parti'ye yarayacağı" görüşünü dile getirdiği bilgisi de yer alıyordu.

Programda hazır bulunan TÜSİAD'ın ABD temsilcisi Abdullah Akyüz de kendi kaynağının basına sızan haberleri doğruladığını bildirdi. Akyüz, "Olmuş bir toplantı, benim bir kaynağım da, sizlerin dışında bir kaynağım da aynen senin (Yasemin Çongar) yazdığın şekilde doğruladı bunları." ifadelerini kullandı.

CNN Türk'teki programa katılan gazeteci Cengiz Çandar da kaynaklarının ilgili haberleri doğruladığına dikkat çekti. Senaryonun ortaya çıkmasından sonra Washington'a geldiğini aktaran Çandar, Hudson Enstitüsü'ndeki kapalı toplantıya katılan isimlerle kendisinin de görüştüğünü kaydetti. Cengiz Çandar, "Yalanlanan şeylerin doğru olduğunu söylüyorlar." diyerek birçok kaynağın aynı bilgileri verdiğini ifade etti. Dış Haberler Servisi

'Askerî ataşe, iki öğretim görevlisini fırçaladı'

Hudson Enstitüsü'ndeki kapalı toplantıda ortaya atılan 'felaket senaryoları' hakkındaki tartışmalar sürerken, gündeme yeni iddialar geldi. 24 Haber moderatörlerinden Fuat Kozluklu, 2006 yılında ABD'deki Türk Silahlı Kuvvetleri ataşesinin think tank kuruluşlarının Türkiye masası uzmanı iki akademisyeni, hükümetin lehine raporlar yazdıkları için fırçaladığını söyledi.

Star Gazetesi'ne yaptığı açıklamada ABD'de görev yaptığı dönemde düşünce kuruluşlarının toplantılarına girdiğini anlatan Kozluklu, 1998 yılında Fazilet Partisi'nin kapatılacağının yine bir düşünce kuruluşunda konuşulduğunu ifade etti. Bu tip senaryoların oluşturulma sebebinin Amerikan çıkarlarının nasıl etkileneceğini öngörmek ve buna göre önlem almak olduğunu söyleyen Kozluklu, 2006 yılı sonuna doğru Washington'daki Silahlı Kuvvetler ataşesinin, bir düşünce kuruluşunda çalışan iki Türk akademisyeni "Türkiye'deki iktidara prim verecek yönde raporlar yazıyorsunuz. AK Parti'nin başarılılığını, giderek merkez partisi olduğunu ima ediyorsunuz, kendinize gelin." şeklinde azarladığını dile getirdi. Söz konusu Türk akademisyenlerin adını bildiğini kaydeden Kozluklu, "İnkar ederlerse isim de veririm." dedi
Logged

allame-i ulul arz  a bağlandım...
« Yanıtla #5 : Haziran 29, 2007, 11:01:09 ÖÖ »
selendii
Üye Bilgileri Selendili
****

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 326


Ynt: Aptal yerine konulmak

Bir skandaldan diğerine: Bu çetenin şefi kim?
İlk bakışta Türkiye'nin sorunları devletle ilgili sorunlardır. Bu ilk bakış önemli ölçüde doğrudur da... Bizim “saray kavgaları” adını verdiğimiz devlet içi gerginlikler, adeta düzenli ve sürekli bir biçim kazanmış yönetim krizleri ülkenin dengelerini alt üst eder...

Yine öyle bir dönemden geçtiğimiz ortada...

Saray kavgaları çok boyutludur. Ülkeyi boğarlar. Boğmakla kalmaz derin pislikleri gözler önüne sererler.

Ama bu bize yol aldırmaz. Tersine biraz daha boğar. Biraz daha yorar...

Aylardır gündemden düşmeyen asker ile emniyet arasındaki çekişmesi ve alan savaşı, asayiş alanın askerileşmesine yönelik tepki, bu tür duruma ve gerilime işaret etmiyor mu?

Son örnek iyice vahim...

Hafta başı Dink davasının ilk celsesi yapılacak...

Dink cinayetinin planlandığı mahal olan Trabzon Pelitli'de güvenlik görevlilerinin ihmali üzerine yapılan idari soruşturma asker sivil gerginliğine kurban gitmiş görünüyor.

Nasıl?

Soruşturma raporunda mülkiye başmüfettişleri askerlerin savunmalarına itibar etmeyerek askeri personelin kusur ve ihmali bulunduğunu belirtiyor. Buna karşılık askeri müfettişlerse suikastı muhbirleri vasıtasıyla önceden bilen emniyet personelinin jandarmaya gerekli uyarıyı yapmayarak kusur işlediği görüşünü savunuyor.

Bu nasıl iştir?

Yetmiyor...

Soruşturmada askerlerin, neredeyse tek ağızdan çıkmış izlenimi veren birbirinin benzeri ifadeleri verdiği ortaya çıkıyor. Bütün ifadeler neredeyse aynı kelime ve cümlelerle, kendilerinin muhbiri olduğunu açıklayan, aralarından bir kaçını tespit eden İğci'nin polis tarafından “jandarmanın yıpratılması maksadı”yla yönlendirildiğini vurguluyor.

İtişme ve hasır altı etme çabası bundan da ibaret değil...

Dahası var...

Dink suikastının Pelitli'de önceden bir çok kişi tarafından bilindiğine ilişkin beyanlarla ilgili olarak, dinlenilen jandarma görevlileri şöyle diyor:

“Cinayetin Pelitli'de herkes tarafından bilinmesi mümkün değildir. Sadece bir grup içindeki birkaç kişi bilmektedir. O.S.'nin babasının bile oğlunun bu cinayeti işleyeceğine dair bir bilgisi yoksa nasıl herkes bilebilir? Herkes bilse bizim de haberimiz olur ve tedbir alırdık...”

Mülkiye müfettişleri ise bu savunmayı “mantıksız” diye niteliyor. Ve rapora, “Hayatın normal akışı içerisinde ve aile kurumunun işleyişinde böyle bir gerekçenin kabul edilebilmesine imkân yoktur. Zira hangi aile böyle bir cinayetin planlandığını duyar da o ailenin fertleri bilhassa baba olan kişi bunu engellemek için harekete geçmez. Bu savunmaya itibar etmek mümkün değildir” satırlarını ekliyorlar...

Ne var ki asker müfettişler bu satırlara da muhalefet ediyor...

Dink ailesinin avukatları bu raporun sonucunda valiliğin verdiği jandarma görevlileriyle ilgili olarak, ikisi dışında soruşturma gerekmez kararına itiraz ediyorlar.

Bölge İdare Mahkemesi itirazı reddediyor.

Dosya bir yönüyle kapanıyor...

Ama Pazartesi günü Dink Davası başlayacak...

Çeteler ortalarda cirit atıyor...

Çete üyeleri emekli asker çıkıyor...

Şemdinli kararını veren mahkeme heyetinin üyeleri dağıtılarak başka şehirlere tayin ediliyor...

Biz meydanlarda seçim kampanyalarında demokrasi nutukları atan siyasi dinliyoruz.

Bunlar değil midir, devlet içindeki otoriter eğilim değil midir, askeri vesayetin kaldıraçlarından birisi görevini yerine getiren...


Ali Bayramoğlu
Logged

allame-i ulul arz  a bağlandım...
Sayfa: [1]   Yukarı git
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Arsiv

Powered by SMF 1.1.7 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks

Powered by sincX Solutions